Arkadaşlar, bazılarınız hatırlar ;TBMM'de "Silah Yasası" için bir komisyon kurulmuş, 2013 yılı mayıs ayında Osman Ortaç ,Pinus(X) ve ben meclise giderek komisyon üyeleriyle komisyon odasında 1 saate yakın görüşmüş, beklentilerimizi ve düşüncelerimizi anlatmıştık.
Lupus,Ekeke,Tokoğlu,Osman Ortaç ve ben bir çalışma yapmış, tarafımca kaleme alınan yazı komisyon üyelerine elden teslim edilmişti.
Çok olumlu bir görüşme olmuştu. Ancak, iktidarın tercihi nedeniyle tasarı yasal sürede meclis önüne gelmeyerek kadük olmuştu.
Daha sonra temel silah yasalarında bazı değişiklikler oldu. Bu çalışmamızın ufak da olsa bu değişikliklerde etkisi olduğunu düşünüyorum.
Bu metni hiç bir değişiklik yapılmadan aşağıda mesajlar halinde yayınlıyorum. İleride yapılacak yasa değişikliklerinde inşallah yararlanılır.
(X)Pinus'tan izin alınmadığı için gerçek ismini belirtmedim.
Sayın Milletvekilim,
Bilindiği üzere İçişleri Bakanlığı tarafından 2009 yılında hazırlanan “Silah Kanunu Tasarısı”, TBMM İçtüzüğü’nün 77 maddesi uyarınca hükümsüz sayılmış; ancak Bakanlar Kurulu tarafından 16.4.2013 tarihinde yenilenerek tekrar TBMM’ye gönderilmiştir.
Tasarının genel gerekçesinde; ateşli ve ateşsiz silahlarla ilgili düzenlemelerin 6136 ve 2521 Sayılı Kanunlar’da yer aldığı, bu kanunların eski olduğu, zamana ve değişen şartlara göre bir çok değişiklik ve ekleme yapıldığı, bu değişikliklerin bütüncül bir bakış açısını içermediğinden ortaya anlaşılması zor, sistematiksiz, uygulaması zor kanunların çıktığı, dolayısıyla ihtiyaçlara cevap veremediği belirtilmiştir,
Yine, yivli ve yivsiz silahlara ilgili hususların ayrı ayrı düzenlenmesi nedeniyle, kanunlarda mükerrer hükümler olduğu, bunun da uygulamada ciddi sorunlar yarattığı anlatılmıştır. Ayrıca, mevzuatın Avrupa Birliği müktesebatına uyumunun sağlanması gerekliğinden de söz edilerek, mevzuatın tek bir metin halinde toplanmasının amaçlandığı bildirilmiştir.
Gerekçede belirtilen hususların tamamına katılıyoruz. Gerçekten, iki ayrı kanunla yapılan düzenlemelerin bir sistemi yoktu. Kanunlar eski olup, yapılan değişiklik ve ek maddelerle tam bir yamalı bohçaya dönmüşlerdi. Aynı konularda farklı ve mükerrer hükümler, uygulamayı zorlaştırmakta, sorunlar zaman zaman Yargıtay’ın ve Danıştay’ın devreye girerek içtihat yaratmalarıyla giderilmeye çalışılmaktaydı. Bu nedenlerle, bütün mevzuatın bir kanunda toplanması ve belli bir sisteme bağlanması zorunluluktu. Kısacası, yeni bir kanun zorunluluktu.
Kanunlar hazırlanırken, düzenlemeyle ilgisi olan bütün toplum katmanlarının, sivil toplum kesimlerinin, kamu kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin vb. görüşlerinin alınması; o kanunun uygulanabilirliği yanında benimsenmesini de sağlar.
Mevcut taslak hazırlanırken, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin görüş ve teklifleri alınmış, ancak yasanın asıl muhatabı ve getirdiği yükümlülüklerin taşıyıcısı olan toplum kesimlerinin görüşleri ne bu dönemde, ne de daha önceki dönemlerde alınmamıştır. Sivil toplum adına görüşleri alınan bazı vakıf ve derneklerin ise, bahsi geçen muhatapları temsil etme, haklarını savunma ve gündeme getirme yeterlilikleri olmadığı gibi, aksi yönde görüş ve teklifler gündeme getirmişlerdir. Yani, bu yönüyle tasarının bir tarafı eksiktir.
Bunun dışında, yapılacak kanunların toplumun içinde bulunduğu duruma uygun, ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikte ve toplumun hassasiyetlerini karşılayacak özelliklerde olması gerekmektedir.
Halen yürürlükte olan 6136 ve 2521 Sayılı Kanunlar,1953 tarihinde milletin hesap sorma korkusuna karşı alınmış, temel mantık ve yaklaşımı ile milleti mümkün olduğu kadar silahsızlandırmayı amaç edinmiş kanunlardır. Bu kanunlar baştan aşağıya dikkatlice incelendiğinde, temel mantık ve yaklaşımının, genel asayiş ve güvenlikten ziyade bu korkuya dayandığı kolaylıkla anlaşılır.
BAĞIMSIZLIK-SİLAH İLİŞKİSİ:
Tarih boyunca yapılan savaşlar ve istilalar incelendiğinde; silahları daha güçlü olan ve silahlarını daha iyi kullanan milletlerin genelde galip geldiğini görüyoruz. Silahları düşmanlarından geri kalmayan ve silahlarını kullanmayı bilen toplumlar ,tarih boyunca kaybetmemişler ve asla köleleştirilememişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun 3 kıtaya kadar yayılmasının en önemli nedenlerinden birisi, iyi silahlara sahip olması ve bu silahları kullanmayı iyi bilen bir ordusunun olmasıydı.
Silahlarımız olmasa ve değerli komutanlarımızca silahını iyi kullanabilen eğitimli bir ordumuz olmasa, İstiklal Savaşı’nı kazanabilir miydik?
Yani,silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu, bağımsızlık için en önemli unsurlardan birisidir.
Yine savaş tarihi incelendiğinde, milis kuvvetler dediğimiz silahı olan sivil güçlerin çok önemli roller oynadığını görüyoruz.
Amerika’nın bağımsızlığını kazanabilmesi, milis kuvvetlerin düzenli ordu yanında savaşa girmesiyle mümkün olmuştur.
Osmanlı’da, savaş zamanı dışında çiftçilik yapan, sefer olunca orduya katılan sipahileri hatırlayalım. Bunlar da milisti.
Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri, Kuvay-i Milliye denilen bir kısmını milislerin oluşturduğu güç değil midir? Babadan, dededen kalma tüfekleri ve tabancaları olan siviller savaşa katılmasa, zafer kazanılabilir miydi?
Bu örnekler arttırılabilir. Bir de ters örnekleri düşünelim.
1995 Yılında Srebrenitsa’da, Birleşmiş Milletler tarafından Boşnak köylerinden duvarda asılı dededen kalma tekli kırmalar bile toplanmış, öteki yanda Yugoslav ordusunun depolarını açıp silahları alan Bosnalı Sırplar, savaş başlamadan çok önce milis eğitim kampları düzenleyerek katliama hazırlanmışlardır. Sonuçta silahlı Sırplar, çoluk, çocuk demeden hiçbir silahı olmayan(resmi rakamlara göre)8.372 müslümanı katletmişlerdir. Müslümanların evlerinde en azından birer tüfeği olsaydı, bu katliam olabilir miydi?
![[Resim: a6355km.jpg]](https://i.hizliresim.com/a6355km.jpg)
![[Resim: mpjjd96.jpg]](https://i.hizliresim.com/mpjjd96.jpg)
Yugoslayva iç savaşı sırasında ellerinden silahları alınan Müslüman Boşnaklar, küçük atölyelerde ve evlerinde silah yaparak kendilerini savunmaya çalışmışlardır. Bu silahların bir kısmı şimdi soykırım müzelerinde sergileniyor.
![[Resim: 8.jpg]](https://i.ibb.co/Df1fZs6/8.jpg)
![[Resim: 10.jpg]](https://i.ibb.co/NFZNDpW/10.jpg)
Yine 1992 yılında Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı Kasabası’nda Ermeni güçler, silahsız 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşını katletmiştir. Kadınlara tecavüz edilmiş, hamile olanlarının karınlarına süngü saplanarak bebekleriyle birlikte öldürülmüşlerdir. Bu insanların kendilerini savunmaya yetecek kadar silahı olsaydı, bu katliam kolayca yapılabilir miydi?
Tarih göstermiştir ki , silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu dışında silahı olan milisler de bağımsızlık için önemlidir.Silahı olan insanları köleleştiremezsiniz.
Lupus,Ekeke,Tokoğlu,Osman Ortaç ve ben bir çalışma yapmış, tarafımca kaleme alınan yazı komisyon üyelerine elden teslim edilmişti.
Çok olumlu bir görüşme olmuştu. Ancak, iktidarın tercihi nedeniyle tasarı yasal sürede meclis önüne gelmeyerek kadük olmuştu.
Daha sonra temel silah yasalarında bazı değişiklikler oldu. Bu çalışmamızın ufak da olsa bu değişikliklerde etkisi olduğunu düşünüyorum.
Bu metni hiç bir değişiklik yapılmadan aşağıda mesajlar halinde yayınlıyorum. İleride yapılacak yasa değişikliklerinde inşallah yararlanılır.
(X)Pinus'tan izin alınmadığı için gerçek ismini belirtmedim.
Sayın Milletvekilim,
Bilindiği üzere İçişleri Bakanlığı tarafından 2009 yılında hazırlanan “Silah Kanunu Tasarısı”, TBMM İçtüzüğü’nün 77 maddesi uyarınca hükümsüz sayılmış; ancak Bakanlar Kurulu tarafından 16.4.2013 tarihinde yenilenerek tekrar TBMM’ye gönderilmiştir.
Tasarının genel gerekçesinde; ateşli ve ateşsiz silahlarla ilgili düzenlemelerin 6136 ve 2521 Sayılı Kanunlar’da yer aldığı, bu kanunların eski olduğu, zamana ve değişen şartlara göre bir çok değişiklik ve ekleme yapıldığı, bu değişikliklerin bütüncül bir bakış açısını içermediğinden ortaya anlaşılması zor, sistematiksiz, uygulaması zor kanunların çıktığı, dolayısıyla ihtiyaçlara cevap veremediği belirtilmiştir,
Yine, yivli ve yivsiz silahlara ilgili hususların ayrı ayrı düzenlenmesi nedeniyle, kanunlarda mükerrer hükümler olduğu, bunun da uygulamada ciddi sorunlar yarattığı anlatılmıştır. Ayrıca, mevzuatın Avrupa Birliği müktesebatına uyumunun sağlanması gerekliğinden de söz edilerek, mevzuatın tek bir metin halinde toplanmasının amaçlandığı bildirilmiştir.
Gerekçede belirtilen hususların tamamına katılıyoruz. Gerçekten, iki ayrı kanunla yapılan düzenlemelerin bir sistemi yoktu. Kanunlar eski olup, yapılan değişiklik ve ek maddelerle tam bir yamalı bohçaya dönmüşlerdi. Aynı konularda farklı ve mükerrer hükümler, uygulamayı zorlaştırmakta, sorunlar zaman zaman Yargıtay’ın ve Danıştay’ın devreye girerek içtihat yaratmalarıyla giderilmeye çalışılmaktaydı. Bu nedenlerle, bütün mevzuatın bir kanunda toplanması ve belli bir sisteme bağlanması zorunluluktu. Kısacası, yeni bir kanun zorunluluktu.
Kanunlar hazırlanırken, düzenlemeyle ilgisi olan bütün toplum katmanlarının, sivil toplum kesimlerinin, kamu kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin vb. görüşlerinin alınması; o kanunun uygulanabilirliği yanında benimsenmesini de sağlar.
Mevcut taslak hazırlanırken, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin görüş ve teklifleri alınmış, ancak yasanın asıl muhatabı ve getirdiği yükümlülüklerin taşıyıcısı olan toplum kesimlerinin görüşleri ne bu dönemde, ne de daha önceki dönemlerde alınmamıştır. Sivil toplum adına görüşleri alınan bazı vakıf ve derneklerin ise, bahsi geçen muhatapları temsil etme, haklarını savunma ve gündeme getirme yeterlilikleri olmadığı gibi, aksi yönde görüş ve teklifler gündeme getirmişlerdir. Yani, bu yönüyle tasarının bir tarafı eksiktir.
Bunun dışında, yapılacak kanunların toplumun içinde bulunduğu duruma uygun, ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikte ve toplumun hassasiyetlerini karşılayacak özelliklerde olması gerekmektedir.
Halen yürürlükte olan 6136 ve 2521 Sayılı Kanunlar,1953 tarihinde milletin hesap sorma korkusuna karşı alınmış, temel mantık ve yaklaşımı ile milleti mümkün olduğu kadar silahsızlandırmayı amaç edinmiş kanunlardır. Bu kanunlar baştan aşağıya dikkatlice incelendiğinde, temel mantık ve yaklaşımının, genel asayiş ve güvenlikten ziyade bu korkuya dayandığı kolaylıkla anlaşılır.
BAĞIMSIZLIK-SİLAH İLİŞKİSİ:
Tarih boyunca yapılan savaşlar ve istilalar incelendiğinde; silahları daha güçlü olan ve silahlarını daha iyi kullanan milletlerin genelde galip geldiğini görüyoruz. Silahları düşmanlarından geri kalmayan ve silahlarını kullanmayı bilen toplumlar ,tarih boyunca kaybetmemişler ve asla köleleştirilememişlerdir.
Osmanlı İmparatorluğu’nun 3 kıtaya kadar yayılmasının en önemli nedenlerinden birisi, iyi silahlara sahip olması ve bu silahları kullanmayı iyi bilen bir ordusunun olmasıydı.
Silahlarımız olmasa ve değerli komutanlarımızca silahını iyi kullanabilen eğitimli bir ordumuz olmasa, İstiklal Savaşı’nı kazanabilir miydik?
Yani,silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu, bağımsızlık için en önemli unsurlardan birisidir.
Yine savaş tarihi incelendiğinde, milis kuvvetler dediğimiz silahı olan sivil güçlerin çok önemli roller oynadığını görüyoruz.
Amerika’nın bağımsızlığını kazanabilmesi, milis kuvvetlerin düzenli ordu yanında savaşa girmesiyle mümkün olmuştur.
Osmanlı’da, savaş zamanı dışında çiftçilik yapan, sefer olunca orduya katılan sipahileri hatırlayalım. Bunlar da milisti.
Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri, Kuvay-i Milliye denilen bir kısmını milislerin oluşturduğu güç değil midir? Babadan, dededen kalma tüfekleri ve tabancaları olan siviller savaşa katılmasa, zafer kazanılabilir miydi?
Bu örnekler arttırılabilir. Bir de ters örnekleri düşünelim.
1995 Yılında Srebrenitsa’da, Birleşmiş Milletler tarafından Boşnak köylerinden duvarda asılı dededen kalma tekli kırmalar bile toplanmış, öteki yanda Yugoslav ordusunun depolarını açıp silahları alan Bosnalı Sırplar, savaş başlamadan çok önce milis eğitim kampları düzenleyerek katliama hazırlanmışlardır. Sonuçta silahlı Sırplar, çoluk, çocuk demeden hiçbir silahı olmayan(resmi rakamlara göre)8.372 müslümanı katletmişlerdir. Müslümanların evlerinde en azından birer tüfeği olsaydı, bu katliam olabilir miydi?
![[Resim: a6355km.jpg]](https://i.hizliresim.com/a6355km.jpg)
![[Resim: mpjjd96.jpg]](https://i.hizliresim.com/mpjjd96.jpg)
Yugoslayva iç savaşı sırasında ellerinden silahları alınan Müslüman Boşnaklar, küçük atölyelerde ve evlerinde silah yaparak kendilerini savunmaya çalışmışlardır. Bu silahların bir kısmı şimdi soykırım müzelerinde sergileniyor.
![[Resim: 8.jpg]](https://i.ibb.co/Df1fZs6/8.jpg)
![[Resim: 10.jpg]](https://i.ibb.co/NFZNDpW/10.jpg)
Yine 1992 yılında Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı Kasabası’nda Ermeni güçler, silahsız 106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşını katletmiştir. Kadınlara tecavüz edilmiş, hamile olanlarının karınlarına süngü saplanarak bebekleriyle birlikte öldürülmüşlerdir. Bu insanların kendilerini savunmaya yetecek kadar silahı olsaydı, bu katliam kolayca yapılabilir miydi?
Tarih göstermiştir ki , silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu dışında silahı olan milisler de bağımsızlık için önemlidir.Silahı olan insanları köleleştiremezsiniz.


![[+]](https://www.tabancatufek.com.tr/images/collapse_collapsed.png)
![[Resim: bws6nnp.png]](https://i.hizliresim.com/bws6nnp.png)