20-02-2024, 10:45
Ateşli Silahların Tarihçesi:
Barut: Ateşli silahların tarihi barutun keşfi ile başlar. Ancak barutu kimin ve ne zaman keşfettiği bilinmemektedir. Prof.J.K.Partington milattan sonra bin yıllarından önce Çinlilerin güherçile esaslı barut kullandıklarını bildirmekte ise de 12. yy’da İspanya’da Müslüman Endülüslerin kolayca tutuşabilen tozlarla uğraştığı göz önüne alındığında bu tozların Çin’e Kuzey Afrika üzerinden müslüman tüccarlar tarafından götürüldükleri görüşü daha ağır basmaktadır. Çin’de barut hakkındaki ilk yazılı belgeye bu tarihten sonra rastlanmıştır. 1776 yılında Doğu Hindistan Şirketi tarafından eski Sankritçe yazılarının çevrilmesi ile barutun Hindistan’da beşyüzyıldır bilindiği ortaya çıkmıştır. Tüm tartışmalara rağmen barutun önce kimler tarafından bulunduğu ve hangi amaçla kullanıldığı tam olarak açıklanamamıştır.
Karabarut: İnsanlığın bildiği en eski patlayıcı, karabaruttur. 13. yy’dan beri Avrupa’da bilinmekte ve kullanılmaktadır. O zamanlarda %15 mangal kömürü, %10 kükürt ve %75 güherçile (potasyum nitrat) karışımından oluşmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kullanılan barut %15,6 kömür, %10,4 kükürt ve %74 güherçile içeren karışımdı. Bu tür barutta güherçile yanıcı, kömür ve kükürt ise yakıcıdır. Kapalı yerde çabuk yanıyor ve patlıyordu. Bu karışım 16. yy ortalarına kadar ‘’Serpentine’’, bu tarihten sonra ‘’Corned’’ olarak biliniyordu. Bu toz birden patlayarak sıklıkla kazalara sebebiyet veriyordu. Karabarutun birçok modifiye edilmiş şekilleri geliştirildi.
Dumansız Barut: Karabarut fazla duman çıkarması ve artık oluşturması sebebiyle yerini dumansız baruta bırakmıştır. Tek veya çift bazlı olabilir. Dumansız barutun temel maddesi nitroselülözdür. Tek bazlı türünde baz nitroselülöz, çift bazlı türünde baz nitroselülöz ve nitrogliserindir. Nitroselülöz uygun çözücülerle homojen katı bir maddeye dönüştüğü zaman sadece yüzeyel olarak yanar ve ani patlama göstermez. İtici etkisinden dolayı tercih sebebi olmasına yol açmıştır. Nitroselülözün üretiminde ilk adım nitrik asit ile selülöz elyafın birleştirilmesidir. Bu şekilde meydana gelen selülöz nitrat, karbon monoksit, karbondioksit, nitrojen, hidrojen ve buhar meydana getiren patlayıcı bir maddedir. Dumansız barutlu silah ateşlendiğinde yara etrafındaki is’in rengi daha az dikkat çekicidir. Yandığı zaman hacminin 900-1000 misli patlama gazı meydana getirir. Tarihi açıdan dumansız barut ilk önce av tüfekleri için geliştirilmiştir. Harrison’a göre dumansız barutun av tüfeklerinde ilk defa başarılı bir şekilde kullanımı 1864’de Prusya Ordusunda Yüzbaşı E.Schultze tarafından gerçekleştirilmiştir. Berg ise, ilk kullanımın Fransa‘da 1884’de M.Vieille’ye ait olduğunu söylemektedir. Bundan 3 yıl sonra Alfred Nobel, %40 nitrogliserin ve %60 nitroselülöz birleşimi ile birlikte ‘’Ballistite’’ diye adlandırılan dumansız barutu icat etmiştir. Bundan sonra seri halde kısa namlulu silahlar yapılmaya başlanmıştır. Tüm bunların yanında yarı dumansız baruttanda söz edilebilir. Genellikle %85 karabarut ile %15 dumansız barutun karışımıdır ..
1900’lü yıllara gelince çoğu askeri tüfeklerde dumansız barut kullanılmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde E.I.duPont deNemours Şirketi başlıca dumansız barut imalatçısıydı. Onların imal ettiği barutlarda esası teşkil eden madde sadece nitroselülözdü. 20. yy’ın başlarında Hercules Barut Şirketi, nitrogliserin ve nitroselülözden oluşan çift bazlı dumansız barutu imal etti. Dumansız barut giderek yaygın bir şekilde kullanılmaya başladı. Bunun nedeni dışardan ilave bir oksijen gereksinimi olmaksızın, silahın bir bölümünde yanmasına olanak sağlayacak yeterli oksijeni, bunun bileşenlerinin ihtiva etmesiydi. Silah içinde barut tutuşturulduğunda, oluşan ısı ve gaz, basıncı arttırarak daha fazla ısı, yanma ve patlamaya yol açıyordu. Tarihsel olarak gelişimini ve etkisini arttıran baruta benzer şekilde, ateşli silahlarda da bir aşama görülmüştür. Bu aşamalar daha çok ateşleme sistemlerinde, namlular ve mermilerde gerçekleştirilmiştir.
A-Ateşleme Sistemleri:
*El topu (14.yy): Büyük toplarda kullanılan sistem daha küçültülmüş ve elde taşınabilir kaba silah şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar basitçe bir ucu açık demir veya pirinçten yapılı borulardan oluşuyordu. Kapalı ucunda bir deliği vardı. Bu
boruların uzunluğu 23cm. Civarındaydı. El topunun ateşlenmesi için yanan bir çubuk, akkor haline getirilmiş demir parçası veya bir kor parçası kullanılmıştır.
*Kibrit ile ateşleme sistemi (1450): El toplarındaki sistem biraz daha geliştirilerek ateşleme kibrit ile sağlanmaya başlanmıştır. Bu sistem el topuna benzer özellikler taşıyan silaha özel olarak yanıcı bir cisime batırılmış kordonu, barut ile temasa getiren bir aygıt eklenmiştir. Yine bu dönemde yiv açılma işlemi uygulanmaya başlanmıştır. Yiv’in icadının Almanya veya Avusturya’da olup olmadığı bilinmemektedir. Fakat 1493 ile 1508 yılları arasında ilk kullanılan yivli silahların, Alman imparatoru Maximillan I’in silahları olduğu bilinmektedir.
*Tekerlekli ateşleme sistemi (1517): Johann Kiefuss adında bir Alman tarafından bulunmuş olan bu sistemde, piritten, elle kurulan bir yay vasıtası ile döndürülen, kenarı tırtıklı bir tekerlek vasıtasıyla ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatılıyordu. Bu sistem ateşlemenin daha hızlı ve daha garantili hale getirilmiş bir şekli olmuştur.
*Çakmaklı silahlar (1550-1615): Bu tür ateşli silahlar da evre evre gelişmiştir. 1550 yıllarında ilk türlerine İskandinavya’da rastlanmıştır. Bu silahların ateşleme sisteminde tetik ile düşürülen çakmaktaşı bağlanmış bir horoz, çarpma bölümüne vurmak suretiyle ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatırdı. Buna benzer sistemlerden İskandinav tipinde, biraz daha geliştirilmiş çarpma tablası vardı ve ateşleme kabı ile bir ünite olarak birleştirilmişti. En sonunda Fransa’da gerçekleştirilen çakmak sistemi ortaya çıkmıştır. Bu türde en önemli değişiklik ilk modellerde açıkta ve dışta olan ateşleme sisteminin, tüfeğin iç bölümüne yerleştirilmiş olmasıdır. 15. yy’ın sonları ile 16. yy’ın başlarında kavisli yivin kullanıldığına dair kanıtlar bulunmaktadır. 1577 ile 1648 yılları arasındaki dönemde yivli silahlar ilk defa askeri amaçlı olarak Danimarka’da kullanıldılar.
*Hazne dolumlu ateşli silahlar (1776): Ağızdan doldurulan ilkel tüfek yerine bu yılda ilk defa haznesi mermi ile doldurulan tüfekler ortaya çıkmıştır. 1776 yılında İngiliz ordusunda Ferguson markalı ve bu türde ateşli silahlar kullanılmaya başlanmıştır.
*Revolver (1835): 1835’de Samuel Colt ilk revolverinin patentini almıştır. Bu ilk model revolverde top kısmında açılmış birkaç mermi yatağı, ateşlenecek mermiyi namlu hizasına getiriyordu.
*Makineli silah (1884): 2 Mart 1963 tarihli İngiliz Kraliyet Cemiyeti’nin kayıtlarına göre, yarı otomatik silahların prensipleri İngilizler tarafından bulundu. Bununla birlikte yarı otomatik silahların geliştirilmesi 1881 ile 1883 yılları arasında bir Amerikalı olan Hiram Maxim tarafından yapıldı. Amerika Birleşik Devletlerinde, Hiram Maxim tetik basılı kaldığı ve şarjörde mermi bulunduğu sürece silahın geri tepmesi ile dolumu sağlayan ve ateşe devam eden ilk makineli silahı meydana getirmiştir. Bu buluş, savaşlarda oldukça büyük etkiler yapmıştır.
*Otomatik tabanca (1892): Bu tür tabancalara yarı otomatik veya kendiliğinden dolan tabancalar ismi de verilebilir. Her atış için tetiğe ayrı olarak basmak gerekmektedir. Bu tür ilk ateşli silahlar Avusturya’da Schonberger tarafından imal edilmiştir. Ticari olarak ilk başarılı yarı otomatik tabanca Amerikalı Borchard tarafından 1892’de üretilmiştir.
B-Mermilerdeki Gelişme:
İlk mermi (1575): Merminin ilk şekli bugünkü mermilerle pek az benzerlik göstermiştir. Temel olarak, mermi çekirdeği ve yeterli ölçüde barutu içeren bir kâğıt paket şeklinde kullanılmıştır. Bu sistemin avantajı, ateşli silahı doldurmada çabukluk sağlanmış olması ve taşıma işlemi esnasında barut kaybının önlenmesiydi. Daha iyi vuruş gücü ve etkinlik elde etmek için küresel mermi modern mermilere benzeyecek şekilde uzatılarak ağırlık ve vuruş gücü arttırılmıştır.
*Vurma sistemi (1807): Bu sistemi bir İskoç papazı olan Alexander J.Forsyth geliştirmiştir. Bu sistemde patlama özelliği taşıyan bileşikler ince parçalar haline getirilir ve bunlara çarpan bir horoz, bu bileşikleri patlatarak barutu ateşlerdi.
*Çarpma kapsülü (1814): Philadelphia’lı Joshua Shaw, Forsyth prensiplerini kullanarak çarpma kapsülünü geliştirmiştir. Bu kapsülde patlayıcı bir bileşik bulunuyordu. Bu sistem dolma tüfekler için en çok kullanılan ateşleme sistemi olmuştur.
*İğne vuruşu ile ateşlenen mermi (1836): Bu tip mermi Fransa’da Lefaucheux tarafından geliştirilmiştir. Çıkıntılı bir iğne, buna çarpan horoz etkisiyle ateşleme karışımının olduğu kısma girerek, kovanda ateşlemeyi sağlardı. Bu tip mermi, mermi çekirdeği, barut ve ateşleyicinin hepsini bir tek mermide taşıyan ilk mermi modeli olmuştur.
*Çevresel vuruşlu mermi (1845): Fransa’da Flobert tarafından geliştirilmiştir. Bu kovanda ilk ateşleyici bileşiği, merminin arka bölümünde ve çevresinde boş olarak düzenlenmiş kenar kısmına konur. Ateşleme iğnesi veya horozun bu bölüme çarpması sonucunda barutun ateşlenmesi sağlanırdı.
*Merkezi vuruşlu mermi (1858): Bu mermi türünü Morse geliştirmiştir. Ateşleyici taşıyan kapsül merminin arka bölümünde yer alır. Bu kapsüle iğnenin çarpması sonucu kapsül içindeki ateşleyici, barutun ateşlenmesini sağlar. Gerek çevresel vuruşlu mermiler, gerekse merkezi vuruşlu mermiler bugün modern silahların standardı olarak kullanılmaktadırlar.
C-Namlulardaki Gelişme:
Bir ateşli silahın imalat işlemleri sırasında sert bir çelik çubuk, çelik bir namlu haline getirilmek için bir uçtan diğer uca kadar delinir. Ardından namlunun iç tarafı ateşleme işlemi denilen çevrilme ile tam olarak düz hale getirilir. Yivsiz namlu, bu şekilde yapılır ve yuvarlak, küresel kurşun bir mermi bu namludan ateşlenebilir. Bu silahın en büyük dezavantajı kullanılan küresel mermi namlu çapında olsa bile namluya tam olarak uymaz. Yanan barutla oluşan basınçlı gazların önemli bir kısmı küresel merminin kenarlarından ön tarafa geçerek silahın etkinliğini azaltır. 16. yy.da savaşan askerler açısından namlu ağzından silahın doldurulması işleminin kısa bir süre sonra pratik olmadığı görüldü. Bu nedenle namlunun dip kısmından doldurulabilen ve birkaç defa ateşlenebilen silahların yapımına girişildi. Bu sistemde ayrı bölümler önce dolduruluyordu. Daha sonra bu kısım namlu dibine yerleştiriliyordu. Namlu dibinden doldurma konusunda yapılan çalışmalar, bir eksen etrafına yerleştirilen birkaç namludan oluşan bir silahın yapımına yol açtı. 18. yy’ın erken ve orta dönemlerinde savunma için kullanılan bu silahlar heybetli görünümde olan el silahları idi. Bu silahlar 14gr. veya daha fazla ağırlıkta olan bir mermiyi atabilen 15-20cm. Uzunluğunda bir namluya sahiptiler. Bu el silahlarının ilkinde ilk atıştan sonra namlu kısmı el ile döndürülerek daha sonraki atışlar için aşağıdaki dolu bir namlunun pozisyonuna getiriliyordu. Üst üste bir çift namlunun bulunması, ayrı ayrı ve yeniden doldurmaksızın dört atışın yapılmasına olanak sağlıyordu. Orta çağda, 15 veya daha fazla namlusu olan birkaç silah yapıldı. Bununla birlikte bu silahların çoğunda namlu sayısı altıdan azdı. Bunların çoğunda modern tek veya çift namlulu silahların çapının yaklaşık olarak, yarısı kadar olan bir namlu çapı bulunuyordu. Çok sayıda namlusu bulunan bu eski silahlara günümüzde ‘’Pepperbox” denilmektedir. Yanan barutun basınç etkisinden daha fazla yararlanmak için namlunun boyu uzatılmıştır. Ancak burada da bazı komplikasyonlarla karşılaşılmıştır. Mermi taklalar atarak çabucak hızını kaybetmiş ve uzun namlulu silah kullanışsız duruma düşmüştür. Namlulardaki en büyük gelişme namlu içine yiv ve setlerin açılması ile oluşmuştur. İlk kayıtlara 1450 ile 1500 yılları arasında rastlanmıştır. Almanya ile Avusturya’dan çıkarak yayıldığı görülmüştür. Yaygın olarak kullanımı seneler sonra gerçekleşmiş ve şekilleri değişerek günümüze kadar gelmiştir. Böylece mermi, katettiği yolun büyük çoğunluğu boyunca takla atmadan ve sallanmadan yol almaya başlamıştır. Merminin kendi çevresinde dönüşü, namlu uzunluğundan bağımsız olarak uzun mesafelerde bile mermiye etkinlik kazandırmıştır. Namlu içindeki yivler, şu anda genellikle namlunun içerisine bir kere de spiral oluklar açan bir matkap aracılığı ile yapılmaktadır. İşlem sırasında çelik namlunun içerisindeki çok küçük sert parçalar matkabın kesici ucuna zarar vermekte ve bu zararın oluşturduğu iz, bu namlu içersindeki tüm yiv boyunca devam etmektedir. Böylece her yiv oluğu, içerisinde matkabın kesici ucuna uyan bir dizi iz oluşturur. Bu izler matkabın her kullanılışında değişmekte, ayrıca aynı namlu içerisindeki her yivde de değişmektedir. Bu nedenle aynı imalatçı tarafından üretilen iki silah namlusundaki izlerin şeklinin aynı olması mümkün değildir. Böyle bir namludan geçen merminin yüzeyinde karakteristik çizgiler oluşacaktır. Çeşitli gelişmeler sonucunda silahlar, 18. yy’ın son yarısında fonksiyonel açıdan en yüksek duruma ulaştılar. Daha eski modellerde namluların birleştiği kısmın her atışta el ile döndürme zorunluluğu bulunmakta ise de, 1830 yılında Londra’lı Joseph Land’ın çalışması sonucunda namluların birleşme yerinin döndürülmesi işlemi mekanik hale getirildi. Bu Pepperbox silahlarının dezavantajı, tetik çekildiğinde namlunun otomatik olarak dönmesinin yanı sıra horozunun kalkarak, hedefin görülmesini zorlaştırmasıydı. Samuel Colt 1835 yılında nişan alma sorununu çözdü. Colt, bölümler ihtiva eden, silindiri bulunan ancak silahın namlusunun sabit kaldığı bir tabanca (revolver) geliştirdi. Samuel Colt bunu, silindiri döndüren ve her atıştan sonra aynı hizada kilitlenen bir iç mekanizma geliştirerek sağladı. En büyük dezavantajı silindirin önünden, her bölümün barut ve mermi ile doldurulmasıydı. Arka tarafta her bir bölümün baş kısmında küçük bir kapsül yer alıyordu. Bu yapı da işlemi yavaşlatıyordu. Pepperbox tipindeki ilk Fransız revolveri 1851 yılında yapılan Lefaucheux idi. Yapımından hemen sonra arkadan doldurulan mermilerle birlikte birçok revolver ortaya çıktı. 1900’lü yıllarda en fazla gelişimi bu toplu tabancalar (revolver) gösterdi. Bundan sonraki gelişimleri ise pek fazla değildi. Manufrance gibi 0.25 kalibrelik otomatik silahlar ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’ndan önce Colt 0.45 modeli ve Luger gibi daha geliştirilmiş silahlardan bazıları yapıldı. İkinci dünya savaşından sonra keşfedilen ve silahların namlu ucuna takılan susturucu (silencer) denilen alet patlamanın sesini hafifletmiş; ancak, atış mesafesi tayinini güçleştirmiştir.
Balistiğin Tarihçesi
Bugünkü balistik biliminin kökeni 1800’lü yılların ortalarına dayanmaktadır. Bu tarihlerde bazı esas ve basit prensipler silah ayrımına uygulanmıştır. Bu prensipler daha sonraki yıllarda giderek genişlemiş ve 20. yy’ın başlarında balistik bir bilim olarak ortaya çıkmıştır.
A-İlk Balistik Uygulamaları:
*Londra (1835): Henry Goddard adında bir polis, olayda elde edilen ve çentik taşıyan bir mermi çekirdeğini kendisinin döktüğü ve bütün kalıplardan aynı çentiği taşıyan mermi çekirdeklerine benzerliğini göstererek katil’in mahkûm olmasını sağlamıştır.
*Amerikan iç savaşı (1863): Amerikan iç savaşı sırasında 2 Mayıs 1863’de Virginia, Chancellorville’de Güneylilerin komutanlarından General Stonewell Jackson’un beklenmeyen bir şekilde yaralanarak ölmesi olayında elde edilen mermi çekirdeğinin şekil ve çapından tanımını yaparak, bunun eski tip piyade tüfeklerinde ve genellikle Hill’in tümeninde kullanılan bir tip olduğu ortaya çıkarmıştır. Generalin kendi askerlerinden birisi tarafından kazaen vurulduğu anlaşılmıştır. Kuzey Ordusunda kullanılan mermi çekirdeklerinin generalin ölümüne yol açan mermi çekirdeğinden çok farklı olduğu tespit edilmiştir.
*Minnesota (1897): Minnesota’daki olayda Edward Lawlor, mermi çekirdeğindeki set izlerinin basit tanımını yapmıştır. Winona kentinde, bir genelev işleten French Lou adında bir kadın yüzünden üç genç kavga eder. Bunlardan birisi tabanca ile öldürülür. Sağ kalan iki kişiden hangisinin katil olduğu araştırıldığında, silahların balistik incelemesi yapılır. Olayda kullanılan tabancalardan birisi 32 cal. Smith and Wesson, diğeri ise 32 cal. Hood revolveridir. Duruşma sırasında bilirkişi olarak dinlenen bir silah tamircisi, Smith and Wesson’un namlusunun yivli ve setli olduğunu, Hood marka revolverin namlusunun ise düz boru şeklinde olup sadece uç kısmında gerçek olmayan bazı setler olduğunu belirtmesi üzerine, cesetten elde edilen mermi çekirdeklerinin görünüşünden, katilin 32 cal. Hood marka revolveri taşıyan kişi olduğu ortaya çıkmıştır.
*Buffalo, Newyork (1900): Yiv izlerinden mermi tanımlanması hakkındaki ilk önemli kaynak olan “mermi ve silah” adındaki makale Dr. Albert L.Hall tarafından 1900 Haziranında Buffalo Medical Journal’de yayınlanmıştır. Makalede ayrıntılı olarak yiv ve setlerin ölçümlerinin nasıl yapıldığı, mermi çekirdeği çapının nasıl tespit edileceği açıklanmıştır. Aynı zamanda mermi çekirdeğinin şekil ve tiplerinin üreticilere göre gösterdikleri değişikliklere de değinilmiştir.
B-Balistiğin Bilim Olarak Gelişmesi:
1900’lerin ilk yıllarında balistik bilimi, mermi çekirdekleri ve mermi kovanlarının bir silaha bağlanabileceği veya belirli bir silahtan atılmış olabileceğini ortaya koyabilecek bir noktaya ulaşmıştır.
*Brownsville, Texas ayaklanması (1907): 1907’de Texas Brownsville’de Amerikan ordusunun bir piyade alayının çıkardığı ayaklanmadan sonra, elde edilen bazı mermi çekirdekleri ile birlikte 30 kalibre tüfeklerden atılmış 39 kovan ve olayda kullanıldığından şüphelenilen tüfekler, Frankford Tophanesine tetkik edilmek üzere gönderilmiştir. Tophanedeki personel tarafından yapılan incelemede, hazne arka yüzünün mermi kovanlarında meydana getirdiği izlerin benzerliğine dayanılarak, 33 kovanın şüphe edilen tüfeklerden dördü tarafından atıldığına karar verilmiştir. Olayda elde edilen diğer altı mermi kovanı ile teslim edilen diğer tüfekler arasında bir bağ kurulamamıştır. Mermi çekirdekleri hakkında da bir karara varılamamıştır.
*Paris, Fransa (1909–1923): Paris Üniversitesi’nde Adli Tıp profesörü olan V.Balthazard tarafından açıklanan bir yöntemde delil olarak gönderilen ve deney atışından elde edilen mermi çekirdekleri üzerindeki set izlerinin seri fotoğrafları alınıyor, sonra büyütülerek karşılaştırılıyordu. Balthazard aynı zamanda silahın iğnesi, fırlatıcısı, iticisi ve haznesinin arka yüzünün bıraktığı izlere ve onların karşılaştırılmasına dayanan fotoğraflar vasıtası ile mermi kovanın hangi silahtan atıldığını saptamıştır. Aynı yıllarda bu tür çalışmalar İngiltere’de Sir Sydney Smith, Hugh Pollard ve A.Lucas tarafından yapılmıştır.
*Newyork (1925): C.E.Waite, Philip O.Gravelle, John H.Fisher ve Calvin H.Goddard bir araya gelerek Bureau of Forensic Ballistics adında bir büro kurmuşlardır. Mermi çekirdeği ve mermi kovanı ayırımında mukayese mikroskobu kullanılmıştır. İlk defa uygulanan bu yöntem bugün bile kullanılan standart bir yöntem olarak kalmıştır. Bu büro, daha sonra namlunun içini inceleyen ve setlerin kıvrımını ölçmeye yarayan Helixometer’i geliştirmiştir. "Adli balistik" deyimi de o sıralarda Goddard tarafından kullanılmıştır. Goddard daha sonra laboratuarını Chicago’ya nakletmiş ve 1930 yılında Nortwestern Üniversitesinde Scientific Crime Detection Laboratory’ını kurmuştur.
Balistik bilimi hızla gelişerek günümüzde şu disiplinlere ayrılmıştır:
a) İç Balistik: Ateşli silahın tetiği çekildikten sonra mermi çekirdeğinin namlu ağzını terkedinceye kadar geçen sürede mermi kovanı ve mermi çekirdeğinin durumunu inceler. Balistiğin bu bölümü, kapsül, kapsül ateşlenmesi, barutlar, yanma hızı, yivler, yivlerin sayısı, hazne, namlu boyutları ve hızla ilgilenir.
b) Dış Balistik: Mermi çekirdeğinin namlu ağzından çıktıktan sonra hedefe çarpıncaya kadar geçen zaman içerisinde havanın direnci, mermi çekirdeğinin yer çekimi etkisinde kalması, yere düşüşü, sürüklenişi ve dengesi ile ilgilenir.
c) Terminal Balistik: Mermi çekirdeğinin hedefe çarptıktan sonra, duruncaya kadar yaptığı delme gücü, enerjisini çarptığı cisme iletmesi gibi etkilerle ile ilgilidir. d) Yara Balistiği: Terminal balistiğin bir parçası olup insan ve hayvanlarda meydana gelen yaralarla ilgilidir.
e) Adli Balistik: Ateşli silahlarda kullanılmış mermi çekirdekleri ve kovanların incelenmesi sonucunda belli bir silahtan atıldığını tespit ederek, olaya karışmış diğer silahların ayırımı ile uğraşır. Saçmaların ve barut artıklarının dağılışşeklinden, atış mesafesi tayinini yapar. Ateşli Silah Yaralarının Tespiti ve Laboratuar Yöntemlerindeki Bazı Gelişmeler:
*1878 yılında Prag'da Adli Tıp profösörü olan Hoffmann ateşli silahlarla yapılan bitişik atışlarda giriş yarasında yuvarlak bir boşluk oluştuğunu görmüş ve bitişik atışın tayini için çok önemli olan bu boşluğa "maden deliği" demiştir. Halen "Hoffmann boşluğu" olarak anılmaktadır. *1939 yılında Fransa'da V.Balthazard ateşli silah yaralarının özelliklerini tanımlamıştır.
*Ateşli silahı kimin kullandığını bulmak için, ateşli silah artıklarının araştırılması düşünülmüş ve bu amaçla 1933 yılında Gonzales Testi olarak
bilinen “Parafin Testi” geliştirilmiştir. *Mathews ise, 0.25gr. Diphenylbenzidin’in 100cc. %70’lik sülfirik asit içerisinde eritilmesi ile elde edilen bir solüsyon kullanmıştır. *Steinberg’in uyguladığı yöntemde aseton ile ıslatılmış pamuk svabların şüpheli ele sürülmesi ile barut artıklarının svaba geçmesi sağlanmıştır. *Barut artıklarının aranmasında daha etkili ve özellikli olan bir yöntem de, Griess yöntemidir. Griess reaktifi kullanılarak spektroskopik yöntemle niceleyici nitrit tayini yapılmıştır.
*Harrison ve Gilroy Testi; Artıkların toplanması ve testte kullanılan bileşikler bakımından parafin testinden değişiklik gösterir.
*E.P.Martin ve F.Sturzinger 1974 yılında elde bulunma ihtimali olan atış artıklarının alkol veya sulandırılmış nitrik asitle ıslatılmış hidrofil tipte bir pamuk parçası ile alıp kurşun, bakır, baryum, antimon gibi elementleri sürüm spektrografisi ile tespit etmeye çalışarak, şüpheli kişilerin ellerinde adam öldürme delillerini bulmak için bir yöntem ileri sürmüşlerdir.
*K.K.S.Pillay1974 yılında film tabakası haline getirilmiş saf selülözü barut veya ateşli silah artıkları bulunması muhtemel yüzeylere tatbik ederek bu numunelerde nötron aktivasyon analizi ile baryum, antimon ve bakır’ın eser miktarlarını aramışlardır.
*Ateşli silah patlama ürünlerini aramak için kullanılan bir diğer yöntem de alevsiz atomik absorbsiyon spektrofotometri yöntemidir.
*Steinberg ve arkadaşları, ateş edenin ellerinde bulunabilecek nitrit iyonlarını spektrofotometrik yöntemlerle incelemişlerdir.
*Giysilerde metallerin tayini için kurşun elementinin tesbitine yarayan sodyum rodizonat testi uygulanmýştır.
*Fotolüminesans tekniği özellikle antimon araştırmalarında yararlıdır.
*J.L.Booker, dumansız barut ve artıklarının tespiti için ince tabaka kromotografisiyle barut artıklarının ayırma ve görüntüleme yöntemlerini tanımlamıştır.
*Yapılan araştırmalar sonunda ateşli silah artıklarının tespiti için gaz kromotografisi ile kütle spektrofotometrisinin birleştirilebileceği görüşü de ileri sürülmüştür.
*S.S.Krishnan, eldeki ateşli silah artıklarından kurşunu, atomik absorbsiyon, spektrometri ile, baryum ve antimonu ise nötron aktivasyon analizi ile kantitatif olarak tayin edecek şekilde iki yöntemi bir arada kullanmıştır. Bu yöntemle ateş eden bir el, ateş etmeyen bir elden ayrılmıştır.
*V.R.Matricardi ve J.W.Kilty ateşli silah artıkları patlama ürünlerini tayin etmede, kapsül bileşiminde bulunan baryum, antimon, kurşun gibi elementlerin miktarlarını tespit etmenin bir sorun olduğuna değinerek, bu elementlerin her birinin ayrı ayrı elde edilebileceği bir test tanımlamışlardır. Bu test scanning elektron mikroskop ve onunla birlikte X ışını analizinden ibarettir.
Balistik ve ateşli silah yaraları ile ilgili olarak yüz yılımızda gerçekleşen sayısız araştırma ve yeniliklerin kapsamı bu yazının sınırlarını aşmaktadır. Günümüzde multidisipliner bir çalışma alanı olan adli balistiğin temellerinin bilinmesi, ateşli silahlarla ilgili yaraların doğru bir şekilde yorumlanmasını sağlamaktadır.
Barut: Ateşli silahların tarihi barutun keşfi ile başlar. Ancak barutu kimin ve ne zaman keşfettiği bilinmemektedir. Prof.J.K.Partington milattan sonra bin yıllarından önce Çinlilerin güherçile esaslı barut kullandıklarını bildirmekte ise de 12. yy’da İspanya’da Müslüman Endülüslerin kolayca tutuşabilen tozlarla uğraştığı göz önüne alındığında bu tozların Çin’e Kuzey Afrika üzerinden müslüman tüccarlar tarafından götürüldükleri görüşü daha ağır basmaktadır. Çin’de barut hakkındaki ilk yazılı belgeye bu tarihten sonra rastlanmıştır. 1776 yılında Doğu Hindistan Şirketi tarafından eski Sankritçe yazılarının çevrilmesi ile barutun Hindistan’da beşyüzyıldır bilindiği ortaya çıkmıştır. Tüm tartışmalara rağmen barutun önce kimler tarafından bulunduğu ve hangi amaçla kullanıldığı tam olarak açıklanamamıştır.
Karabarut: İnsanlığın bildiği en eski patlayıcı, karabaruttur. 13. yy’dan beri Avrupa’da bilinmekte ve kullanılmaktadır. O zamanlarda %15 mangal kömürü, %10 kükürt ve %75 güherçile (potasyum nitrat) karışımından oluşmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kullanılan barut %15,6 kömür, %10,4 kükürt ve %74 güherçile içeren karışımdı. Bu tür barutta güherçile yanıcı, kömür ve kükürt ise yakıcıdır. Kapalı yerde çabuk yanıyor ve patlıyordu. Bu karışım 16. yy ortalarına kadar ‘’Serpentine’’, bu tarihten sonra ‘’Corned’’ olarak biliniyordu. Bu toz birden patlayarak sıklıkla kazalara sebebiyet veriyordu. Karabarutun birçok modifiye edilmiş şekilleri geliştirildi.
Dumansız Barut: Karabarut fazla duman çıkarması ve artık oluşturması sebebiyle yerini dumansız baruta bırakmıştır. Tek veya çift bazlı olabilir. Dumansız barutun temel maddesi nitroselülözdür. Tek bazlı türünde baz nitroselülöz, çift bazlı türünde baz nitroselülöz ve nitrogliserindir. Nitroselülöz uygun çözücülerle homojen katı bir maddeye dönüştüğü zaman sadece yüzeyel olarak yanar ve ani patlama göstermez. İtici etkisinden dolayı tercih sebebi olmasına yol açmıştır. Nitroselülözün üretiminde ilk adım nitrik asit ile selülöz elyafın birleştirilmesidir. Bu şekilde meydana gelen selülöz nitrat, karbon monoksit, karbondioksit, nitrojen, hidrojen ve buhar meydana getiren patlayıcı bir maddedir. Dumansız barutlu silah ateşlendiğinde yara etrafındaki is’in rengi daha az dikkat çekicidir. Yandığı zaman hacminin 900-1000 misli patlama gazı meydana getirir. Tarihi açıdan dumansız barut ilk önce av tüfekleri için geliştirilmiştir. Harrison’a göre dumansız barutun av tüfeklerinde ilk defa başarılı bir şekilde kullanımı 1864’de Prusya Ordusunda Yüzbaşı E.Schultze tarafından gerçekleştirilmiştir. Berg ise, ilk kullanımın Fransa‘da 1884’de M.Vieille’ye ait olduğunu söylemektedir. Bundan 3 yıl sonra Alfred Nobel, %40 nitrogliserin ve %60 nitroselülöz birleşimi ile birlikte ‘’Ballistite’’ diye adlandırılan dumansız barutu icat etmiştir. Bundan sonra seri halde kısa namlulu silahlar yapılmaya başlanmıştır. Tüm bunların yanında yarı dumansız baruttanda söz edilebilir. Genellikle %85 karabarut ile %15 dumansız barutun karışımıdır ..
1900’lü yıllara gelince çoğu askeri tüfeklerde dumansız barut kullanılmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde E.I.duPont deNemours Şirketi başlıca dumansız barut imalatçısıydı. Onların imal ettiği barutlarda esası teşkil eden madde sadece nitroselülözdü. 20. yy’ın başlarında Hercules Barut Şirketi, nitrogliserin ve nitroselülözden oluşan çift bazlı dumansız barutu imal etti. Dumansız barut giderek yaygın bir şekilde kullanılmaya başladı. Bunun nedeni dışardan ilave bir oksijen gereksinimi olmaksızın, silahın bir bölümünde yanmasına olanak sağlayacak yeterli oksijeni, bunun bileşenlerinin ihtiva etmesiydi. Silah içinde barut tutuşturulduğunda, oluşan ısı ve gaz, basıncı arttırarak daha fazla ısı, yanma ve patlamaya yol açıyordu. Tarihsel olarak gelişimini ve etkisini arttıran baruta benzer şekilde, ateşli silahlarda da bir aşama görülmüştür. Bu aşamalar daha çok ateşleme sistemlerinde, namlular ve mermilerde gerçekleştirilmiştir.
A-Ateşleme Sistemleri:
*El topu (14.yy): Büyük toplarda kullanılan sistem daha küçültülmüş ve elde taşınabilir kaba silah şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar basitçe bir ucu açık demir veya pirinçten yapılı borulardan oluşuyordu. Kapalı ucunda bir deliği vardı. Bu
boruların uzunluğu 23cm. Civarındaydı. El topunun ateşlenmesi için yanan bir çubuk, akkor haline getirilmiş demir parçası veya bir kor parçası kullanılmıştır.
*Kibrit ile ateşleme sistemi (1450): El toplarındaki sistem biraz daha geliştirilerek ateşleme kibrit ile sağlanmaya başlanmıştır. Bu sistem el topuna benzer özellikler taşıyan silaha özel olarak yanıcı bir cisime batırılmış kordonu, barut ile temasa getiren bir aygıt eklenmiştir. Yine bu dönemde yiv açılma işlemi uygulanmaya başlanmıştır. Yiv’in icadının Almanya veya Avusturya’da olup olmadığı bilinmemektedir. Fakat 1493 ile 1508 yılları arasında ilk kullanılan yivli silahların, Alman imparatoru Maximillan I’in silahları olduğu bilinmektedir.
*Tekerlekli ateşleme sistemi (1517): Johann Kiefuss adında bir Alman tarafından bulunmuş olan bu sistemde, piritten, elle kurulan bir yay vasıtası ile döndürülen, kenarı tırtıklı bir tekerlek vasıtasıyla ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatılıyordu. Bu sistem ateşlemenin daha hızlı ve daha garantili hale getirilmiş bir şekli olmuştur.
*Çakmaklı silahlar (1550-1615): Bu tür ateşli silahlar da evre evre gelişmiştir. 1550 yıllarında ilk türlerine İskandinavya’da rastlanmıştır. Bu silahların ateşleme sisteminde tetik ile düşürülen çakmaktaşı bağlanmış bir horoz, çarpma bölümüne vurmak suretiyle ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatırdı. Buna benzer sistemlerden İskandinav tipinde, biraz daha geliştirilmiş çarpma tablası vardı ve ateşleme kabı ile bir ünite olarak birleştirilmişti. En sonunda Fransa’da gerçekleştirilen çakmak sistemi ortaya çıkmıştır. Bu türde en önemli değişiklik ilk modellerde açıkta ve dışta olan ateşleme sisteminin, tüfeğin iç bölümüne yerleştirilmiş olmasıdır. 15. yy’ın sonları ile 16. yy’ın başlarında kavisli yivin kullanıldığına dair kanıtlar bulunmaktadır. 1577 ile 1648 yılları arasındaki dönemde yivli silahlar ilk defa askeri amaçlı olarak Danimarka’da kullanıldılar.
*Hazne dolumlu ateşli silahlar (1776): Ağızdan doldurulan ilkel tüfek yerine bu yılda ilk defa haznesi mermi ile doldurulan tüfekler ortaya çıkmıştır. 1776 yılında İngiliz ordusunda Ferguson markalı ve bu türde ateşli silahlar kullanılmaya başlanmıştır.
*Revolver (1835): 1835’de Samuel Colt ilk revolverinin patentini almıştır. Bu ilk model revolverde top kısmında açılmış birkaç mermi yatağı, ateşlenecek mermiyi namlu hizasına getiriyordu.
*Makineli silah (1884): 2 Mart 1963 tarihli İngiliz Kraliyet Cemiyeti’nin kayıtlarına göre, yarı otomatik silahların prensipleri İngilizler tarafından bulundu. Bununla birlikte yarı otomatik silahların geliştirilmesi 1881 ile 1883 yılları arasında bir Amerikalı olan Hiram Maxim tarafından yapıldı. Amerika Birleşik Devletlerinde, Hiram Maxim tetik basılı kaldığı ve şarjörde mermi bulunduğu sürece silahın geri tepmesi ile dolumu sağlayan ve ateşe devam eden ilk makineli silahı meydana getirmiştir. Bu buluş, savaşlarda oldukça büyük etkiler yapmıştır.
*Otomatik tabanca (1892): Bu tür tabancalara yarı otomatik veya kendiliğinden dolan tabancalar ismi de verilebilir. Her atış için tetiğe ayrı olarak basmak gerekmektedir. Bu tür ilk ateşli silahlar Avusturya’da Schonberger tarafından imal edilmiştir. Ticari olarak ilk başarılı yarı otomatik tabanca Amerikalı Borchard tarafından 1892’de üretilmiştir.
B-Mermilerdeki Gelişme:
İlk mermi (1575): Merminin ilk şekli bugünkü mermilerle pek az benzerlik göstermiştir. Temel olarak, mermi çekirdeği ve yeterli ölçüde barutu içeren bir kâğıt paket şeklinde kullanılmıştır. Bu sistemin avantajı, ateşli silahı doldurmada çabukluk sağlanmış olması ve taşıma işlemi esnasında barut kaybının önlenmesiydi. Daha iyi vuruş gücü ve etkinlik elde etmek için küresel mermi modern mermilere benzeyecek şekilde uzatılarak ağırlık ve vuruş gücü arttırılmıştır.
*Vurma sistemi (1807): Bu sistemi bir İskoç papazı olan Alexander J.Forsyth geliştirmiştir. Bu sistemde patlama özelliği taşıyan bileşikler ince parçalar haline getirilir ve bunlara çarpan bir horoz, bu bileşikleri patlatarak barutu ateşlerdi.
*Çarpma kapsülü (1814): Philadelphia’lı Joshua Shaw, Forsyth prensiplerini kullanarak çarpma kapsülünü geliştirmiştir. Bu kapsülde patlayıcı bir bileşik bulunuyordu. Bu sistem dolma tüfekler için en çok kullanılan ateşleme sistemi olmuştur.
*İğne vuruşu ile ateşlenen mermi (1836): Bu tip mermi Fransa’da Lefaucheux tarafından geliştirilmiştir. Çıkıntılı bir iğne, buna çarpan horoz etkisiyle ateşleme karışımının olduğu kısma girerek, kovanda ateşlemeyi sağlardı. Bu tip mermi, mermi çekirdeği, barut ve ateşleyicinin hepsini bir tek mermide taşıyan ilk mermi modeli olmuştur.
*Çevresel vuruşlu mermi (1845): Fransa’da Flobert tarafından geliştirilmiştir. Bu kovanda ilk ateşleyici bileşiği, merminin arka bölümünde ve çevresinde boş olarak düzenlenmiş kenar kısmına konur. Ateşleme iğnesi veya horozun bu bölüme çarpması sonucunda barutun ateşlenmesi sağlanırdı.
*Merkezi vuruşlu mermi (1858): Bu mermi türünü Morse geliştirmiştir. Ateşleyici taşıyan kapsül merminin arka bölümünde yer alır. Bu kapsüle iğnenin çarpması sonucu kapsül içindeki ateşleyici, barutun ateşlenmesini sağlar. Gerek çevresel vuruşlu mermiler, gerekse merkezi vuruşlu mermiler bugün modern silahların standardı olarak kullanılmaktadırlar.
C-Namlulardaki Gelişme:
Bir ateşli silahın imalat işlemleri sırasında sert bir çelik çubuk, çelik bir namlu haline getirilmek için bir uçtan diğer uca kadar delinir. Ardından namlunun iç tarafı ateşleme işlemi denilen çevrilme ile tam olarak düz hale getirilir. Yivsiz namlu, bu şekilde yapılır ve yuvarlak, küresel kurşun bir mermi bu namludan ateşlenebilir. Bu silahın en büyük dezavantajı kullanılan küresel mermi namlu çapında olsa bile namluya tam olarak uymaz. Yanan barutla oluşan basınçlı gazların önemli bir kısmı küresel merminin kenarlarından ön tarafa geçerek silahın etkinliğini azaltır. 16. yy.da savaşan askerler açısından namlu ağzından silahın doldurulması işleminin kısa bir süre sonra pratik olmadığı görüldü. Bu nedenle namlunun dip kısmından doldurulabilen ve birkaç defa ateşlenebilen silahların yapımına girişildi. Bu sistemde ayrı bölümler önce dolduruluyordu. Daha sonra bu kısım namlu dibine yerleştiriliyordu. Namlu dibinden doldurma konusunda yapılan çalışmalar, bir eksen etrafına yerleştirilen birkaç namludan oluşan bir silahın yapımına yol açtı. 18. yy’ın erken ve orta dönemlerinde savunma için kullanılan bu silahlar heybetli görünümde olan el silahları idi. Bu silahlar 14gr. veya daha fazla ağırlıkta olan bir mermiyi atabilen 15-20cm. Uzunluğunda bir namluya sahiptiler. Bu el silahlarının ilkinde ilk atıştan sonra namlu kısmı el ile döndürülerek daha sonraki atışlar için aşağıdaki dolu bir namlunun pozisyonuna getiriliyordu. Üst üste bir çift namlunun bulunması, ayrı ayrı ve yeniden doldurmaksızın dört atışın yapılmasına olanak sağlıyordu. Orta çağda, 15 veya daha fazla namlusu olan birkaç silah yapıldı. Bununla birlikte bu silahların çoğunda namlu sayısı altıdan azdı. Bunların çoğunda modern tek veya çift namlulu silahların çapının yaklaşık olarak, yarısı kadar olan bir namlu çapı bulunuyordu. Çok sayıda namlusu bulunan bu eski silahlara günümüzde ‘’Pepperbox” denilmektedir. Yanan barutun basınç etkisinden daha fazla yararlanmak için namlunun boyu uzatılmıştır. Ancak burada da bazı komplikasyonlarla karşılaşılmıştır. Mermi taklalar atarak çabucak hızını kaybetmiş ve uzun namlulu silah kullanışsız duruma düşmüştür. Namlulardaki en büyük gelişme namlu içine yiv ve setlerin açılması ile oluşmuştur. İlk kayıtlara 1450 ile 1500 yılları arasında rastlanmıştır. Almanya ile Avusturya’dan çıkarak yayıldığı görülmüştür. Yaygın olarak kullanımı seneler sonra gerçekleşmiş ve şekilleri değişerek günümüze kadar gelmiştir. Böylece mermi, katettiği yolun büyük çoğunluğu boyunca takla atmadan ve sallanmadan yol almaya başlamıştır. Merminin kendi çevresinde dönüşü, namlu uzunluğundan bağımsız olarak uzun mesafelerde bile mermiye etkinlik kazandırmıştır. Namlu içindeki yivler, şu anda genellikle namlunun içerisine bir kere de spiral oluklar açan bir matkap aracılığı ile yapılmaktadır. İşlem sırasında çelik namlunun içerisindeki çok küçük sert parçalar matkabın kesici ucuna zarar vermekte ve bu zararın oluşturduğu iz, bu namlu içersindeki tüm yiv boyunca devam etmektedir. Böylece her yiv oluğu, içerisinde matkabın kesici ucuna uyan bir dizi iz oluşturur. Bu izler matkabın her kullanılışında değişmekte, ayrıca aynı namlu içerisindeki her yivde de değişmektedir. Bu nedenle aynı imalatçı tarafından üretilen iki silah namlusundaki izlerin şeklinin aynı olması mümkün değildir. Böyle bir namludan geçen merminin yüzeyinde karakteristik çizgiler oluşacaktır. Çeşitli gelişmeler sonucunda silahlar, 18. yy’ın son yarısında fonksiyonel açıdan en yüksek duruma ulaştılar. Daha eski modellerde namluların birleştiği kısmın her atışta el ile döndürme zorunluluğu bulunmakta ise de, 1830 yılında Londra’lı Joseph Land’ın çalışması sonucunda namluların birleşme yerinin döndürülmesi işlemi mekanik hale getirildi. Bu Pepperbox silahlarının dezavantajı, tetik çekildiğinde namlunun otomatik olarak dönmesinin yanı sıra horozunun kalkarak, hedefin görülmesini zorlaştırmasıydı. Samuel Colt 1835 yılında nişan alma sorununu çözdü. Colt, bölümler ihtiva eden, silindiri bulunan ancak silahın namlusunun sabit kaldığı bir tabanca (revolver) geliştirdi. Samuel Colt bunu, silindiri döndüren ve her atıştan sonra aynı hizada kilitlenen bir iç mekanizma geliştirerek sağladı. En büyük dezavantajı silindirin önünden, her bölümün barut ve mermi ile doldurulmasıydı. Arka tarafta her bir bölümün baş kısmında küçük bir kapsül yer alıyordu. Bu yapı da işlemi yavaşlatıyordu. Pepperbox tipindeki ilk Fransız revolveri 1851 yılında yapılan Lefaucheux idi. Yapımından hemen sonra arkadan doldurulan mermilerle birlikte birçok revolver ortaya çıktı. 1900’lü yıllarda en fazla gelişimi bu toplu tabancalar (revolver) gösterdi. Bundan sonraki gelişimleri ise pek fazla değildi. Manufrance gibi 0.25 kalibrelik otomatik silahlar ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’ndan önce Colt 0.45 modeli ve Luger gibi daha geliştirilmiş silahlardan bazıları yapıldı. İkinci dünya savaşından sonra keşfedilen ve silahların namlu ucuna takılan susturucu (silencer) denilen alet patlamanın sesini hafifletmiş; ancak, atış mesafesi tayinini güçleştirmiştir.
Balistiğin Tarihçesi
Bugünkü balistik biliminin kökeni 1800’lü yılların ortalarına dayanmaktadır. Bu tarihlerde bazı esas ve basit prensipler silah ayrımına uygulanmıştır. Bu prensipler daha sonraki yıllarda giderek genişlemiş ve 20. yy’ın başlarında balistik bir bilim olarak ortaya çıkmıştır.
A-İlk Balistik Uygulamaları:
*Londra (1835): Henry Goddard adında bir polis, olayda elde edilen ve çentik taşıyan bir mermi çekirdeğini kendisinin döktüğü ve bütün kalıplardan aynı çentiği taşıyan mermi çekirdeklerine benzerliğini göstererek katil’in mahkûm olmasını sağlamıştır.
*Amerikan iç savaşı (1863): Amerikan iç savaşı sırasında 2 Mayıs 1863’de Virginia, Chancellorville’de Güneylilerin komutanlarından General Stonewell Jackson’un beklenmeyen bir şekilde yaralanarak ölmesi olayında elde edilen mermi çekirdeğinin şekil ve çapından tanımını yaparak, bunun eski tip piyade tüfeklerinde ve genellikle Hill’in tümeninde kullanılan bir tip olduğu ortaya çıkarmıştır. Generalin kendi askerlerinden birisi tarafından kazaen vurulduğu anlaşılmıştır. Kuzey Ordusunda kullanılan mermi çekirdeklerinin generalin ölümüne yol açan mermi çekirdeğinden çok farklı olduğu tespit edilmiştir.
*Minnesota (1897): Minnesota’daki olayda Edward Lawlor, mermi çekirdeğindeki set izlerinin basit tanımını yapmıştır. Winona kentinde, bir genelev işleten French Lou adında bir kadın yüzünden üç genç kavga eder. Bunlardan birisi tabanca ile öldürülür. Sağ kalan iki kişiden hangisinin katil olduğu araştırıldığında, silahların balistik incelemesi yapılır. Olayda kullanılan tabancalardan birisi 32 cal. Smith and Wesson, diğeri ise 32 cal. Hood revolveridir. Duruşma sırasında bilirkişi olarak dinlenen bir silah tamircisi, Smith and Wesson’un namlusunun yivli ve setli olduğunu, Hood marka revolverin namlusunun ise düz boru şeklinde olup sadece uç kısmında gerçek olmayan bazı setler olduğunu belirtmesi üzerine, cesetten elde edilen mermi çekirdeklerinin görünüşünden, katilin 32 cal. Hood marka revolveri taşıyan kişi olduğu ortaya çıkmıştır.
*Buffalo, Newyork (1900): Yiv izlerinden mermi tanımlanması hakkındaki ilk önemli kaynak olan “mermi ve silah” adındaki makale Dr. Albert L.Hall tarafından 1900 Haziranında Buffalo Medical Journal’de yayınlanmıştır. Makalede ayrıntılı olarak yiv ve setlerin ölçümlerinin nasıl yapıldığı, mermi çekirdeği çapının nasıl tespit edileceği açıklanmıştır. Aynı zamanda mermi çekirdeğinin şekil ve tiplerinin üreticilere göre gösterdikleri değişikliklere de değinilmiştir.
B-Balistiğin Bilim Olarak Gelişmesi:
1900’lerin ilk yıllarında balistik bilimi, mermi çekirdekleri ve mermi kovanlarının bir silaha bağlanabileceği veya belirli bir silahtan atılmış olabileceğini ortaya koyabilecek bir noktaya ulaşmıştır.
*Brownsville, Texas ayaklanması (1907): 1907’de Texas Brownsville’de Amerikan ordusunun bir piyade alayının çıkardığı ayaklanmadan sonra, elde edilen bazı mermi çekirdekleri ile birlikte 30 kalibre tüfeklerden atılmış 39 kovan ve olayda kullanıldığından şüphelenilen tüfekler, Frankford Tophanesine tetkik edilmek üzere gönderilmiştir. Tophanedeki personel tarafından yapılan incelemede, hazne arka yüzünün mermi kovanlarında meydana getirdiği izlerin benzerliğine dayanılarak, 33 kovanın şüphe edilen tüfeklerden dördü tarafından atıldığına karar verilmiştir. Olayda elde edilen diğer altı mermi kovanı ile teslim edilen diğer tüfekler arasında bir bağ kurulamamıştır. Mermi çekirdekleri hakkında da bir karara varılamamıştır.
*Paris, Fransa (1909–1923): Paris Üniversitesi’nde Adli Tıp profesörü olan V.Balthazard tarafından açıklanan bir yöntemde delil olarak gönderilen ve deney atışından elde edilen mermi çekirdekleri üzerindeki set izlerinin seri fotoğrafları alınıyor, sonra büyütülerek karşılaştırılıyordu. Balthazard aynı zamanda silahın iğnesi, fırlatıcısı, iticisi ve haznesinin arka yüzünün bıraktığı izlere ve onların karşılaştırılmasına dayanan fotoğraflar vasıtası ile mermi kovanın hangi silahtan atıldığını saptamıştır. Aynı yıllarda bu tür çalışmalar İngiltere’de Sir Sydney Smith, Hugh Pollard ve A.Lucas tarafından yapılmıştır.
*Newyork (1925): C.E.Waite, Philip O.Gravelle, John H.Fisher ve Calvin H.Goddard bir araya gelerek Bureau of Forensic Ballistics adında bir büro kurmuşlardır. Mermi çekirdeği ve mermi kovanı ayırımında mukayese mikroskobu kullanılmıştır. İlk defa uygulanan bu yöntem bugün bile kullanılan standart bir yöntem olarak kalmıştır. Bu büro, daha sonra namlunun içini inceleyen ve setlerin kıvrımını ölçmeye yarayan Helixometer’i geliştirmiştir. "Adli balistik" deyimi de o sıralarda Goddard tarafından kullanılmıştır. Goddard daha sonra laboratuarını Chicago’ya nakletmiş ve 1930 yılında Nortwestern Üniversitesinde Scientific Crime Detection Laboratory’ını kurmuştur.
Balistik bilimi hızla gelişerek günümüzde şu disiplinlere ayrılmıştır:
a) İç Balistik: Ateşli silahın tetiği çekildikten sonra mermi çekirdeğinin namlu ağzını terkedinceye kadar geçen sürede mermi kovanı ve mermi çekirdeğinin durumunu inceler. Balistiğin bu bölümü, kapsül, kapsül ateşlenmesi, barutlar, yanma hızı, yivler, yivlerin sayısı, hazne, namlu boyutları ve hızla ilgilenir.
b) Dış Balistik: Mermi çekirdeğinin namlu ağzından çıktıktan sonra hedefe çarpıncaya kadar geçen zaman içerisinde havanın direnci, mermi çekirdeğinin yer çekimi etkisinde kalması, yere düşüşü, sürüklenişi ve dengesi ile ilgilenir.
c) Terminal Balistik: Mermi çekirdeğinin hedefe çarptıktan sonra, duruncaya kadar yaptığı delme gücü, enerjisini çarptığı cisme iletmesi gibi etkilerle ile ilgilidir. d) Yara Balistiği: Terminal balistiğin bir parçası olup insan ve hayvanlarda meydana gelen yaralarla ilgilidir.
e) Adli Balistik: Ateşli silahlarda kullanılmış mermi çekirdekleri ve kovanların incelenmesi sonucunda belli bir silahtan atıldığını tespit ederek, olaya karışmış diğer silahların ayırımı ile uğraşır. Saçmaların ve barut artıklarının dağılışşeklinden, atış mesafesi tayinini yapar. Ateşli Silah Yaralarının Tespiti ve Laboratuar Yöntemlerindeki Bazı Gelişmeler:
*1878 yılında Prag'da Adli Tıp profösörü olan Hoffmann ateşli silahlarla yapılan bitişik atışlarda giriş yarasında yuvarlak bir boşluk oluştuğunu görmüş ve bitişik atışın tayini için çok önemli olan bu boşluğa "maden deliği" demiştir. Halen "Hoffmann boşluğu" olarak anılmaktadır. *1939 yılında Fransa'da V.Balthazard ateşli silah yaralarının özelliklerini tanımlamıştır.
*Ateşli silahı kimin kullandığını bulmak için, ateşli silah artıklarının araştırılması düşünülmüş ve bu amaçla 1933 yılında Gonzales Testi olarak
bilinen “Parafin Testi” geliştirilmiştir. *Mathews ise, 0.25gr. Diphenylbenzidin’in 100cc. %70’lik sülfirik asit içerisinde eritilmesi ile elde edilen bir solüsyon kullanmıştır. *Steinberg’in uyguladığı yöntemde aseton ile ıslatılmış pamuk svabların şüpheli ele sürülmesi ile barut artıklarının svaba geçmesi sağlanmıştır. *Barut artıklarının aranmasında daha etkili ve özellikli olan bir yöntem de, Griess yöntemidir. Griess reaktifi kullanılarak spektroskopik yöntemle niceleyici nitrit tayini yapılmıştır.
*Harrison ve Gilroy Testi; Artıkların toplanması ve testte kullanılan bileşikler bakımından parafin testinden değişiklik gösterir.
*E.P.Martin ve F.Sturzinger 1974 yılında elde bulunma ihtimali olan atış artıklarının alkol veya sulandırılmış nitrik asitle ıslatılmış hidrofil tipte bir pamuk parçası ile alıp kurşun, bakır, baryum, antimon gibi elementleri sürüm spektrografisi ile tespit etmeye çalışarak, şüpheli kişilerin ellerinde adam öldürme delillerini bulmak için bir yöntem ileri sürmüşlerdir.
*K.K.S.Pillay1974 yılında film tabakası haline getirilmiş saf selülözü barut veya ateşli silah artıkları bulunması muhtemel yüzeylere tatbik ederek bu numunelerde nötron aktivasyon analizi ile baryum, antimon ve bakır’ın eser miktarlarını aramışlardır.
*Ateşli silah patlama ürünlerini aramak için kullanılan bir diğer yöntem de alevsiz atomik absorbsiyon spektrofotometri yöntemidir.
*Steinberg ve arkadaşları, ateş edenin ellerinde bulunabilecek nitrit iyonlarını spektrofotometrik yöntemlerle incelemişlerdir.
*Giysilerde metallerin tayini için kurşun elementinin tesbitine yarayan sodyum rodizonat testi uygulanmýştır.
*Fotolüminesans tekniği özellikle antimon araştırmalarında yararlıdır.
*J.L.Booker, dumansız barut ve artıklarının tespiti için ince tabaka kromotografisiyle barut artıklarının ayırma ve görüntüleme yöntemlerini tanımlamıştır.
*Yapılan araştırmalar sonunda ateşli silah artıklarının tespiti için gaz kromotografisi ile kütle spektrofotometrisinin birleştirilebileceği görüşü de ileri sürülmüştür.
*S.S.Krishnan, eldeki ateşli silah artıklarından kurşunu, atomik absorbsiyon, spektrometri ile, baryum ve antimonu ise nötron aktivasyon analizi ile kantitatif olarak tayin edecek şekilde iki yöntemi bir arada kullanmıştır. Bu yöntemle ateş eden bir el, ateş etmeyen bir elden ayrılmıştır.
*V.R.Matricardi ve J.W.Kilty ateşli silah artıkları patlama ürünlerini tayin etmede, kapsül bileşiminde bulunan baryum, antimon, kurşun gibi elementlerin miktarlarını tespit etmenin bir sorun olduğuna değinerek, bu elementlerin her birinin ayrı ayrı elde edilebileceği bir test tanımlamışlardır. Bu test scanning elektron mikroskop ve onunla birlikte X ışını analizinden ibarettir.
Balistik ve ateşli silah yaraları ile ilgili olarak yüz yılımızda gerçekleşen sayısız araştırma ve yeniliklerin kapsamı bu yazının sınırlarını aşmaktadır. Günümüzde multidisipliner bir çalışma alanı olan adli balistiğin temellerinin bilinmesi, ateşli silahlarla ilgili yaraların doğru bir şekilde yorumlanmasını sağlamaktadır.
Fortis Fortuna Adiuvat


![[+]](https://www.tabancatufek.com.tr/images/collapse_collapsed.png)