Silah Yasası Tasarısı Çalışmamız
#1
Arkadaşlar, bazılarınız hatırlar ;TBMM'de "Silah Yasası" için bir komisyon kurulmuş, 2013 yılı mayıs ayında Osman Ortaç ,Pinus(X) ve ben meclise giderek komisyon üyeleriyle komisyon odasında 1 saate yakın görüşmüş, beklentilerimizi ve düşüncelerimizi anlatmıştık.
Lupus,Ekeke,Tokoğlu,Osman Ortaç ve ben bir çalışma yapmış, tarafımca kaleme alınan yazı komisyon üyelerine elden teslim edilmişti.
Çok olumlu bir görüşme olmuştu. Ancak, iktidarın tercihi nedeniyle tasarı yasal sürede meclis önüne gelmeyerek kadük olmuştu.
Daha sonra temel silah yasalarında bazı değişiklikler oldu. Bu çalışmamızın ufak da olsa bu değişikliklerde etkisi olduğunu düşünüyorum.
Bu metni hiç bir değişiklik yapılmadan aşağıda mesajlar halinde yayınlıyorum. İleride yapılacak yasa değişikliklerinde inşallah yararlanılır.
(X)Pinus'tan izin alınmadığı için gerçek ismini belirtmedim.

Sayın Milletvekilim,

                  Bilindiği üzere İçişleri Bakanlığı tarafından 2009 yılında hazırlanan “Silah Kanunu Tasarısı”, TBMM İçtüzüğü’nün 77 maddesi uyarınca hükümsüz sayılmış; ancak Bakanlar Kurulu tarafından 16.4.2013 tarihinde yenilenerek tekrar TBMM’ye gönderilmiştir.
                  Tasarının genel gerekçesinde; ateşli ve ateşsiz silahlarla ilgili düzenlemelerin 6136 ve 2521 Sayılı Kanunlar’da yer aldığı,  bu kanunların eski olduğu, zamana ve değişen şartlara göre bir çok değişiklik ve ekleme yapıldığı, bu değişikliklerin bütüncül bir bakış açısını içermediğinden ortaya anlaşılması zor, sistematiksiz, uygulaması zor kanunların çıktığı, dolayısıyla ihtiyaçlara cevap veremediği belirtilmiştir,
                  Yine, yivli ve yivsiz silahlara ilgili hususların ayrı ayrı düzenlenmesi nedeniyle, kanunlarda mükerrer hükümler olduğu, bunun da uygulamada ciddi sorunlar yarattığı anlatılmıştır. Ayrıca, mevzuatın Avrupa Birliği müktesebatına uyumunun sağlanması gerekliğinden de söz edilerek, mevzuatın tek bir metin halinde toplanmasının amaçlandığı bildirilmiştir.
                  Gerekçede belirtilen hususların tamamına katılıyoruz. Gerçekten, iki ayrı kanunla yapılan düzenlemelerin bir sistemi yoktu. Kanunlar eski olup, yapılan değişiklik ve ek maddelerle tam bir yamalı bohçaya dönmüşlerdi. Aynı konularda farklı ve mükerrer hükümler, uygulamayı zorlaştırmakta, sorunlar zaman zaman Yargıtay’ın ve Danıştay’ın devreye girerek içtihat yaratmalarıyla giderilmeye çalışılmaktaydı. Bu nedenlerle, bütün mevzuatın bir kanunda toplanması ve belli bir sisteme bağlanması zorunluluktu. Kısacası, yeni bir kanun zorunluluktu.
                  Kanunlar hazırlanırken, düzenlemeyle ilgisi olan bütün toplum katmanlarının, sivil toplum kesimlerinin, kamu kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin vb. görüşlerinin alınması; o kanunun uygulanabilirliği yanında benimsenmesini de sağlar.
                  Mevcut taslak hazırlanırken, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin görüş ve teklifleri alınmış, ancak yasanın asıl muhatabı ve getirdiği yükümlülüklerin taşıyıcısı olan toplum kesimlerinin görüşleri ne bu dönemde, ne de daha önceki dönemlerde alınmamıştır. Sivil toplum adına görüşleri alınan bazı vakıf ve derneklerin ise, bahsi geçen muhatapları temsil etme, haklarını savunma ve gündeme getirme yeterlilikleri olmadığı gibi, aksi yönde görüş ve teklifler gündeme getirmişlerdir. Yani, bu yönüyle tasarının bir tarafı eksiktir.
                  Bunun dışında, yapılacak kanunların toplumun içinde bulunduğu duruma uygun, ihtiyaçlara cevap verebilecek nitelikte ve toplumun hassasiyetlerini karşılayacak özelliklerde olması gerekmektedir.
                  Halen yürürlükte olan 6136 ve 2521 Sayılı Kanunlar,1953 tarihinde milletin hesap sorma korkusuna karşı alınmış, temel mantık ve yaklaşımı ile milleti mümkün olduğu kadar silahsızlandırmayı amaç edinmiş kanunlardır. Bu kanunlar baştan aşağıya dikkatlice incelendiğinde, temel mantık ve yaklaşımının, genel asayiş ve güvenlikten ziyade bu korkuya dayandığı kolaylıkla anlaşılır.

                  BAĞIMSIZLIK-SİLAH İLİŞKİSİ:
                  Tarih boyunca yapılan savaşlar ve istilalar incelendiğinde; silahları daha güçlü olan ve silahlarını daha iyi kullanan milletlerin genelde galip geldiğini görüyoruz. Silahları düşmanlarından geri kalmayan ve silahlarını kullanmayı bilen toplumlar ,tarih boyunca kaybetmemişler ve asla köleleştirilememişlerdir.                 
                  Osmanlı İmparatorluğu’nun 3 kıtaya kadar yayılmasının en önemli nedenlerinden birisi, iyi silahlara sahip olması ve bu silahları kullanmayı iyi bilen bir ordusunun olmasıydı.
                  Silahlarımız olmasa ve değerli komutanlarımızca silahını iyi kullanabilen eğitimli bir ordumuz olmasa, İstiklal Savaşı’nı kazanabilir miydik?
                  Yani,silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu, bağımsızlık için en önemli unsurlardan birisidir.
                  Yine savaş tarihi incelendiğinde, milis kuvvetler dediğimiz silahı olan sivil güçlerin çok önemli roller oynadığını görüyoruz.
                  Amerika’nın bağımsızlığını kazanabilmesi, milis kuvvetlerin düzenli ordu yanında savaşa girmesiyle mümkün olmuştur.
                  Osmanlı’da, savaş zamanı dışında çiftçilik yapan, sefer olunca orduya katılan sipahileri hatırlayalım. Bunlar da milisti.
                  Kurtuluş Savaşı’nın kazanılmasını sağlayan en önemli faktörlerden biri, Kuvay-i Milliye denilen bir kısmını milislerin oluşturduğu güç değil midir? Babadan, dededen kalma tüfekleri ve tabancaları olan siviller savaşa katılmasa, zafer kazanılabilir miydi?

 
 [Resim: m2qj3xv.jpg]  


   [Resim: tfbngil.jpg]   

Bu örnekler arttırılabilir. Bir de ters örnekleri düşünelim.
                1995 Yılında Srebrenitsa’da, Birleşmiş Milletler tarafından Boşnak köylerinden duvarda asılı dededen kalma tekli kırmalar bile toplanmış, öteki yanda Yugoslav ordusunun depolarını açıp silahları alan Bosnalı Sırplar, savaş başlamadan çok önce milis eğitim kampları düzenleyerek katliama hazırlanmışlardır. Sonuçta silahlı Sırplar, çoluk, çocuk demeden hiçbir silahı olmayan(resmi rakamlara göre)8.372 müslümanı katletmişlerdir. Müslümanların evlerinde en azından birer tüfeği olsaydı, bu katliam olabilir miydi?

                  [Resim: 5m2p6dq.png]    [Resim: a6355km.jpg]
             
                  [Resim: b0ao6qh.png]   [Resim: mpjjd96.jpg]

Yugoslayva iç savaşı sırasında ellerinden silahları alınan Müslüman Boşnaklar, küçük atölyelerde ve evlerinde silah yaparak kendilerini savunmaya çalışmışlardır. Bu silahların bir kısmı şimdi soykırım müzelerinde sergileniyor.

[Resim: 8.jpg]

[Resim: 10.jpg]

Yine 1992 yılında Azerbaycan’ın Dağlık Karabağ bölgesindeki Hocalı Kasabası’nda Ermeni güçler, silahsız  106'sı kadın, 83'ü çocuk olmak üzere toplam 613 Azerbaycan vatandaşını katletmiştir. Kadınlara tecavüz edilmiş, hamile olanlarının karınlarına süngü saplanarak bebekleriyle birlikte öldürülmüşlerdir. Bu insanların kendilerini savunmaya yetecek kadar silahı olsaydı, bu katliam kolayca yapılabilir miydi?

[Resim: m0983u5.png]     [Resim: cciwtt3.jpg] 

                  Tarih göstermiştir ki , silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu dışında silahı olan milisler de bağımsızlık için önemlidir.Silahı olan insanları köleleştiremezsiniz.
[+] 25 kullanıcılar diyor Bu gönderi için ceycey'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#2
GÜVENLİK SORUNU VE ÇÖZÜMLERİ:
                  Büyük şehirlerimiz son on yıllarda büyük bir değişim geçirmiştir. Sosyal ilişkiler farklılaşmış, dayanışma, vatandaşlık bilinci, sevgi ,saygı gibi kavramlar tüm Dünya'nın içinden geçmekte oldu "kaos çağı" da diyebileceğimiz ortamda, giderek yok olmaya başlamışlardır. Nüfus artmakta, kaynaklar azalmaktadır. Kaynakları yoğunluklu tüketmekte olan kitle, pastanın kendilerine düşen payından vazgeçmeyip, daha da hırçınlaştıkça; genel nüfus, ekonomik olarak her geçen gün daha da zorlanmaktadır. Bu hızlı değişim ve sosyo-ekonomik anlamda yeni değerlere tutunamayan, nasıl tutunacağını bilmeyen , feodal düzenden şehirli düzenine geçmekte zorlanan kitleler, işsizliğin artışıyla ekonomik olarak da zorlandıkça; sonuç olarak kanunsuzlaşmaya giden iki farklı yoldan birini seçebilmektedirler. Yalnız kalarak, soyutlanmak, giderek geçiminin zorlaşmasıyla, bir aile kurma şansını da yakalayamamak ve en sonunda kaybedecek hiçbir şeyi olmayan potansiyel suçlu bir bireye dönüşmek. Ya da kendi aralarında gruplaşarak, bir güç mevzisi elde etmek adına kanunsuzlaşmak; ki buna çete kurmak diyoruz.
                  Bu noktaya ek olarak, vatanımız  şu an Dünya'da yüzyıllardır uğruna savaşılan kaynakların ortaya çıktığı , sınır komşularının politik açıdan son derece istikrarsız olduğu bir coğrafya üzerindedir. Kaynaklar ve güç dağılımları olarak bakıldığında da, bu coğrafya daha uzun süre bu konumda kalmaya mahkumdur. Dolayısıyla, bu ülke üzerinden suç nakli, (silah kaçakçılığı, uyuşturucu trafiği vs.) daima olmuştur ve olmaya da devam edecektir.
                  Güvenlik güçlerimiz bu konularda ellerinden geleni yapmakta olsa da, bu, bireyin böyle bir coğrafyada yaşadığı gerçeğini; kendisinin ve ailesinin güvenliğinden endişe duyabileceği gerçeğini değiştirmez.         
                  Hemen hemen Dünya’nın her yerinde olduğu gibi, yurdumuzda da saldırı suçları ciddi oranlarda artmaya başlamıştır. Dürüst vatandaşın haklarını kollamak, ve suçluların cezalandırılması adına yeterli çözümlerin bir türlü sağlanamaması, potansiyel suçluları da çabucak suç dünyasına çekmekte, adeta “ekmeklerine yağ sürmektedir. ”Kimi metropollerin nüfusunun on beş milyonu bulduğu bu zamanda, güvenlik güçlerinin de her köşe başına bir memur koyamayacağı malumdur. Dolayısıyla da bireysel suçları önleyici tedbirlerin alınmasında yetersiz kalınması, günümüzde anlaşılamayacak bir durum değildir. Öyleyse vatandaşın haklarının, özellikle de insan haklarının en kutsalı olan “yaşama hakkının” korunması; “bireyin kendisinin ve ailesinin can güvenliğini koruma hakkının elinden alınmaması gerekmektedir.
                  Özetlemek gerekirse,
                  -Silah ve silahlarını iyi kullanabilen bir ordu dışında silahı olan milislerin de bağımsızlık için önemli olduğu, silahı olan insanları köleleştirilemeyeceği,
                  -Ülkemizin en istikrarsız coğrafyalardan birinde yer alması ve bundan kaynaklanan silah kaçakçılığının her zaman var olacağı realitesi,
                  -Nüfusun artması, kaynakların azalması, feodal düzenden şehirli düzene geçilmesi, işsizliğin artmasıyla ekonomik ve sosyal olarak tutunamayan insanların potansiyel suçlu olması, çetelerin artması, saldırıların çoğalması,
                  -Nüfusun artmasıyla güvenlik güçlerinin herkesi her zaman koruyamayacağı gerçeği,
                  -Halkımızın geçmişten gelen silah sevgisi ve silah kültürünün varlığı, vb. nedenlerle savunma ihtiyacı hisseden insanlar, içgüdüsel olarak  kendisinin ve ailesinin namuslarını, canlarını, mallarını, ülkelerinin bağımsızlıklarını duvarda asılı duran silahlarına ve tabancalarına emanet etmişler, kısaca bireysel olarak silahlanmışlardır.
                  Emniyet Genel Müdürlüğü’nün resmi istatistiklerine göre, ateşli silahlarla işlenen suçlarda, ruhsatlı silahların oranı 2005 yılında % 16,7 , 2006 yılında %11,83 olmuştur. Silahlanma karşıtı Umut Vakfı’nın açıkladığı istatistiğe göre, bu rakam 2012 yılında % 9’a
düşmüştür. Bu rakam içerisinde meşru müdafaa durumu nedeniyle ateşli silahını kullanan ve beraat edenlerin de olduğu düşünülürse, net rakamın %5-6 olması kuvvetle muhtemeldir.

[Resim: bws6nnp.png]

                Yani ,yasal silahı olan insanlar, kanunlara uymaya çalışan, suç işlemekten çekinen ve silahına sadece yukarıda anlattığımız şekilde canını, malını, namusunu ve vatanını korumak için sahip olan insanlardır.

                 İLKELER NE OLMALIDIR?:
                -Ateşli silahlarla ilgili kanuni kısıtlamaların, sadece kanunlara uyan vatandaşları kısıtladığı artık tartışılamaz bir gerçektir. Kanunlara uymayan insanlar, zaten her halükarda silah bulabiliyorlar ve suç işliyorlar. Ruhsat talep ederek yasalara saygısını gösteren vatandaşın, güvenlik güçlerine karşı bir tehdit değil,  aksine aynı safta olduğu unutulmamalıdır.
                -Halkın yasal şekilde silahlanması önlenmeye çalışılır, bir takım bürokratik ve hukuki engeller çıkartılırsa, duvara asılı ruhsatlı bir tüfeği veya tabancası olan insanlar, bu sefer yasal olmayan şekilde silah edinmeye çalışacaklardır. Bu nedenle insanların yasal  silahlanmasının önündeki engeller kaldırılmalıdır.
                -Vatandaşa silah ruhsatı vermeden önce, çağdaş bir atış eğitimi, silah emniyeti eğitimi, ilkyardım dersleri verilmesi ve ondan sonra silahıyla yapacağı hareketlerin ve sorumluluğun vatandaşın kendisine bırakılması gerekmektedir.
                -Yine bunu yapmaya ihtiyacı olmadığı halde (mevzuat yukarıdaki şekilde düzenlendikten sonra) , ruhsatsız silah sahipliğini seçmiş insana verilecek cezalar arttırılmalıdır. Bu tabaka kayıt dışı ve istediği an kurtulabileceği, kendisiyle resmi olarak ilişkilendirilemeyecek silahları işlerinin bir parçası olarak görmektedir. Devletin asıl mücadele etmesi gereken kesim bu gruptur.
                  -Silahla ilgili kanunlar hazırlanırken, düzenlemeyle ilgisi olan bütün toplum katmanlarının  görüşlerinin alınması, toplumun içinde bulunduğu durumun ,ihtiyaçlarının, hassasiyetlerinin göz önünde tutulması gerekmektedir.

                  SİLAH KANUNU TASARISININ ELEŞTİRİSİ:
                  Yukarıda açıkladığımız gerçeklerin ve ilkeleri ışığında tasarıyı incelediğimizde, eski yasalara oranla bazı iyileştirmeler yapıldığını görmekteyiz.
                  1) Mevcut yasada bulundurma ruhsatlı silahını taşıyanla, ruhsatsız silah taşıyan aynı şekilde cezalandırılıyordu. Tasarıda bu adaletsizlik giderilmiş, bulundurma ruhsatı sahibi daha az ceza alacak.
                    2) Eskiden sadece av tüfeklerinin devri kollukta yapılabiliyordu. Artık tabanca-yivli tüfek devri de notere alternatif olarak ilgili kollukta yapılabilecek.
                    3) İzin almak kaydıyla, silahın 1 seneye kadar emanete bırakılabilmesi olanağı getirilmiş.
                    4) Bulundurma ruhsatlarının yenilenmesi için 5 yılda bir harç yatırılması yeterli olacak. Yeniden dosya açılmayacak.
                  5) Yivli tüfekler de yivsiz tüfeklerle aynı şekilde nakledilebilecek.
                  Yukarıda belirttiğimiz konular ve birkaç husus dışında kanun tasarısı şu anda yürürlükte olan yasalardan faklı bir şeyler getirmiyor. Evet, yasalar tek bir metinde toplanmış, bir sistematiğe bağlanmış; ama içerik olarak beklentilerin 1/10’ini bile karşılamıyor.
                  Şimdi tek tek  maddeleri, yanlışları ve olması gerekenleri incelemeye başlayalım.

                  MADDE-2:Bu maddede tanımlar yapılmıştır.
                  t fıkrasındaki sustalı bıçak tanımı karışıktır ve yanlış anlamalara yol açabilecek niteliktedir. Yeniden tanımlanmalıdır.
                  Çakılar ile bıçaklar birbirinden farklı aletlerdir. Bu ayırımın yapılması gerekmektedir.
                  Katlanır cep çakıları ile ilgili tanımlamanın yapılmaması  eksikliktir. Uygulamada sorunlar doğuracaktır. Bunların bulundurulması sınırlandırılmamalı, taşınması ise namlusu en fazla 10 cm olanlar ile sınırlı olmalıdır.
                  MADDE-3: Bu maddede silah ve aletler 4 kategoriye ayrılmıştır.1.Kategoride belirli şartları taşıyan kişilerin imal,ithal,satış yapabileceği veya edinebileceği ve ruhsatlandırılabilecek silahlar düzenlenmiştir.
                  Yarı-otomatik tabancanın tanımı a fıkrası 1.bentte aynen şöyledir yapılmıştır:
                  Namlu uzunluğu 30 santimetreyi geçmeyen, şarjör ya da hazne kapasitesi onbeşten fazla olmayan, yarı otomatik kısa namlulu yivli setli ateşli silahlar,

                  Yarı otomatik tabancalarda 15 adet şarjör kapasitesi sınırlamasının hiçbir anlamı ve gerekçesi bulunmamaktadır. Bir tabancanın şarjörünün 15 veya 17 adet olması arasındaki fark nedir?Bu sınırlama  hiçbir Avrupa ülkesinde yoktur. Böyle bir sınırlama yapılması ,sportif amaçlı olarak kullanılabilecek bir çok tabancanın ithaline izin vermemekte, ayrıca IPSC ve benzeri yarışmaların ülkemizde tertiplenmesini imkânsız kılmaktadır. Bu tarzda yarışmaları teşvik eden Bulgaristan, Yunanistan ve Kıbrıs Rum Kesimi önemli organizasyon ve  turizm gelirlerine ulaşmaktadır. Bu kapasite sınırlamasının kaldırılması, eğer illa bir sınırlama yapılacaksa da 20 sayısından az  olmaması gereklidir.
                  a fıkrası 4.bentte yivli av tüfeği tanımlanmıştır:
                  Namlusu yivli setli, şarjör ya da haznesi çıkarılamayan veya basit yöntemlerle üçten fazla mermi alabilecek bir silah haline dönüştürülemeyen, tam otomatik olmayan uzun namlulu ateşli silahlar,
                  MKEK' nun ithal edip satışa sunduğu birçok yivli tüfekte çıkartılabilir şarjör mevcuttur. Yine bir çok tüfek 3’den fazla kapasitelidir. Şarjör veya hazne kapasitesi sınırlandırılmamalı, avlaklarda kullanılması durumunda ise av kanunundaki sınırlamalar geçerli olmalıdır. Yarı otomatik yivli av tüfeklerine getirilen taşıma kısıtlaması da kaldırılmalıdır.
                  a fıkrası 5 bentte yivsiz av tüfeği tanımlanmıştır:
                  Fişek yatağı dâhil üçten fazla kapasiteli olmayan veya şarjör ya da haznesi çıkarılamayan, basit yöntemlerle üçten fazla mermi alabilecek bir silah haline dönüştürülemeyen, namlu uzunluğu 45 santimetreden uzun olan, tam otomatik olmayan yivsiz setsiz ateşli silahlar,
                  Bizce kanun tasarısının en adaletsiz, haksız ve aynı oranda uygulaması en zor maddesidir. Avda kullanılacak silahlarda yapılması düşünülen (fişek yatağı dahil 3 adet) kapasite sınırlaması, ülkemizde imal edilmekte olan ve avcıların elinde olan tüfeklerin hiçbirisine  uymamaktadır. Bu, milyonlarca av tüfeğinin yasak hale gelmesi anlamına gelir ki, yukarıda anlattığımız insanların duvarlarında asılı bulunan  dededen kalma ve güvenliklerini sağlayan tüfeklerin toplanmasına yol açacaktır. Bunun dışında avcılığı bitirecek, avcılar ava çıkamayacak hale geleceklerdir. Halen yürürlükte olan yönetmelikteki metnin aynen korunmasını talep ediyoruz.( Avda ve atıcılık sporunda kullanılan ve namlularında yiv-set bulunmayan tüfekler.)
                  3.Maddenin 2.kategorisinde,askeri amaçlı silahlar düzenlenmiştir.
                  b fıkrası 4.bentte “Teknik özellikleri itibarıyla Birinci Kategoride geçenlerden olmasına rağmen, görünümü itibarıyla bu kategoride geçen silahlara benzeyen ve ilk bakışta ayırt edilemeyen silahlar,”
                  Tasarıyla tanımı yapılan silahların sadece ihraç edilmesi mümkün kılınmakta, ülkemizde kullanılması yasaklanmaktadır. Askeri silahlara görünüş olarak benzeyen, ancak fonksiyon olarak yivsiz silah fonksiyonunda olan bu silahlar,  koleksiyon ve sportif atış amaçlı olarak serbest olmalı, av sahaları haricinde bir kısıtlama getirilmemelidir.
                  3.Kategoride ateşli silah olmamasına rağmen, imali, ithali, satışı ve edinimi yasak olan silahlar düzenlenmiştir.
                  c fıkrası 1.bentte yasak aletlerin bir kısmı sayılmıştır.
                  Saldırma, şişli baston, balistik bıçaklar, iki tarafı da kesici bıçaklar, sustalı bıçaklar, pala, kasatura, süngü, sivri uçlu ve oluklu bıçaklar, kelebek bıçaklar, arbalet, topuz, topuzlu kamçı, boğma teli veya zinciri ya da ipi, muşta,
                  Kelebek bıçaklar yasak kapsamına alınmıştır. Kelebek bıçak konusu mahkemelerce tartışılmış, sonunda Yargıtay “Bir bıçağın ucunun açılması da, iki ucu birbirine denk getirerek açılması da, "bıçağın fonksiyonunda hiçbir değişiklik yapmaz. Fazladan bir tehlike arz etme durumu yoktur." bilirkişi raporu doğrultusunda ,kelebeklerin diğer bıçaklardan farklı olmadığına karar vermiştir. Gereksiz ve anlamsız bir yasaktır.
                  Sivri uçlu bıçakla terimi belirsizdir. Bütün bıçak ve çakıların ucu sivridir. Açıklanması gerekir.
                  4.Kategoride imali, ithali, satışı ve edinimi yasak olmamasına rağmen taşıması ve nakli belirli bir usule tabi olması gereken aletler düzenlenmiştir.
                  Silah şarjörlerinin kayıt altına alınmaya çalışılması, uygulanamayacak bir hükümdür. Piyasadaki şarjör sayısı bilinmediği için ve artık günümüzde 3 boyutlu yazıcılarla plastik şarjörlerin yapılmaya başlanması sebebiyle, bürokrasiyi arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.
                  MADDE-5: Maddenin b fıkrasında tabanca ve yivli av tüfeklerinin ithali düzenlenmektedir.
                  Yasal silah edinmek isteyenlerin sorunlarından birisi de, devletin getirdiği ağır yükümlülüklerdir. MKE kanalıyla vatandaşa satılan silahların bedelleri, kabul edilebilir seviyenin çok üzerindedir. Kanunlara saygılı vatandaş tekel olan bu kurum eliyle çok yüksek bedellerle silah almak zorunda bırakılmaktadır. Kabul edilemez oranlara ulaşan harçlar ve vergiler nedeniyle oluşan fiyatlar dünya ortalamalarının 5-6 katı seviyelerindedir. Yine, MKE mühimmatı yurtdışındaki perakende satış fiyatlarının 4-5 katı bedelle silah severlere tekel olarak sunulmaktadır. Ruhsat harçları ise çok yüksektir. Örneğin, 5 yıllık bir bulundurma ruhsat harcı olarak 1000.- TL civarında bir bedel öderken, sağlık kurulu raporuna 250.-TL bedel ödersiniz. Sağlık kurulu raporunu silah ruhsatı harici bir iş için alırsanız bu tutar 90.-TL’sıdır. Ayrıca her polikliniğin aradığı sağlık yeterlilik şartları sizin dünyanın en sağlıklı insanı olmanızı gerektirmektedir. Yani her kurum silah ruhsat işlemlerinde hakkaniyet ölçülerini aşan işlemler yapmaktadır. Bir tabancanın 5 yıllık ruhsat harcı çok defa aynı silahın piyasa değerinin üstünde olmaktadır. Örnek olarak 7,65 mm çaplı tabancaların bu yüksek bedeller sebebiyle büyük ölçüde devlete hibe edilmesi gösterilebilir. Bir zamanlar silah severlerin ulaşabildiği neredeyse tek silah olan Kırıkkale tabancaları, artık piyasada 100.-TL bedelle bile alıcı bulamamaktadır. Bu fiyatlar vatandaşı legal zeminin dışına kaydıran en önemli unsurlardır.
                 Bu sakıncalı durum yukarıda açıkladığımız ilkelere aykırılık teşkil etmektedir. Devletin vergi almasına ve kar elde etmesine bir diyeceğimiz bulunmamaktadır. Ancak, bunun bir sınırı olması gerekmektedir. Bu maddeye bir fıkra konularak, ”İthal silahın alıcılara satış fiyatının, ithal sırasında ödenen bedelin 2 katından fazla olamaz.” benzerinde bir hüküm konulmasını talep ediyoruz. Bu durumda hem insanlar ruhsatsız silah almaya yanaşmayacak, hem de yerli sanayinin rekabet hakkı  korunacaktır.
                  MADDE-6: Bu maddenin 6.fıkrasında yivsiz tüfekler dışındaki silahların basın veya yayın yoluyla ya da sair aleni yöntemlerle reklam ve tanıtımı yasaklanmıştır. Madde gerekçesinde “kamu düzeni ve toplum güvenliği bakımından kişilerin silahlanmaya özendirilmemesi için” denilmiştir.
                  Yivsiz tüfeklerin reklam ve tanıtımına izin verilirken, tabancalar ve yivli tüfeklerle ilgili böyle bir yasak anlamsızdır. Kamu düzeni ve toplum güvenliği terimlerinin ucu açıktır, kişiden kişiye değişebilmektedir. Yine “sair yöntemle1er” terimi sınırsız olarak genişletilmeye açıktır.
                  Yurdumuzda silah sanayi yerli tüketiciye hizmete başlamış,  tecrübe kazanmış, iş sahası açmış, uluslararası arenada söz sahibi olmuş ve önemli miktarda döviz girdisine sebep olmuş, ayrıca yurt savunması için gerekli silah, mühimmat ve teçhizatı üretebilecek konuma ulaşmıştır. Bu durumda silah reklamlarını yasaklamak bu sektörün gelişmesine sekte vuracaktır.
                  Ayrıca bu madde yasalaşırsa, bütün yerli ve yabanca av dergilerinin, silah dergilerinin kapatılması gündeme gelecektir. Çünkü bu dergiler ancak reklamla yaşamaktadırlar. Basın özgürlüğüne aykırı bu yasağın, Avrupa Birliğine açıklamakta zorluk çekileceğini düşünüyoruz.
                  Bu nedenlerle reklam ve tanıtım yasağını içeren 6.fıkranın kaldırılması gerektiğini düşünüyoruz.
                  MADDE-7:Bu maddede silah edinimi ve ruhsata ilişkin esaslar düzenlenmiştir.
                  Halen yürürlükteki yasalarda ruhsat alımında ,tabanca ve yivli tüfek için 21,yivsiz tüfekler için 18 yaşı bitirme şartı bulunmaktadır. Maddenin 4.fıkra a bendiyle her iki gurup için 21 yaşı bitirme şart koşulmuştur.18 Yaş, özellikle hayvancılığın yapıldığı bölgelerde “otlatma” yapan çobanların yabani hayvanlara karşı kendilerini ve sürüyü korumaları amacıyla rahatça yivsiz tüfek taşımaları için özellikle getirilmiştir. Bu madde yasalaşırsa, otlatma için 21 yaşından büyük çoban bulmak gerekecektir ki, bu da sıkıntı yaratacaktır. Ülkemizde 18 yaşını bitirenler reşit kabul edilip evlenebilirlerken ve haklarında ağırlaştırılmış müebbet cezası verilebilirken, av tüfeği alamamaları büyük bir tezattır. Yaşlar konusunda halen mevcut uygulamanın devamını talep ediyoruz.
                  9.Fıkrada ruhsat alabilmek için tek hekim raporu yeterli hale getirilmiştir. Ancak hekim emin olamazsa, heyet raporu alınmasını isteyebilecektir. Duyma hava ve kemik yoluyla sesin iletimiyle olmaktadır. Hava yolu kulaklıkla kapatılabilirken, kemik yolunun kapatılma imkânı bulunmamaktadır. Bu sebeple, sportif atıcılık yapanlarda ve avcılık yapanlarda zamanla duyma kapasitesi bir miktar azalmaktadır. Sağlık kontrolü sadece psikiyatrik açıdan şart koşulmalıdır. Özellikle duyma kapasitesi azalmış silah kullanıcılarının ruhsat almalarının önündeki engel kaldırılmalıdır.
                  12.Fıkrayla ruhsat sahiplerinin yıllık en fazla 200 adet mermi alabilmeleri hükmü aynen  korunmaktadır. Bir insanın tabancasını güvenli olarak kullanabilmesi ve tabancaya hakim olabilmesi için yılda en az 500 atış yapması ,uzmanların üzerinde uzlaştığı bir gerçektir. Bu sınırlama sadece silah sahibinin silahına hakim olmasını engellemekten başka bir işe yaramamaktadır. Bu sınırlayıcı hükmün kaldırılmasını talep ediyoruz.
                  14.Fıkradaki numune kovan-çekirdek alımı ve arşivlenmesi için alt yapı hazır değildir. Fıkranın yürürlük tarihinin,  alt yapının hazırlanması tarihine kadar ertelenmesi gerekir.
                  MADDE-13:Bu maddede harçlar düzenlenmiştir.
                  Ruhsat harçlarının makul bir seviyeye indirilmesi ve sahip olunan silah başına değil, silah sahibi olan kişiye tahakkuk edilmesi sağlanmalıdır.
                  MADDE-14: Bu maddede nakil, taşıma ve bulundurma esasları düzenlenmiştir.
                  İlk fıkrada nakilin nasıl olacağı anlatılmıştır. İkinci fıkra ile  bulundurma ruhsatı sahiplerinin tabancayı sadece nakil belgesiyle nakledebilecekleri hükmü aynen korunmuştur. Bizce tasarıdaki en adaletsiz ve haksız hükümlerden birisi de bu maddedir. Bu hükmün uygulamada bir çok sorun doğurduğunu biliyor ve haksız olduğunu düşünüyoruz.
                  Bulundurma ruhsatlı silah, bir eve veya işyerine zimmetlenmiştir. Silahın bu evden dışarı çıkarılması, ilçe emniyet müdürlüğünden alınan izne tabidir. İlçe emniyet müdürlüklerinden alınan bu izin için verilen dilekçenin vatandaşa dönüşü, ortalama bir haftayı bulmaktadır. İznin belirli bir gün, hatta belirli saatler üzerine verildiği düşünülürse, vatandaşın "bir hafta sonra o belirli gün ve saatlerde" işi olup olmayacağını, silahı nakledebilecek durumda olup olmayacağını, bir hafta önceden bilmesi beklenmektedir. Özellikle de büyük şehirlerde gündelik sosyal yaşamın döngüsü düşünüldüğünde, pratikte bunu yapabilmenin ne derece zor olduğu anlaşılır. Dolayısıyla da, esasen mevzuatın bu hali, vatandaşa "silahını evden çıkaramazsın" demekle eşdeğer olmaktadır. Vatandaşın parasını ödeyip, vergisini de verdiği "bir mal olan" silahını kullanmasına imkan vermemek hiç şüphe yok ki büyük haksızlıktır.
                  Bir  silahı nakletme izni, emniyet müdürlüklerince ancak belirli yerlere verilmektedir. Bu belirli yerler, "kapalı poligonlar ve silah tamir atölyelerinden" ibarettir. İki evi, veya bir ev bir yazlığı olan vatandaşa, silahını bu evler arası taşıma izni verilmemektedir. Bu durumda bir diğer evi üzerine bulundurma ruhsatlı silah almış bir vatandaş, aylarca gitmediği evde silahını bırakmak zorunda bırakılmaktadır. Haliyle bu, ciddi bir güvenlik açığıdır. Uzun zaman gidilmeyen bir mekanda hırsızlık ihtimali yüksektir. Oysa vatandaşa hukuken o silah üzerine hukuki sorumluluk verilmiştir. Yine bu durum vatandaşın, kendisini, ailesini olası saldırganlardan korumak için almış olduğu silahın yaşam mekanlarından birinde bu işlevi yerine getirememesi anlamına gelmekte, veyahut vatandaş, her adres için ayrı bir silah almak zorunda bırakılmaktadır ki, bu da bizi yine güvenlik açığı meselesine geri döndürmektedir.
                  Bu nedenlerle "Silah bulundurma ruhsatlarının" tanımının değişmesi gerekmektedir. Bir çok Avrupa ülkesinde de olduğu gibi, silah bulundurma ruhsatının bir adrese değil, kişiye verilmesi gerekmektedir. Bulundurma ruhsatlarına sahip vatandaşlar, silahlarını bir mekandan diğerine, "silah boş olarak kapalı bir şekilde kutuda, her an kullanıma elverişli olamayacak ve kolay ulaşılamayacak şekilde" nakletmeye haiz olmalıdır. Zaten yivsiz tüfekleri( ve bu tasarıyla yivli av tüfekleri) bu şekilde nakledilmektedir. Yani yivsiz-yivli tüfekler ile bulundurma ruhsatlı tabancaların nakil şekilleri aynı olmalı, aralarındaki fark kaldırılmalıdır. Hüküm bu şekilde düzenlenirse, yukarıda yazılmış olan problemler ve haksızlıklar düzeleceği gibi, aynı zamanda vatandaşların silahları üzerin eğitim almalarının, onları tanımalarının, silahlarını güvenli bir şekilde kullanmayı öğrenmelerinin yolu da açılmış olur. Ancak bu hakkın unun suistimali durumunda da ağır  yaptırımlar  getirilmelidir.
                  MADDE-17:Bu maddede suçlar ve cezaları düzenlenmiştir.
                  10.fıkrada balistik parçaları satan, taşıyan ve bulunduranlarla ilgili saptanan ceza, suçla orantılı olmayıp fazladır.
                  MADDE-18:Bu maddede kabahatler düzenlenmiştir.
                  Yukarıdaki maddelerde anlattığımız üzere,10.Fıkradaki reklam yasağına aykırı hareket edenlere verilmesi düşünülen idari para cezası ile 14.fıkradaki kapasitesi 15’den fazla şarjör bulunduranlara verilecek idari para cezalarının haksız ve yersiz olduğunu düşünüyoruz.

TASARIDA DÜZENLENMEYEN HUSUSLARDAKİ TEKLİFLERİMİZ:
                  1)Kişilere ateşli silah  ruhsatı verilmesi için ciddi bir eğitimin sağlanması ateşli silah kazalarının önemli bir boyutta önüne geçecektir. Fakat bu eğitim sembolik olmamalı, kendisi yeterliliğini belgelendirmiş uzmanlar tarafından teorik ve uygulamalı olarak verilmelidir. İnsanlar ancak bu eğitim sonunda verilecek “ ateşli silah ehliyeti” ile  silah taşıyabilmeli ya da bulundurabilmelidir.
                  2)Silah ve mermi temininde MKEK'nun tekeli kaldırılmalı, yasal şartları taşıyan tüzel kişiliklere ithal izni verilmesi sağlanmalıdır.
                  3) Tüm Avrupa ülkelerinde olduğu şekilde  silah sahiplerinin yivsiz tüfeklerinde olduğu gibi sahip oldukları yivli silahları için de  boşalan mermi kovanlarını tekrar  doldurabilmeleri için gerekli yasal düzenlemeler yapılmalıdır. Bu durum sadece fişek istihkak sorunu ile ilgili değildir. MKE mühimmatı NATO standartlarında, oldukça güçlü ve atıcıları yoran bir mühimmattır. Ayrıca silahların oldukça erken yıpranmasına ve kırımlara sebep olmaktadır.
                  4) Kapalı poligon bulunmayan yerleşim birimlerinde silah sahiplerine atış yapabilecekleri uygun alanlar gösterilmelidir.
                  5) Kayıt altında olmayan silahların tespiti ve kayıt altına alınmasını teminen, eğer kayıtsız silah sahibi ruhsat alabilmek için gerekli şartlara haiz ise;  bir kerelik af çıkartılarak belirli bir harç mukabili sahiplik belgesi verilmesi, kayıtsız silahların kayıt altına alınabilmesini, dolayısıyla suç oranının da düşmesini sağlayacaktır. Vatandaşın elinde önemli bir sayıda aile büyüklerinden hatıra silah bulunduğu değerlendirilmektedir. Türk aile yapısı, gelenek görenekler ve vefa duygusu nedeniyle bu silahlar saklanmaktadır. En azından bu durumdaki insanlar yasadışı bir iş yapıyor olmaktan kurtarılmalıdır.
                  6)Kişiye verilecek ruhsat sayısı kısıtlanmamalı, ayrıca koleksiyon sahiplerine de belli kolaylıklar sağlanmalıdır.
                  Saygılarımızla bilgilerinize arz ederiz.

                                    YASAL  SİLAH  SAHİBİ  YURTSEVERLER
[+] 30 kullanıcılar diyor Bu gönderi için ceycey'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#3
Emeğinize sağlık.
[+] 2 kullanıcılar diyor Bu gönderi için AtAvratSilah'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 1 Ziyaretçi