TTC-Pedia "Silah ve muhimmatlarla ilgili degerli bilgiler Ansiklopedisi"
#1
Bir dönem satır aralarındaki önemli bilgilerin yorum yapmadan, alıntı şeklinde kopyalandığı forum bölümü idi. Aktarılabilenler dışında benzer amaçla kullanılabilir.

Toplu tabancalarda tetik:

(17-02-2012, 04:41 PM) lupus yazdı:Standard bir hizmet revolverinin tek hareketli tetiğini mekanik olarak standard hizmet tipi bir yarı otomatik tabancanın tek hareketli tetiğinden ayıran en önemli ayrıntı, tetik, tetik / horoz tulumbası / kurma parçası ( sear ) ve horoz ilişkileridir. Revolverlerin tek hareketli tetiklerinin güzelliğinin sırrı bu ilişkilerde yatmaktadır. Revolverde, yarı otomatik bir tabancadaki gibi tetik veya tetik kolu ile, horoz arasında ayrı bir kurma parçası ( sear ) yoktur. Revolverde tek hareketli tetik çekişi esnasında horoz direk tetik tarafından kurulur. Bu da, horoz kaçırmadan kurma yüzeylerini çok daha hassas bir şekilde temas ettirebilme kolaylığı verir. Bu özelliği nedeni ile kaliteli bir revolverin tek hareketli tetiği horoz kaçırma riski olmadan kolaylıkla tabiri caizse '' dokunmatik '' yapılabilir.
Yüksek basınçlı mühimmat kullanan, standard hizmet tipi bir yarı otomatik tabancada, tetik / tetik kolu ve horoz arasında mutlaka bir kurma parçası olması zarureti vardır. Bu tabanca P210 da olsa böyledir, bir 1911 olsa da böyledir. Atış esnasındaki sert sürgü hareketleri ve bunların tabancada oluşturduğu sarsıntı ve rezonanslar, kurma parçası ( sear ) olarak görev yapan tetik / horoz tulumbasının horozu kaçırmaması için, horozdaki kurma çentiklerini ideal zamanda, ideal derinlik ve sıkılıkta yakalamalıdır. Tüm bu ilişkiler ve parçalar, yüksek basınçlı mühimmat kullanan standard hizmet tipi bir yarı otomatik tabancada '' dokunmatik '' tek hareketli tetik çekişleri elde etmeyi çok zorlaştırmaktadır.
Hammerli, Walther gibi firmaların, ateşleme ve tetik sistemleri, özel kaldıraç sistemleri ile çok hassas hesaplanmış ara bağlantılarla çalışan, düşük basınçlı mühimmatla çalışan özel müsabaka tipi tabancalarında dokunmatik tetikler mevcuttur. Ancak iş yüksek basınçlı mühimmat kullanan hizmet tipi tabancalara geldi mi, bunu sağlıklı bir şekilde başarmak çok kolay olmamaktadır. Horoz yaylarından, irca yaylarına, horoz ve tulumbalara varana kadar pek çok özel tadilatla, oldukça tatminkar tek hareketli tetik çekişleri elde etmek mümkündür, ancak kullandığınız mühimmatın basınç özellikleri belli ise, Browning tipi veya benzeri kilit sistemlerine, hareketli namlu ve yüksek hacimli sürgülere muhtaç iseniz, yapabilecekleriniz sınırlı olmaktadır, çünkü bu gibi işlemler her zaman için horoz kaçırma, daha da kötüsü silahı tam otomatik bir hale çevirmeye aday çalışmalardır.
İşte revolverin güzelliği buradadır. Namlu kilitleri, hareketli sürgüler, ara bağlantı parçaları ve bu ayrıntıların neden olabileceği sorunlardan arındırılmış bir şekilde dokunmatik bir tek hareketli tetiği, envai çeşitte ve basınçta mühimmatı ateşleyebilecek bir şekilde sunabilmesidir. Evet, şu bir gerçek ki, halihazırda piyasadan alacağınız bir P210' un tetiği bile, asla bir S&W; revolverinin tek hareketli tetiği kadar hassas, kısa, net ve temiz olmayacaktır. Dahası, SW PC 952 gibi dokunmatik tetikli bir yarı otomatik tabancanız olsa bile, bu tabanca tetik özellikleri nedeni ile hiç bir zaman savunma amaçlı olarak kullanılması doğru olmayan bir tabanca olacakken, revolverinizin horozunu indirip çift hareketli konuma getirdiğiniz anda, tabancanız dünyanın en güvenli tetik çekişlerinden birisine sahip olacaktır. Smile
Saygılar.

RE: Yerli Hafif Piyade Hücum Tüfeği

(21-12-2008, 02:27 PM) lupus yazdı:7.62x51 mm NATO, AR serisinin atası M16' nın orijinal kaliibresidir.
Ancak bu mühimmat gereçekten çok ağır ve mükerrer isabetli atış yapmanın gerçekten zor olduğu bir mühimmattır. Ayrıca bu kalibre ile beraber silahın ağırlığının da artacağı ve AR sisteminin, bu tip bir fişek ile çok daha hızlı kirlendiği de ayrı bir realitedir. Eğer HK 33'ü bundan sonra 7.62x51 olarak üreteceklerse de, ne diyeyim, '' Dön dolaş G3'e gel '' olacak resmen. Peki HK 33 için harcanan kaynak, ama en önemlisi de zaman nasıl geri gelecek.
Piyade tüfeği seçimi konusunda açılan bu konuda, en baştan beri savunduğum şeyi tekrar edeceğim. Kendi şartlarımıza ve ihtiyaçlarımıza uygun bir kalibre, NATO'nun standard kalibresi olmasa da tercih edilmelidir. Konjonktür artık resmen her koyunun kendi bacağından asıldığı bir hale dönmüşken, ihtiyaçlarımızı karşılayamayacağı anlaşılan herhangi bir kalibre ya da platformun, körlemesine tercih edilmesi, kaynaklarımızı, ama en önemlisi de zamanımızı boşa harcamaktan başka bir şey olmayacaktır.



RE: .357 Sig Mühimmat

(29-04-2011, 11:21 AM) lupus yazdı:.357 SIG uzak mesafelerde de 9x19 mm parabellumdan çok daha stabil ve hızlıdır. .357 SIG ' i .357 SIG yapan şey, yarı otomatik bir tabancada .357 magnumun balistik özelliklerini çok daha yüksek kapasite ve daha önceki yarı otomatik magnum denemelerinden farklı olarak nihayet üst düzey mekanik güvenilirlikle sunmasıdır. ABD Gizli Servisi ' nin bu mühimmattaki ısrarı, tüm mesafelerde, özellikle bariyer arkaları ve araç içlerinde 9x19 ' dan daha delici, kaliteli mühimmatla hızından dolayı daha iyi açılan ve mantarlaşan bir çekirdeği olmasıdır...
Diğer yandan balistik jelatin testleri için alıntı yaptığınız şemalardaki bilgileri de doğru okuyup analiz etmiyorsunuz. Çekirdek yapıları veya hızları nedeni ile insan vücudunu taklit etmeye çalışan balistik jelatin içerisinde farklı davranışlar sergileyen çekirdeklerin, balistik jel içerisindeki penetrasyonlarını göz önünde bulundurarak, yanlış bir analoji ile bunun bariyerler, araçlar ve en önemlisi de balistik yelekler için de geçerli olabileceğini iddia ediyorsunuz ki bu baştan aşağı yanlış bir değerlendirmedir. Bunun anlamak için sadece balistik yelek tasniflerine bakmak yeterli olacaktır.
Balistik jel içerisinde takla atarak veya mantarlaşarak mevcut enerjisini kalıcı kaviteyi arttırmak lehine kaybeden çekirdekler, ilk temas anında delmek zorunda kaldıkları çelik yelek veya saç bir araç kaportası gibi bir ortamla karşılaştıklarında çok farklı davranırlar. İşte bu nedenle de 9x19 mm' nin çekirdeğinin, üzerinden sekip, kütle halinde yere düştüğü metal bir plaka veya saçı, 7.62x51 mm' nin çekirdeği zımba gibi deler geçer. Doğal olarak bu bariyerin arkasındaki etki ve davranışları da buna göre olur. 7.62x51 mm çekirdeğine dahi gelmeden, .357 magnumun 158 grain soft point çekirdeği bile araç içlerine, 9x19 mm ' nin 124 grain FMJ çekirdeğinden daha iyi ve stabil bir şekilde nüfuz etmektedir...Bu denge mesafe ile de hızla 9x19 mm aleyhine gelişmektedir...
Balistik testler sadece balistik jel testlerinden ibaret değildir. Bir çekirdeğin genel balistik özellikleri ve profili, farklı ortamlardaki davranış şekillerinin tamamı incelenerek ortaya konur. Eğer böyle yapılmazsa, oldukça yanıltıcı ve hatalı sonuçlara varılır...

9mm CCI SHOTSHELL (Plastik saçma dolu mermiler)

(27-02-2011, 04:25 PM) ORTAÇ yazdı:Ayrıca, piyasada satılan 9 mm pipet fişek tabir edilen tek kırmaların fişekleri de kovan dibindeki av tüfeği kapsülü iyi oturmuşsa .357 toplu tabanca ve .357 Marlin Lever Actionlarda atılabiliyor.
Enerjileri ise 10 metreden 2 1/2" namlu ile skeet plağını kırabilecek seviyede.

Silah ithalatında vergiler ve maliyet hesabı

(26-02-2012, 02:59 PM) harun yazdı:
(26-02-2012, 10:37 AM) BekciHursit yazdı:Misal olarak permi yoluyla Almanya'dan tabanca getirecek olan bir vatandaş gümrük vergisi ödemeden sadece %18 KDV ile %20 ÖTV ödeyerek mi ithal ediyor. Bir de aynı vatandaş diyelim Amerika'dan ithal ederse, ötv ve kdv ye ek olarak gümrük vergisini hangi orandan ödüyor?

Silahin CIF (Cost + Insurance + Freight / Mal bedeli + Sigorta + Nakliye) bedeli esas alinir.
Diyelim silah 800$ + sigortasi 10$ + hava nakliyesi 190$ = CIF bedeli 1,000$
Eğer bu silah ABD'den ithal edilecekse:
1,000$ +%2.7 gümrük vergisi = 1,027$
1,027$ +%20 ÖTV = 1,233$
1,233$ + %18 KDV = 1,455$
Avrupa ya da gümrük vergisi %0 olan ülkeler için %2.7'yi hesaplayamayacaksınız.
Tabii ki buna, ithalat başına ödeyeceğiniz yaklaşık 100-150$ ordino masrafı, (eğer kullanıyorsanız) gümrük komisyoncusuna ödeyeceğiniz 100-200$, ardiye vs masraflar için yaklaşık 30-40$ tahil değil.
Yani eğer ithal edebiliyorsanız, ABD fiyatı 800$ olan silah yaklaşık %80 net artışla 1,450$; nihai olarak ise %125 artışla 1,800$'a mal olur...

Silah temizlerken saglik acisindan dikkat edilmesi gerekenler:

(25-02-2012, 01:34 PM) lupus yazdı:Sn.alpago, nacizane bir uyarı ve tavsiyede bulunmak isterim. Çay, ortamdaki her türlü uçucu kimyasalı inanılmaz derecede çeken bir içecek. Diğer yandan sadece çay değil, atış esnasında, sonrasında, bakım esnasında her türlü yiyecek ve içeceği tüketmekten imtina etmek lazım. Atış veya bakım yaptıktan sonra, elleri önce soğuk su ile, müteakiben de uygun gördüğünüz ısıda su ve temizlik malzemeleri yıkamadan, güzelce kurulamadan her türlü yiyecek ve içecekten uzak durmak germek. Bir çay hastası olarak maalesef ben de aynı hatayı bazen yapıyorum, ama elden geldiği kadar dikkat etmek bizi barut artıkları ve kimyasalların uzun süreli ve sinsi toksik etkilerinden koruyacaktır.
Saygılar, selamlar.

Namlu degistirmek icin gereken yasal prosedur.

(30-03-2012, 10:36 AM) lupus yazdı:Sn.karacay, buluduğunuz ildeki silah tamir bakım yetki belgesi olan bir ustanın, silahınızın namlusunun değişmesi gerektiğini bildirir arıza / kırım raporu ile silahınızın kayıtlı olduğu ruhsat şube büro amirliğine müracaat edecekseniz. Onların düzenlediği bir belge ile Ankara'da Kriminal Daire Başkanlığı Kriminal Polis Laboratuvarı'na müracaat edeceksiniz. Oradan size silahın balistik kaydı olmadığına ve namlusunun değiştirilmesinde bir mahsur olmadığına dair bir rapor ve izin düzenlenecek. Bu izinle MKEK'ye müracaat edeceksiniz. MKEK Browning distribitörü ile temasa geçer, distribitör alicenaplık gösterip, kendi ithal etmediği bir silah için FNH ile irtibata geçerse, FNH de halihazırda üretimi olmayan bu model için stok tutmaya devam ediyorsa, sizin için bir namlu ithal edilir.FNH bilemem, ama Beretta'nın halen tam bir Model 70 yapabilecek şekilde stok tuttuğunu kesinlikle biilyorum, umarım aynı şey FNH için de geçerlidir.
MKEK bazen distribitörle veya üretici ile çözemediği sorunlar için silahı Kırıkkale'deki atölyelere gönderiyor, atölyeden size '' Şu gün gelin...'' diyorlar ve sorunu o gün çözüyorlar.Aynı şekilde namlusu şişmiş bir ÜN-MAK Kobra'nın namlusunu Kırıkkale'de bir günde yaptırmıştık ( Bu ucube için niye o kadar uğraştıysak...  Smile ...) . Ancak sonuçta bu silah da MKEK'den alınmış bir tabancaydı. Eğer bu seçeneklerin hiç birisi olmaz ise MKEK sizi sorununuzu çözebilecek bir atölyeye yönlendirecektir...

Vzor 27, 1927 üretimine mi denk geliyor acaba?

(03-04-2012, 11:33 PM) lupus yazdı:Vzor 27 üretim yılını değil, sadece model tanımını gösterir...Vz 27, Vz 24 biraz daha basitleştirilmiş versiyonu olup, 1926'da tasarlanmış, 1927'de de üretimine başlanmıştır, 1947 yılına kadar da üretimde kalmış, 650.000 adet civarında üretilmiştir...Üretimin 452.000 adeti Alman işgali yıllarında yapılmıştır...Genelde Alman işgali yıllarında üretilen tabancaların gövde sol yanında, daire içinde Almanca '' Çek '' manasındaki "Tschechisch" kelimesinin baş harfi vardır...Ayrıca sürgü sol yanında bu tabancaların üretildiği fabrikaya Almanların verdiği fabrika kodu olan '' fnh '' harfleri vardır. Savaş bittikten sonra işgal yıllarından kalan parçalarla yaklaşık olarak 5000 adet tabanca üretilmiştir ve bunların üzerinde gövde sol yanında daire içerisinde '' T '' harfi, sürgüde de '' fnh '' harfleri mevcuttur, ancak Wehrmacht kabul kodları yoktur. Bu silahların seri numaraları 500.000' den küçüktür...

1949 yılında Türkiye' ye 3826 adet Vz 27 satılmış, ancak bu tabancaların hangi kurum tarafından satın alındığına dair bir bilgim yok...Yukarıdaki silahın seri numarası da 500.000' den oldukça büyük olup, 600.000' e oldukça yakındır, tetik korkuluğu sol önündeki ayağa kalmış Çek Aslanı da yeni nesil bir onay kodudur. Bu tabanca İkinci Dünya Savaşı sonrasında üretilmiş, ihtimal 1949 yılında ülkemize giren tabancalardan birisidir....

(04-04-2012, 12:11 AM) lupus yazdı:Arkadaşlar, ülkemizde henüz pek bilinmeyen pek çok modifiye müdahaleleri vardır...Bunlardan birisi de hizmet tipi tabancaların vuruş hassasiyetine müdahale etmektir. Bu müdahalelerin en önemlisi de vuruş hassasiyetinin önemli bir ksımını sağlayan namlu / sürgü toleranslarına müdahale etmektir. Müteakiben de ihtiyaç duyulursa namlu femi taçlamasına, sürgü / gövde toleranslarına müdahale etmektir. Bu şekilde bizim düzeyimizdeki atıcıların oldukça tatmin olacağı vuruş hassasiyetleri elde edilebilir.
CZ 75 bu konuda müdahalenin en kolay olduğu tabancalardan birisidir. CZ 75 namluları fabrikada sürgüye alıştırılarak oturtulur. Bu iş için üretim aşamasında namlunun atım yatağı arkasında sağda ve solda iki ayrı kot bırakılır ( Ortada ve en üstte olan kilit kılavuz çıkıntısı değil...). Bu kotlar yavaş yavaş ve kademe kademe alınarak, her CZ 75 ve türevinin namlusu, her bir tabancaya ayrı ayrı oturtulur. Bu işlem esnasında mekanik vuruş hassasiyeti ile birlikte, geniş bir toleransla sıhhatli çalışma da gözetilir. Bu şekilde CZ 75 namluları sürgüye oturduğunda ileri ve geriye çok az oynar.
Standard bir CZ 75 namlusunun arkasındaki bu kot alanlarına hassas kaynakla ek yapılır, müteakiben de namlu alıştırılarak sürgüye tekrar adapte edilirse, namlu sürgü içerisinde kütük gibi durur, ileri ve geri hareket de dahil olmak üzere hiç bir yöne devinmez, bu şekilde MKEK fişekleri ile 5, hatta neredeyse 10 m de sadece bir tek delik açan, 15, hatta 25 m de vuruşları en fazla 5 cm içerisinde toplayabilen ki, bunda atıcı kaynaklı kusurların da etkisi vardır, CZ 75 elde edilebileceği tecrübe ile sabittir... Smile

Namlu tolerasnları ile ilgili daha önce kaleme alınmış bir mesaj;

lupus yazdı:Sn.Kara, yüzünüzdeki gülümsemeyi biraz daha arttıracağını düşündüğüm bir ayrıntıyı daha paylaşmak isterim... Cool Geçen haftalarda standard hizmet sınıfındaki SIG Sauer P226 SL, HK USP F, HK USP C, Glock 19 gibi silahları yan yana incelerken tüm arkadaşlarla birlikte güzel bir ayrıntı gözledik; Namlu-sürgü kilitlenme sıkılığı ve stabilitesi konusunda SIG Sauer gerçekten rakipsiz. HK Custom Sport ' un bile namlu kilitleri sağ-sol ve düşey eksende oldukça stabil olmasına rağmen, özellikle ön-arka eksendeki stabilite konusunda SIG Sauer kesinlikle rakipsiz.
Bunu şu şekilde test edebilirsiniz; Namluyu icra yayı ve kılavuzu olmadan sürgüye yerleştirin, bir parmağınızla da namluya üstten çok hafif bir baskı uygulayarak, namluyu stabilize edin. Bundan sonra namlu alt kilit kamasını yatay eksende sağa-sola hareket ettirmeye çalışın, daha sonra da yine bu namlu kilit kamasını direk sağa-sola çevirerek, namluyu kendi ekseni etrafında çevirmeye çalışın. Bu testlerde her namlu az ya da çok oynamak kaydı ile, stabilite sıralaması en sıkıdan en gevşeğe doğru SIG Sauer, HK ve Glock şeklinde olacaktır. Özellikle yan eksende en fazla gezinen namlu Glock namlusu olacaktır...
Ama SIG Sauer ' in bu konuda rakipsiz olduğunu, bu şekilde yerleştirilmiş bir namluyu yatağında ileri-geri oynatmaya çalıştığınızda anlıyorsunuz... Cool .Tüm namlular az ya da çok ileri geri hareket ederken, SIG Sauer ' in standard üretim hizmet tipi tabancalarında namlu neredeyse zerre kadar kıpırdamıyor...
İşin asıl zor olan kısmı ise, bu kadar sıkı toleranslarla üretilmiş bir tabancada tam mekanik çalışma güvenilirliği sağlayabilmektir. İşte zurnanın tam zırt dediği yer de burası oluyor, bir şekilde toleransları sıkılaştırılmış silahlarda bu uğurda feda edilen en hayati özelliklerden birisi maalesef mekanik çalışma güvenilirliğidir. Aynı zamanlarda deneme imkanı bulduğumuz SW PC 945 ve modifiye edilmiş TİSAŞ ZIG M1911 'lerde bunu bizzat gözleme imkanı bulduk. Özellikle toleransları sıkılaştırılmış ve 15 m ' ye araya kağıt sokmadan vuruş yapabilen ZIG M1911 ' le biraz hızlı atış yapmaya başladığınızda, 230 gr FMJ mühimmatla bile aralıksız en fazla üç atış yapabiliyorsunuz, en çok dördüncü fişek besleme rampasına çakılıyor...
İşte SIG Sauer P serisini SIG Sauer yapan şey budur. Tasarım aşamasında İsviçrelilerin amacı P210 kadar olmasa da, ona yakın vuruş hassasiyeti sağlayabilen, ancak P210 ' dan daha ucuza üretilebilen ve sahada daha güvenilir mekanik çalışma özellikleri sunabilen bir hizmet tabancası üretmek idi ki, şahsen bunda oldukça başarılı olduklarını düşünüyorum...
Saygılar.

(04-04-2012, 01:35 PM) lupus yazdı:Sn.fuat_61, CZ 75 namluları '' semi-drop in '' dir, yani yukarıda da belirttiğim gibi her sürgüye her namlu alıştırılarak oturtulur, müteakiben de namlu, sürgü ve gövde bir araya getirilip, içi yağ dolu bir banyoda bir makina yardımı ile kaç yüz kere manüpüle edilerek üç parça birbirine alıştırılır...İç parçalarındaki freze izleri ve çapaklara rağmen CZ 75 ' lerin bu kadar güzel çalışmasının nedenlerinden birisi de budur...CZ ' nin uzun yıllardır her üç parçada da seri numarası kullanmasının bir nedeni de sadece Orta Avrupa gelenekleri ve hukuki yükümlülükler değil, bir aşamadan sonra bu üç parçanın tamamen birbirine ait olmasıdır...Özetle CZ fabrikasından çıkmış bir CZ 75 ve türevinin namlusunu alıp, direk o model bir tabancaya takamazsınız...Ancak piyasadaki CZ 75' lerin namluları hizmet tipi performans verecek şekilde alıştırılarak takıldığı için, büyük oranda bir CZ 75 'in namlusunu bir diğerine takıp silahı çalıştırabilirsiniz, ancak namlu tam oturup, silah tam olarak çalışmazsa da şaşırmayın ve silahta veya namluda kusur aramayın, bu tamamen normal bir durumdur...
BHP ve Sarsılmaz namluları tam '' Drop In '' dir, yani FNH veya Sarsılmaz fabrikasından çıkmış herhangi bir namluyu, ait olduğu modelden herhangi bir tabancaya direk takabilirsiniz. Bu durum H&K;, Glock, Beretta, S&W; için de geçerlidir. Yalnız TSW serisi 3 ncü nesil S&W; namluları CZ ' ye benzer bir şekilde '' semi drop in '' dir...Hatta buna sürgü taşıyıcı gövde kızaklarındaki fazladan kalınlık ve sıkılık da eklenip, silahlar CZ ' nin yaptığı gibi veya S&W; PC / Pro serisinde olduğu gibi fabrikada tam olarak alıştırılmadıkları için, MKEK' den alınan 5906 TSW' lerin bir kısmı ilk başlarda nadiren de olsa tutukluk yapmış, ancak kısa bir müddet kullanımı müteakiben bu sorun ortadan kalkmıştır...Tabii hemen piyasaya çakalları TSW serisi için '' fason üretim'' teranesi okumaya başlamışlardı... Smile
SIG Sauer namluları da '' drop in '' dir. SIG Sauer fabrikasından çıkmış ve bir model için üretilmiş herhangi bir namluyu, ilgili modelden herhangi bir tabancaya direk takabilirsiniz. İşte yine zurnanın tam zırt dediği yerde SIG Sauer' in farkı ortaya çıkıyor...Çünkü ne olursa olsun namlu sürgüye kilitlendiğinde kilit noktalarında hiç bir yöne kıpırdamıyor, ancak silahı monte ettiğinizde silah sorunsuz bir şekilde çalışıyor, vermesi gereken klasik dağılım özelliklerini veriyor...

(05-04-2012, 06:02 PM) harun yazdı:Zoom seçimi konusunda yardım isteyen arkadaşlara işte tam bu görüntüyü ifade etmeye çalışırım. 22x bir dürbün ile aldığınız görüntü 1000 m üzeri atış yapmak için bile yeterli büyütmeyi, net hedef tespiti ve hedef yönlendirmesini sağlayacak kapasitedir. Memlekette sahip olabildiğimiz kalibrelerdeki anlamlı azami vuruş menzilleri 600-800 metreler arasında olmaktadır. Bu durumda 15x, 22x gibi büyütme oranları gayet yeterli olmaktadır.

Yeri gelmişken dürbünlerle ilgili bazı genel bilgiler aktarayım:

Yüksek zoom'lu bir dürbün seçtiğinizde, dürbünün içindeki lens adedi ve/veya lens kalınlıkları artmaktadır. Bu durumda dürbünün ışık kırıcılığı da artmaktadır. Yani güzel, parlak bir görüntü elde edebilmek için daha fazla ortam ışığı gerekmektedir. Sonuçta 42x bir dürbününüz var diye gerinirken, akşamüstü ışık azaldığında hedef tespitiniz oldukça zorlaşabilir.

Yüksek zoom kullanmanın diğer bir yüzü de, azami büyütme oranıyla birlikte asgari büyütme oranının da artmasıdır. Bunun ne zararı olabilir? Dürbünün büyütme oranı arttıkça görüş alanınız (Field of View) daralır. Görüş alanınız daralmışsa, hareketli hedefleri takipte zorlanırsınız; yakın mesafede aniden ortaya çıkan fırsat hedeflerini kaçırırsınız. Dürbünün asgari büyütmesi 1x yada buna yakın ise, her iki gözünüz açık iken hedef takibi yapabilir ve ateş edebilirsiniz. Bu genellikle orman içi gibi görüş/atış menzilinin kısıtlı olduğu yerlerde ortaya çıkar. 100 metre gibi menzillerde yüksek büyütme kullanmak durumunda kalıyorsanız, görüş alanı 1 metrenin altına bile düşebilecek ve fırsat hedeflerini dürbün içinden tespitiniz, hareketli hedefleri de takibiniz hemen hemen imkansız bir hal alacaktır.

Dürbün seçimi de hemen herşeyde olduğu gibi bir optimizasyon problemidir. Seçiminizi yaparken bunları da hesaba katmayı ihmal etmeyiniz.

(02-05-2010, 10:39 PM) zucchero yazdı:Atışta yapılan hatalar

[Resim: correction.jpg]

A-Bileği yukarı kırma
B-Yan çevirme, Geri tepmeyi bekleme
C-Baş parmağı sıkma, boğuma yakın bölüm ile tetik çekişi
D-Tetiği çekiş sırasında tutuşu sıkma, tetiğe sağ taraftan basma
E-Bileği aşağı kırma, ileri itme, namluyu aşağı düşürme
F-Tetiği birden çekme, tetiğe sol taraftan basma
G-Parmakları sıkma
H-Tırnağa yakın bölüm ile tetik çekişi
I-İtme, geri tepmeyi bekleme, pozisyonu (el, duruş) bozma (?)

Tercümeden çok memnun kalmadım. Teknik terimlere hakim arkadaşlar yardımcı olursa sevinirim.

Tabanca gövdesinde anodizasyon işlemi
(14-02-2011, 04:32 AM) baris yazdı:1. soruya Sn. FMJ cevap vermiş, 2. için: (istek üzerine "kesin ve net") Smile

Normal aluminyum alaşımlar, hem hafifliği için hem de tezgahta kolay işlendiğinden dolayı yumuşaklığından dolayı tercih edilir. Komple çelik bir parçadan daha hafif çıkar, ayrıca hızlı ve daha az takım yıpranması ile işlenir.

Fakat çeliğe göre yumuşak olan aluminyumun, işlenme sonrası sertliğinin artırılması gerekir. Bunun için komple sertleştirme yöntemleri (baştan daha sert alaşım seçmek, ısıl işlem) uygulansa da, er geç en dış katmanı çizilme ve oksitlenme (yani paslanma, çoğu aktif metal paslanır, aluminyum dahil) etkilerinden korumak gerekir.

Aluminyum parçalar ilk işlendiğinde parlak yüzeyi belli olur, hava ile temas ettiği an paslanma, yani oksitlenme başlar. Bir süre sonra yüzey mat bir oksit tabakası ile kaplanır.
Demirde bu pas kırmızı iken aluminyumda gri beyaz olur. Bu yüzey tabakası ilk anda hızlı, daha sonra yavaşça parçayı paslandırmaya devam eder. Özel yöntemler ile bu oksit tabakası irregüler toz yerine belirli bir kristal yapısına çevrilir ise, altındaki yüzeyin oksitlenmesini ve havayla temasını keser, ayrıca yüzey sertliği oluşturur.

Anodizasyon işlemi, akım verilerek elektrolit sıvı altında, aluminyumun sıvıya temas eden tüm yüzeylerinde, çok ince bir tabakanın hızlıca oksitlenmesidir:

2Al + 3H2O = Al2O3 + 3H2

ve bu oksit tabakasının altındaki tabaka ile oksijen temasını keserek daha fazla paslanmasını engeller. Yani en yüzeydeki daha sert incecik tabaka, parçayı hem çizilmeye, hem de oksitlenmeye karşı korur. Aslında renksiz olan anodize edilmiş aluminyum, daha sonra incecik (toz boya) pigmentler ile renklendirilir, klasik anodize aluminyum görünümüne kavuşur.

[Resim: fetch.gif]

Tam yüzeydeki aluminyum oksit, aluminyuma göre çok daha sert bir maddedir, (çoğu zımpara kağıdı aslında aluminyum oksitten yapılır) ama çok ince olduğundan, korozyona karşı dayanım dışında sertliğe çok etkisi olmaz.

Görüldüğü gibi, glock'un fiber katkılı polimerden yaptığı alt gövdeyi, Beretta ve Sig gibi üreticiler alemyondan imal edip, bunu da paslanmasın diye çizilebilecek bir boya değil de, anodizasyon işlemi ile koruyarak kullanıyorlar. Bizde üretilen klonların kızaklarının kısa sürede çizilmesini ise, hem kullanılan alaşıma, hem de sürgü üretimi sırasında oluşacak geometri bozukluklarına bağlayabiliriz. Milimetrenin yüzde biri kadar bir kaçıklık, kızakları yemeye başlayacak ve boşluk oluşturup anodize aluminyumdan daha sert olan çelik yüzeyin yumuşak metali çizmesine yol açacaktır.

Ama uygun imal edildiğinde, ki ülkemizde üretilen ama Beretta'nın kala kalite kontrolünü yaptığı Stoeger Cougar modelinde olduğu gibi, aluminyum gövde ile çelik sürgü, birlikte çok yüksek atım rakamlarına ulaşabilmektedir...

Saygılarımla..
[+] 4 kullanıcılar diyor Bu gönderi için lenduha'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#2
Soru: Değişim için atım adetleri diğer marka ve modeller içinde fikir verebilir mi? Yoksa modeller arasında çok farklı değişim için atım adetleri mi oluşur? Sizin tecrübelerinize göre yanıt verirseniz sevinirim.

(07-05-2009, 12:45 AM) lupus yazdı:Malumunuz SIG Sauer' lerde, üçlü sarmal halinde bir icra yayı vardır. Bu yay hem sertliğini, hem de esnekliği oldukça iyi koruyabilen bir yaydır. Ancak yine de ideali mümkünse en geç 5000 atımda bir değiştirmektir. SIG Sauer'lerimde atış yaparken Wolff'ün tek sarmal yaylarını kullanıp, diğer zamanlarda ise orijinal fabrika yayını takıyordum.

BHP ve CZ gibi tek sarmal yayı olan silahlarda ise genelde önerilen, kullanılan fişeklerin basıncına göre 1500-2500 atımda bir icra yayını değiştirmektir. Her iki silahla hiç yay değiştirmeden çok çok daha yüksek atım adedlerine ulaştığı halde, görünürde herhangi bir sorun yaşamayan atıcılar olabilir, ancak bu kesinlikle genellebilecek bir bakım disiplini değildir. Özellikle yeni MKEK mermilerinde, özellikle de BHP ' de en geç 2000 atımda bir icra yayının değiştirilmesinin faydalı olacağını düşünüyorum. BHP ve CZ lerin tırnak yaylarının da çabuk yorulabileceği akılda tutulmalıdır.

HK, + P fişekler bile kullanıldığında, tüm yayların silahta fonksiyon bozukluğu meydana gelene kadar kullanılabileceğini söylüyor, sanırım malzeme ve konstrüksüyon şekillerine gerçekten çok güveniyorlar. Şimdiye kadar kullandığım HK modellerinden sadece birisinde 1500 atım sanırına yaklaşabildim ve icra yayı hala ilk günki kıvamındaydı. Silahı benden devr alan arkadaş da yaklaşık olarak bir o kadar fişek yakmış durumda, ancak onu uzun süredir silahı ile beraber göremediğimden, yayların son durumu ile ilgili olarak net bir fikir veremeyeceğim.

Sahip olduğum ilk polimer silah olan, birinci jenerasyon P99 benden önce bayağı bir yorulmuştu. Ben de silahı bir miktar yorduktan sonra, özellikle çift hareketli tetikte tetiği çektiğimde, iğneyi kurmak için geriye doğru baskı yapıldığında, icra yayı kıvamından dolayı sürgünün de resmen griye doğru zorlandığını ve hareket etmek istediğini görebiliyordum. Silahı kılıfına sokarken bile sürgü geriye doğru bariz bir şekilde geliyordu. İcra yayı reviyonundan sonra bu durum ortadan kalktı.

Colt Gold Cup ve Tanfoglio Witness 1911 ile hatırı sayılır miktarda fişek yakmamıza rağmen, sadece Tanfoglio ' da yay revizyonlarına ihtiyaç duyduk ki, o da daha ilk baştan beri silahın doğru dürüst çalışmaması nedeni ile olmuştu, yoksa yay yorgunluğu nedeni ile değil.

SW, Beretta gibi silahlara ise, yay revizyonu gerektirebilecek kadar uzun süre, daha doğrusu yoğun atış ile şahsi olarak sahip olmadım, ancak özellikle poligondaki Beretta 92 serisinden takip edebildiğim kadarı ile, bu silahta da mümkünse en geç 5000 atımda bir yay revizyonu yapmak gerekiyor.

Şimdilik aklıma gelenler bunlar, fırsat buldukça kendi şahsi ve arkadaşlarımın tecrübelerine de eklemeye çalışırım.

Saygılar.


50 m tüfek disiplininde üst üste olimpiyat şampiyonu olan Malcolm Cooper'ın bu konudaki önerileri


22-06-2012, 11:51 PM lupus yazdı:Arkadaşlar,

Accuracy International'ın kurucusu, 50 m tüfek disiplininde, hem Los Angeles, hem de Seul'de iki kez üst üste olimpiyat şampiyonu olabilmiş tek atıcı olan Malcolm Cooper'ın bu konudaki önerilerini size aktarmak istiyorum.

Namlu üretimi esnasında, yüzeyde gözle görülemeyecek kılcal hatlar ve noktalar oluşur. Atımla beraber bu yüzeyler hem ezilir, üretim aşamasında başlayan oturma süreci çok daha yavaş olarak devam eder, hem de bu yüzeylere gerek çekirdek artıkları, gerek yanma artıkları oturarak, bu sürece katılırlar. Bu sürecinin başlangıcında, bu artıkların namlunun ham malzemesine nüfuzu ne kadar engellenirse, namludan ilerleyen zamanlarda alacağınız çıkış hızı ve dağılım değerleri de o kadar iyi olacaktır.

Yeni alınan bir silahın, önce üzerindeki kosmolin veya türevi ağır koruyucu yağların ayrıntılı olarak temizlenmesi gerekir. Bundan sonra da daha düşük yoğunluklu yağlarla ayrıntılı yağlama işlemini müteakiben atışa geçilmelidir.

  • Önce bir adet mermi atılır.
  • Namlu sökülür, içi temizleme yağı emdirilmiş bir bezle silinir, meteakiben de daha henüz sıcakken, içine özellikle bakır çözücü özellikleri olan solvent veya köpük sıkılır.
  • Bu solventlerin namlu yiv setinin her alanına iyice nüfuz etmesine dikkat edilir. Solventin mümkünse en az 15 dakika namluda kalması sağlanır.
  • Müteakiben de küçük kuru temizleme bezleri ile namlu temizlenir.Bu işlem bezler tamamen temiz olarak çıkana kadar yapılır.
  • Her bez namludan, sadece tek yönde ve bir kez geçirilir, atılır.
  • Namlu tamamen kurulanıp temizlendikten sonra 2 mermi atılır ve işlem tekrarlanır.
  • Müteakiben aynı işlemler tekrarlanarak, sıra ile 3,4,5,6,7 mermi atılır.
  • Bu işlemden sonra, bu günlük silahla işimiz bitmiştir.
  • Ertesi gün namlu, atışa başlamadan tekrar solventlerle temizlenip, kurulanır.
  • Mütekiben 8,9,10,11,12,13,14 atış yapılarak tüm işlemler tekrarlanır.
  • İkinci gün için silahla yapacaklarımız bitmiştir.
  • Ertesi gün namlu tekrar solventlerle temizlenerek, kurulanır.
  • Müteakiben 14,15,16,17,18,19,20,21 atış yapılarak tüm işlemler tekrarlanır.
  • Üçüncü gün için silahla yapacaklarımız bitmiştir.
  • Ertesi gün namlu solventlerle tekrar temizlenir, kurulanır.
Artık silah sizindir. Bundan sonra sadece rütin bakım işlemleri ve arada tekrarlayacağınız bakır temizlik işlemleri ile silahınızı korumaya devam edebilirsiniz.

Bu işlemler esnasında dikkat etmeniz gereken bir şey de, bu işler için hazırlanmış solventleri kesinlikle silahın namlusundan başka yere, özelikle de bakır bazlı nikel-krom boyalara, temas ettirmememiz ve işlemler sonunda namluda hiç artık bırakmamanızdır.

Eğer imkanınız varsa en azından birinci ve ikinci gün işlemlerini yaparak bir silahı kullanmaya başlayın. Bu işlemlerin küçük parçaların ve yayların da yavaş yavaş oturmasına katkısı olacağı da kesindir.
Mermi istihkak durumunu da düşünerek, herkesin bunu yapmasının zor olduğunun farkındayım. Bu işlemlerden geçmiş bir namlu ile, geçmemiş bir namlu arasındaki performans farkını, çoğu atıcının ayırd edemeyeceğinin de farkındayım.

Ancak imkanı olan arkadaşlara bu prosedürü sabırla uygulamalarını şiddetle tavsiye ederim. Sadece kendiniz için değil, kendinizden sonra da bu silahı kullanma ihtimali olan atıcıları da düşünerek yapmanızı öneririm.

Ayrıca elimizdeki silahlar sadece kendi malımız olmayıp, aynı zamanda da milli servetimizin bir parçasıdır. Bu kadar ayrıntılı işlemler yapmasak da, her zaman bunu düşünerek silahlarımızı layıkı ile koruyalım.

Saygılar.

CZ 75'te yedeklenmesi iyi olan parçalar

(19-07-2012, 04:25 PM) lupus yazdı:
  • Sökme takma manevelası ( slide stop )
  • Sökme takma manevelası yayı ( slide stop spring )
  • Şarjör mandal yayı ( magazine release / catch spring )
  • Tetik yaytı ( trigger spring )
  • Tetik kolu yayı ( trigger bar lifter spring )
  • İğne yayı ( firing pin spring )
  • Tırnak yayı ( extractor spring )
  • CZ 75 Pin No 9.

WD 40:

(07-12-2013, 02:44 PM) lupus yazdı:WD 40 ve bu kimyasalı üretenlerin hiç bir zaman her türlü uygulamada alternatif oldukları gibi bir iddiası olmadı... İlerleyen zamanlarda bu kimyasalı pazarlayanların ve bu işe derinliğine vakıf olmadan bu ürünü kullananların bu tür iddiaları oldu... Bu kimyasal ülkemize ilk geldiğinde ateşli silahlarda dahi kullanılabileceğini gösterir ikonlar taşıyan kutularla pazarlandı... Zaman içerisinde mahsurları sahada denenerek gözlenince, kutuların üzerindeki ateşli silah ikonu kaldırıldı...

WD 40 mükemmel pas, korozyon direnci ve yağlama sağlayabilecek adhezyon özellikleri olmayan, mükemmel temizleme yapabilecek çözücülük ve evaporasyon özellikleri olmayan, yoklukta, işe ve maksada özel bir kimyasalın bulunamadığı durumlarda kullanılabilecek güzel bir genel maksat kimyasalıdır. Mükemmel bir nem ve su arındırıcıdır, ki asıl üretim amacı da budur... Ancak bıraktığı tortular nedeni ile, uygulama sonrasında ayrı bir kimyasalla tortuları temizlenmesi gereken bir kimyasaldır. Bu nedenle kapalı ve derin yüzeyler, bu tür yüzeyleri olan mekanik aksamda çok dikkatli kullanılması gereken bir kimyasaldır. Kapsül eczasını bozup, kapsülleri sertleştirdiği için, mühimmat bulunan yüzeylerde kesinlikle kullanılmaması gereken bir kimyasaldır.

Hasılı kelam, konu kimyasallar ve metalürji olduğunda, ''Ne iş olsa yaparım Abi..'' diyen türden herşeye, temkinli bir şekilde yaklaşılması gereklidir...
[+] 2 kullanıcılar diyor Bu gönderi için lenduha'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#3
Emekleriniz için teşekkür ederim. Ben de kurtarabildiğim yazıları foruma yüklemeye çalışıyorum. Maalesef bir çoğu gitmiş.
Bul
Cevapla
#4
Farkediyorum, sizin de elinize sağlık... Artık kurtarabildiğimiz kadarını alacağız. Sonrasındaki iş zamana ve silahseverlerin katkılarına kalıyor.
[+] 3 kullanıcılar diyor Bu gönderi için lenduha'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#5
Sayın Lenduha,
Bu kıymetli paylaşımları geri kazandırdığınız için teşekkür ederim.
Bu nedenle Lupus üstadımızın ne denli bir bilgi deryası olduğunu yeniden gördüm..
Bir de küçük ricam var, yukarıdaki paylaşımları konularına göre ilgili başlıklar altına dağıtırsanız daha kolay ulaşılabilir olacağına inanıyorum.
Bul
Cevapla
#6
(03-03-2024, 18:19)Osman Ortaç yazdı: Sayın Lenduha,
Bu kıymetli paylaşımları geri kazandırdığınız için teşekkür ederim.
Bu  nedenle Lupus üstadımızın ne denli bir bilgi deryası olduğunu yeniden gördüm..
Bir de küçük ricam var, yukarıdaki paylaşımları konularına göre ilgili başlıklar altına dağıtırsanız daha kolay ulaşılabilir olacağına inanıyorum.

Üstadım sanıyorum o kısımda Sn ceycey başta olmak üzere diğer yetkiyi haiz arkadaşlar yardımcı olabilirler diye düşünüyorum. 
Buradan peşpeşe eklediğimde, aynı ileti içine alt alta getitiyor.
Bul
Cevapla
#7
Lupus Üstadın Jng 90 gönderirsi ararken(birisi facebookda paylaşmıştı bir ara)
Sw 686 ile ilgili gonderilerine denk geldim neye niyet neye kısmet.

Sayın Lupus Yeni ve Eski Model 686 ları Söküp Resimli Olarak Karşılaştırmış.. Buyrun Sonuçlar...
Arkadaşlar, SW revolverleri zaman içerisinde bir kısmı gözle görülür, bir kısmı da gözle görülemeyen pek çok değişim geçirdi. Bunların bir kısmı olumlu yönde olurken, bir kısmı da özellikle duayen SW severleri üzecek tarzda oldu. Aşağıda SW' un revolverlerinin amiral gemilerinden birisi olan Distinguished Combat Magnum, ülkemizde en çok bilinen adı ile Model 686'nın farklı jenerasyonları arasındaki bazı farkları değerlendirmeye çalışacağız.
Distinguished Combat Magnum, yüklü miktarda tam güç ve hızlı .357 magnum mühimmata dayanabilecek şekilde dizayn edilip, üretilmiş bir revolverdir. K gövdeli revolverlerin kabza konforu ile, N gövdeli revolverlerin dayanımını bir araya getiren, L gövdeli bir modeldir. Model numaraları ile adlandırma standard bir hale gelince, paslanmaz çelik modeller 681 ve 686, siyah karbon çelik modeller ise 581 ve 586 olarak adlandırılagelmiştir. Ülkemizde en çok bilinen ve tanınan model, ayarlı gezli, paslanmaz çelik model olan 686'dır.
Aşağıda 90'lı yılların başlarında üretilmiş bir 686-3 ile, 2008 yılı üretimi bir 686-6 modelini görüyorsunuz.
686-3 4'' namlulu iken, 686-6 6'' namluludur.
Dışarıdan fark edilen ilk şey kabza kapaklarındaki farklılıklardır, ancak bu kapakların model revizyonları ile alakası olmayıp, farklı modelelrde tercihe göre kullanılabilmektedir. Ahşap olan köşe tabanlı klasik '' Target '' kabza kapağı olup, polimer olan Hogue'un SW logolu tek parça kabza kapağıdır. Kişisel olarak ahşap olanı ben de daha klasik bulsam da, polmer kabza kapağının çok daha konforlu olduğunu söylemeliyim.
Hemen göze çarpan diğer fark ise, 686-6' nın top açma manevelasının hemen üzerindeki deliktir. Bu delik, özel bir kilit sistemine ait anahtar girişi olup, -6 revizyonundan sonraki modellerde mevcuttur. Daha önce kullandığım bir 686-5' de bu revizyon olmayıp, sadece hassas döküm MIM parçalar ve gövdeye yerleşmiş iğne sistemi vardı
Gövdede dikkat çeken diğer bir fark, 686-6'da top çerçevesinin arka alt tabanında arttırılmış olan destek ve et kalınlığıdır. 686-3 de bu bölgede hem top kenarı, hem de kovan tablası için iki ayrı yol varken, 686-6'da sadece kovan tablası için yol vardır. -6 da o bölgedeki direnç bir miktar arttırılırken, hassas işçilik de bir miktar daha azatılmıştır.
Yukarıda solda görülen gez ve arpacık 686-3' e, sağda görülenler ise 686-6' ya aittir. 686-3 arpacığı namlu ile yekpare iken, 686-6 da ayrı bir parça olup, ayrı bir pim ile sabitlenmiştir. 686-6' nın arpacığı hem namludan ayrı refle yapmayan siyah malzeme kullanmaya uygun olduğu için, hem de hasar gördüğünde değiştirme kolaylığı sağldığı için daha kullanışlıdır. 686-6 ' nın gez takımının önü de, gövdeye daha ince bir işçilikle oturtulmuştur. 686-4' den itibaren gez ve arpacık, yeni nesil 686' lardaki gibidir.

686-3 lerde top kilitleme ve açma manevelası ve düğmesi, parça çelik malzemelerden mamulken, 686-6 tek parça hassas döküm ve tutya türü malzemeden mamüldür. Resimlerde ilk ve solda gördüğünüz malzemeler 686-3' e ait puntolu veya tek parça çelik üretilmiş parçalardır. Top açma düğmelerinden sağda, içi boş tutya olan 686-6'ya aittir. Ayrıca 686-6' daki logonun ne kadar yüzeyel yazıldığı da hemen dikkati çekmektedir.



686-3' de top çevirme kolları ve ejektör / kovan tahliye tırnaklarının kolu, top eksenine üzerine açılmış ince ve özel bir oluk ve tırnaklara oturan iki ayrı pimle sabitlenirken, 686-6 sadece düz bir yüzey traşlanarak ve topa buna uygun bir yatak açılarak sabitlenmiştir. Bu işlemin amacı, tetik kolu üzerindeki top çevirme manevelasından alınan hareketin, topa aktarılarak, topun döndürülebilmesidir. 686-3' deki sistem, gerek topta, gerekse de tırnaklarda daha hassas bir işçilik gerektirip, daha iyi bakım ve temizlik gerektiren, biraz daha frajil bir sistem iken, 686-6' daki üretimi daha kolay ve basit, aynı zamanda biraz daha sorunsuz bir sistemdir.

686-3'de yan gövde kapağını sabitleyen üç vida da birbirinden farklıdır.
Top sabitleyen ve kapağı ortadan sabitleyen vida yuvarlak kafalıdır.
Kapağı en sondan sabitleyen ve kabza kapağının altında kalan vida ise düz kafalıdır.
686-6 da ise tüm vidala yuvarlak kafalıdır. Top sabitleme vidasının ucu ve boyutu farklıdır.



airgunturk.com/attachment/3844/



Gövde yan kapaklarının yapım tarzı ve işçiliği de çok farklıdır.
Solda görülen 686-3' ün kapağının içi çok daha özenlidir.
Sağda görülen 686-6 kapağının içi ise tipik döküm özellikleri içermektedir.
Ayrıca horoz irtibat kesme manevelasının yatağı da her ikisinde farklı açılmıştır.



airgunturk.com/attachment/3845/



Aşağıda gövde kapağının altında sizi karşılayan parçaları görüyorsunuz.
686-3' de gerek gövde içi gerekse de parça işçiliği çok çok daha iyi.
Tüm parçalar çok daha iyi tesviye edilmiş. Tamamı parça çelik.
Parça taşıyıcı çakma pim kafaları bile yuvarlanarak tesviye edilmiş.
686-6' da maliyet düşürücü her türlü etki daha ilk bakışta göze çarpıyor.
MIM horoz ve tetik ile, bağlantıları hemen dikkati çekiyor.
Parça taşıyıcı pimler olduğu gibi sert kafa kenarları ile bırakılmış.
İğne bir pimle gövdeye sabitlenmiş.
İlk iki resim 686-3, son iki resim ise 686-6' dır.

686-3 'de horoz ve buna bağlı çift hareket tulumbası, ayrı ve sabit bir pim ile, sabit bir eksende çalışacak şekilde horoza yerleştirilmiştir. Bu özellik çok daha güvenli ve stabil bir çift hareketli çekiş sağladığı gibi, bu tulumbanın altındaki yayın erken deformasyonunu da engellemektedir. SW Performance Center silahlarında hala bu tip horozları, ama sadece parası olanlar için kullanmaktadır. Aynı şekilde horozdaki, horoz yayı bağlantısı da ayrı bir pimle, sabit bir eksene ve yerinden kesinlikle çıkamayacak bir şekilde yerleştirilmiştir.



İğne de horozda olup, horoz gövdede sadece kendi yatağı ile temasta bulunup, bu temas esnasında atım yatağı boş ise, iğne üzerine bir darbe gelmemektedir. Bu da kuru tetik çalışması esnasında meydana gelebilecek iğne hasarlarını azaltan bir özelliktir.



airgunturk.com/attachment/3850/



686-6 ' da ise, çift hareket tulumbası MIM horoz üzerindeki yatağına geçme olarak oturmuş olup, serbestçe salınmaktadır. Bu kusur bazen mükerrer çift hareketli çekişlerde, sistemde takılmalara neden olabilmektedir. Yine horoz yayı mafsalı da geçme bir yatakta olup, tamamen MIM parçanın yatağının kenarlarının dayanımına emanet bir şekilde durmaktadır. Bu parçaların kısa dönemde ciddi bir sorun çıkaracağını sanmıyorum, ancak uzun vadeli kullanımda, çift hareket tulumbasının yayının daha erken deforme olacağı ki, Ağa'mız da buna kendi silahında bizzat şahit olmuştur, çift hareketli tetik çekişinde çıkabilecek sorunlara ortam hazırlayabileceği ortadadır.
İğne gövdeye ayrı bir pimle sabitlidir. Özellikle kuru tetik çalışmalarında kırılmaya aday bir yapıdadır ki, yurt dışında örnekleri çok olmuştur. Bu iğnenin avantajı, eski sistemdeki iğne yayı ve açısından bağımsız olarak, kapsüle sürekli olarak aynı terden vurma imkanıdır. Teorik olarak bu sistemin daha sağlıklı ateşleme sağlayacağı düşünülse de, pratikteki sonuçlarının öyle olmadığı gelen saha raporları ile gösterilmiştir. Forumun ilgili bölümlerinde yeni nesil iğnelerle yaşanmış ateşleme sorunları ile ilgili ayrıntılı raporlar mevcuttur.



Horoz grubunun arkasındaki garabet kilit sistemine ise hiç girmiyorum.



airgunturk.com/attachment/3851/



Aşağıda 686-3' ün tetik grubunu görüyorsunuz. Tetik yayı taşıyıcısına uzanan mafsal, top çevirme kolu ve bunun kendi etrafında iki boğumu olan yayı, ayrı ayrı pimlerle, parça çelik tetiğe, yerinden hiç kıpırdamayacak bir şekilde sabitlenmiştir. Tetik ayrıca kromlanmıştır.



airgunturk.com/attachment/3852/



686-6 'daki hassas döküm MIM tetikte, tetik yayı taşıyıcısına uzanan tetik mafsalı, top çevirme manevelası yayı, tetik içerisindeki yataklara, parçaların birbirine oturumu ile sabitlenecek şekilde yerleştirilmiştir. Sadece top çevirme kolunun iki ayrı pimi ve bunların içerisinde çalıştığı iki ayrı yatak, eski klasik tetiklerdeki gibi sabitlenmiştir. Tetiğin içi doğal olarak boş olup, döküm ve ısıl işlemden çıktığu gibi bırakılmıştır.

Arkadaşlar elimdeki resimleme tekniği yetersiz olduğu için görüntüleyemediğim bir konu da, namlu yiv setlerindeki farklılıklardı. 686-3' de set kenarları oldukça köşeli ve net iken, 686-6' da setler sanki daha silik ve set kenarları sanki daha bir yumuşak şekilde kırılmıştı. Sanırım bu fark halihazırda SW tedarikçilerinin kullanmakta olduğu elektrokimyasal yiv açma tekniğinden kaynaklanıyor. İlk fırsatta daha kaliteli ışık şartlarında her iki namluyu tekrar incelemeyi düşünüyorum. Ancak şunu da belirtmekte fayda, eski 686' nın ön ve arka namlu ağzı, çok daha güzel ve temiz bir şekilde işlenmişti.





Özetlemek gerekirse, 686-3 üretim tekniği ve işçilik açısından çok daha fazla emek istiyen bir silah. 686-6 ise, işin tembel ve aç gözlü adamdan, nasıl ucuza yapılacağı öğrenilerek üretilmiş bir model. Hele hele bu model tanımından sonra eklenmiş olan kilit sistemi de işin tuzu biberi olmuş. Kuşkusuz bu kolaycılık silahı güvensiz veya yetersiz performans sergileyen bir demir yığınına çevirmez, ancak kesinlikle klasik revolverseverlerin alışveriş sepetinin dışına iter.



686-4 de nişangahlar yukarıda gördüğünüz 686-6 daki yapılmaya başlanmıştır. 686-4'de hala parça çelik iç parçalar kullanılmış olup, iç mekaniği 686-3 ile aynıdır. Kişisel görüşüm 686-4' ün en rafine, aynı zamanda da son gerçek 686 olduğu yönündedir. 686-5' ten itibaren hassas döküm MIM tetik ve horoz, gövdeye sabitli iğne kullanılmaya başlanmıştır. 686-6 'da ise, SW severlerin kabusu olan, o meşhur kilit sistemi SW revolverlerinin bir gerçeği olarak karşımıza çıkmıştır.



Saygılarımla.



Sayın Lupus'a Burada da Teşekkürü Bir Borç Bilirim
Tehlikeli silahlar yoktur. Sadece tehlikeli insanlar vardır.
Şehit Amfibi Uzman Çavuş Muhammet Fatih Durhan
Şehit Polis Memuru Şeyda Yılmaz
Kurban İkbal Uzuner Kurban Ayşenur Halil
[+] 4 kullanıcılar diyor Bu gönderi için Shepherd'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi