Kırıkkale
#1
Bu konuda eski forumda 4-5 konuda paylaşımlar yapılmış, bazı sayfalar silinmiş, ancak öylesine
tartışmalar yapılmış ki bu sırada 3 kişi forumdan yasaklanmış. Üzerine bu kadar tartışılan,üstelik 
milli tabancamız hakkında bir konu açılmasa olmazdı.

MKE Kırıkkale :

[Resim: i29hj01.jpg]

Kırıkkale Tabanca, ülkemizin Killigil’den sonra üretilmiş ikinci yerli tabancadır.1945 Yılından 
itibaren Kırıkkale’de bulunan MKE’ye ait fabrikada üretilmeye başlanmış, ismini de bu şehirden 
almıştır.

[Resim: 24fi26o.jpg]

Tabanca bir Walther PP klonudur. Üretime başlanmadan önce Walther mühendislerinin ülkemize 
gelerek, tabancanın nasıl yapılacağını gösterdikleri söylenir. Bir söylentiye göre patent koruma 
süresi dolduğu için lisans alınmamıştır. Diğer söylentiye göre Almanya izin vermiştir.

[Resim: sl05xzf.jpg]
Walther PP

Tabanca 1947 yılından itibaren polislere ve askerlere dağıtılmaya başlanmıştır. Tabi başka bir 
tabanca alternatifi olmadığı için siviller de bu tabancalardan bolca almışlardır. Tabancanın 
üretimi 2000 yılında sonlandırılmış, ancak depolardaki tabancalar yanlış hatırlamıyorsam 
2017-18 yıllarına kadar MKE’de satılmaya devam edilmişti.

[Resim: j4b8vso.jpg]

Bu genel açıklamalardan sonra teknik özelliklerine bakalım:

Tabanca  9x17mm Browning ve 7.65×17mm çaplarında üretilmişlerdir. Kısa 9 denilen 9X17 mm
çapında yapılan tabancaların sürgülerinin sol tarafında “Çap 9mm” yazar. 7,65 olanların sürgü 
üstü yazıları uzunlamasına sığ bir kanal içine yazılmış .Daha çok 7.65 çapında üretildiği belirtilir. 
Kısa 9 çapındaki tabanca 8, 7.65 olanlar 7 kapasitelidir.

[Resim: lwxen1l.jpg]

[Resim: 4s9izw3.jpg]

Tabancanın boş şarjörlü ağırlığı 700 gr, uzunluğu 170 mm, namlu uzunluğu 98 mm, yüksekliği
112 mm, genişliği ise 32 mm’dir. Etkili mesafesi 30-50 metredir.

Tabanca basit geri tepme sistemiyle çalışır. Düşük basınçlı mermi tercih edildiğinden, kilit sistemine
gerek duyulmamıştır. İrca yayı serttir.  Kopyası yapılan PP gibi namlu sabittir, bu yüzden irca mili
de yoktur.

[Resim: q15mhmz.jpg]

Tabancanın tetiği Walther PP tek/çift hareketlidir.Sürgünün sol tarafında bulunan emniyet mandalı
hem horozu düşürür hem de tetiğin hareket etmesine engel olur.

[Resim: 5v5kkf3.jpg]

Tabancada ayrı bir sürgü yakalama-bırakma manivelası yoktur. Bu işlemi elle manuel yapmak
gerekiyor. Arpacık sabit olup gez yandan takılmadır. Çekme kertikleri sürgü arkasında olup 
yeterlidir.

[Resim: q9qnbs4.jpg]

Atım yatağının dolu olduğunu gösteren, sürgünün arkasında gez ile ateşleme iğnesi arasında 
bulunan pimdir.

Şarjörü tek sıralı olup,şarjör çıkartma mandalı PP’nin aksine kabzanın altndadır.(İstisnai olarak 
1940-42 arası şarjör mandalı kabza altında olan PP’ler üretilmiş.)

Seri numarasının ilk iki rakamı üretildiği yılı gösterir.

Tetik korkuluğu aşağı çekildikten sonra sürgü geriye çekip-kaldırılınca söküm gerçekleşir.
[Resim: oze56ex.jpg]
Eski kullanım talimatının sayfalarından biri

[Resim: 3p9d8nv.jpg]

Saim Alper Erdem'in Kırıkkale Tabancası konusundaki 10.10.2021 tarihli yazısı:

Geçen asrın son on yılına kadar ülkemizin tek yasal tabancasıdır “Kırıkkale”… Bir Walther PP klonu…
Üretim, bütün devlet sektörüne dağıtılmak üzere 1947 yılında başlamıştır…
Orduya… polise… Taşıma hakkı olan tüm devlet görevlilerine… Ruhsat alabilen vatandaşa…
Basit geri tepmeli, ordu hizmeti için nisbeten zayıf bir tabanca… Kim tarafından, hangi muhakeme neticesi seçilmiştir… Muamma…
Orijinal tabancanın 1929 yılında çıktığını ve patent korumasının bizim üretime geçtiğimiz yıllarda sona erdiği düşünülürse… Bayağı bir muhakeme eseri gibi… Ordu için tasarlanan kilitli sürgülü “Walther P 38”in koruması o tarihte halen yürürlükte ve o seçilmemiş…
Gerçi…
Büyük bir savaştan mağlubiyetle çıkmış Almanya’da lisans işi için muhatap bulmak ayrı mesele…
“Kırıkkale” bilinen “PP” den, kabza altındaki şarjör mandalıyla ayrılıyor… “Walther”in bu yapılanmada “PDM” rümuzu ile “Münih Emniyet Müdürlüğü” için, bin, iki bin kadar üretilmiş bir modeli var ama, 1938 yıllarında üretimi sonlandırılmış ve ayrıca güvenlik mandalı “90” derece tanımlı… Ateşleme iğne kanal altı kapalı … Bizimkine benzemiyor… Bizimkinde mandal “60” derecelik ve iğne altı kanalı açık…
Yani…
”Kırıkkale” öyle rastgele bir “Walther”den kopyalanmamış… Daha güvenli tanınan kabza altı mandal… Son modele sanki bilerek eklenmiş…
İlk üretilen “Kırıkkale”ler, kabza plakaları haricinde orijinalini aratmayacak kalitede…
Aksayan tarafı kabzaları… Sağlam olanı bulabilmek mümkün değil…Bu aynı zamanda tabancaya yamanan “Çakar almaz” tanımının da muhtemel sebebi… Zira… Kabza plakalarının en çabuk kırıldığı yahut gevrek çips gibi büküldüğü ince mahalli üst kısmının hemen altında tetik kolunun irtibatta olduğu kurma levyesinin iki taraflı tesbit pimleri var ve kabza desteği bir şekilde yok olunca yerinden çıkıp tetik çekişini etkisiz hale getirebiliyor… Tam çıkmaları gerekmez… Manivela desteğini kaybetmeleri yetiyor…
Kabza arızası, geçen asrın son on yılına kadar hükmünü sürdüren bir vakıa…
Tabanca ordu ve polis için 9 mm Browning Short, diğer sektörler için 7,65 Browning çaplarında yapılmış… 7,65 olanların sürgü üstü yazıları uzunlamasına sığ bir kanal içine yazılmış…
Seri numarasının ilk iki rakamı, yirminci yüzyıl için üretim bir ve onlar hanesi yıllarını gösteriyor…
Tabanca bazılarına göre, “işe yaramaz bir maden parçası”… Bazılarına göre, “Harika bir atıcı ve hayat sigortası “… Değerlendirmelerin çoğunluğu muhtemelen silahın dilinden anlamamaktan kaynaklanıyor… Namlu dolu işaret pimini bir şekilde söküp yayını üzerindeki kanala yerleştirmeden takan meraklıların çoğunda tutukluk görülmesi bunun en iyi örneği…
MKE baskılı tabancalarda, nedendir bilinmez, geçen asrın son kırk yılı içinde gövde arkası kunduz kuyruğu giderek kısaltılmış… Halbuki orijinal “PP/PPK” larda dahi alçak sürgü altı nedeniyle mevcut olanı dahi başparmak üstüne atışta çizik atmasıyla ünlü…
Yine belli bir tarihi takiben tabancanın tetik kolu, talaşlı imalattan pres ve bükme şekline çevrilmiş… Mamafih bu çalışmada aksaklık yaratmıyor…
Tabancada en çok rastlanan arızalardan biri, yetersiz güçte konmuş veya kısa sürede, belki “sök tak”larla ezilmiş “Otomatik güvenlik yayı” nın yerine dönen sürgü vuruşunda altı bir anda boşalan horozu desteklemekte gecikerek otomatik ateşlemeye neden olması… Tabanca tek tetik çekişinde tek bir sesle bir anda tüm şarjörü boşaltıyor… Çözümü basit… Daha güçlü bir yay…
Özellikle “James Bond” filmlerinde, yazarının görüşünü etkileyen İngiliz uzman “ Geoffrey Boothroyd” sayesinde “PP/PPK” tabancalar her yerde en aranılan el silahlarından biri olmuştur… “Kırıkkale” ler de orijinali kadar olmasa da aranılanlardandır…
Yeniden yapılabilir mi… Buna değer mi…
Aslına tam bir sadakat ve yüksek kaliteyle… Evet… Hem “PP” hem “PPK” olarak…
En başta muhtemelen “Walther” alır…
Saygılar…

Bu konuda eski forumda yazılmış mesajların önemli olanlarını ve bilgi içerenlerini aşağıya
kopyalıyorum.(Genelde 2009 tarihli)

Lupus demiş ki:

Bu tabancanın hikayesi ve halihazırda içinde bulunduğu durum MKEK' nin yüzkarasıdır.
MKEK, zamanının trendlerine uygun olarak, yine zamanının en iyi markalarından birisini, eksikleri ile dahi olsa klonlama başarısını gösteren emektarların, alın terlerini hak ettiği şekilde değerlendirip, bir adım ileriye götürememiştir.

Zamanında Walther PP klonlanırken, üretimde kolaylık ve basitlik sağlayabilmek için şarjör mandalı da İkinci Dünya Savaşı öncesinde Suhl'de üretilen bazı modeller gibi kabza tabanına yerleştirilmiştir. İlerleyen zamanlarda, ne daha doğal ve kolay şarjör değiştirmeye olanak sağlayan şarjör mandalı silaha eklenebilmiş, ne model gamına PPK eklenebilmiş, ne de silahın genel işçiliğinde bir arpa boyu kadar yol alınabilmiş, hala horoz indirilirken bile patlaması ve parça kayıplarından dolayı otomatiğe geçmesi engellenememiş, silah klasik muhtar tabancaları arasında, sadece ruhsat harç bedelinden kurtulmak amacı ile el değiştiren bir model olarak yerini almıştır.

Bu gün '' bug '' ve '' back up '' piyasasının en kabarık olduğu ABD'de, Arjantinli Bersa çatır çatır Beretta / Walther karması .380 ACP / 9x17 mm klonlarını satmaktadır. MKEK hazretleri zamanında bu modeli adam gibi hak ettiği revizyonlardan geçirip, memleket için ayrı bir ekmek kapısı daha açabilirdi. Ama iş yapsa da, yapmasa da bir adama düzenli olarak para vermeye devam ederseniz, o da '' Dostlar alışverişte görsün, yeter '' zihniyeti ile çalışmaya devam eder. Özetle bu tabanca benim için MKEK' nin iç yüzünün çok güzel bir aynası olup, her elime alışımda kurumu ve çalışanlarını sitayişle anmama vesile olmaktadır.

Bu modelde iğne emniyeti var. Olmadığını söliyenler var bu yüzden bu bilgiyi veriyorum. (yada ben var zannediyorum)

Sn.mebilgin, silahınızın gövdesinin ortasında görülen aşağı yukarı hareket eden parça, otomatik iğne kilidi açma kapama manivelası olmayıp, sadece horozu bloke eden bir parçadır. Orijinal üretici otomatik iğne kilidini PP / PPK modellerine 9x18 mm kalibredeki çalışması olan PP Super modeline yaptığı tadilatla eklemiştir.

Aşağıda birinci şemada gördüğünüz 16 ve 17 no lu parçalar sadece horozu bloke etmektedir. İkinci şemada da, bu parçanın horoz ön sınırları ile ilişkisi incelendiğinde, nasıl grev yaptığı çok daha iyi anlaşılmaktadır. 13 no lu parça da horoz indirme sustası olup, bu da herhangi bir şekilde iğne kilitleme işlemi alakalı bir parça değildir.
Uzun lafın kısası, orijinal PP / PPK modelleri ve Kırıkkale' de otomatik iğne kilidi olmadığını söyleyenler doğru söylüyor, kendiniz de yazınızda belirttiğiniz gibi '' olduğunu zannediyorsunuz

mebilgin demiş ki:   Peki iğne emniyetinin olmayışı ne gibi bir dezavantaj getiriyor. Sonuç olarak horoz da bir emniyet var ve iğneye çarpmayacak. Ama otomatik iğne emniyetinin de bir anlamı olmalı mutlaka.

Aslında diğer mekanik emniyet unsurları kusursuz çalıştığında, iğne kilidinin olmaması tek başına bir dezavantaj değil. Ancak ayrıca olmasının getirdiği ekstra avantaj yadsınamaz. İlk versiyonlarında sadece horoz teması ile ilgili emniyet sistemlerine güvenen platformlarda, zaman içerisinde yaşanan tecrübelerle bunun yeterli olmadığına karar verilip, otomatik iğne kilidi tadilatları yapılmıştır. Hele hele kurulu kilitli olarak taşınmayıp, dolu atım yatağı üzerine horoz indirilerek emniyete alınacak sistemlerde sağladığı ekstra güvenlik göz ardı edilmeyecek kadar hayati öneme sahiptir.

Otomatik iğne kilidi kabaca araçlardaki emniyet kemerine benzetilebilir, diğer emniyet sistemleri de güvenlik için artık vazgeçilmez olmakla beraber, sağ kalım açısından en büyük pay yine de emniyet kemerine düşmektedir. Horoz indirilerek emniyete alınan sistemlerin emniyet kemeri de, otomatik iğne kilitleridir.

Sn.knec34, Walther PP ve PPK'ların Kırıkkale tabancalarından en önemli farkı, kaliteli işçilik, özellikle kaliteli şarjör ve yaylarıdır. Bu da orijinal modeli mekanik güvenilirlik açısından klonunun bir adım önüne geçirmektedir. Diğer yandan gerçekten hayatım tehdit altında olsa, herhangi bir Walther PP veya PPK ' ya sonuna kadar güvenebileceğimden emin değilim...

Bahsi geçen silahlardan Browning modelleri ise tetik ve emniyet sistemleri, namluları ile tamamen farklı silahlardır. Browning 1910 / 1922, sadece tek hareketli olmaları ve kurulu-kilitli olarak taşınmak üzere dizayn edildikleri için, Walther PP / PPK klonlarından, gerek emniyet, gerekse de taktik yaklaşım olarak bir adım geride kabul edilebilir. Kişisel olarak bu silahlar da canım burnumda iken tercih edeceğim silahlar değildir.

Gerek eski tek hareketli, gerekse de yeni çift hareketli modelleri ile Beretta, bence küçük kalibreli silahlarda mekanik güvenilirlik açısından çıtayı belirleyen firmadır. İhtiyaç halinde temiz bir Model 70'i veya yeni nesil bir Model 81 / 84'ü hiç tereddütsüz tercih edebilirim. Beretta Model 81' in yerli klonu olan Fatih13 de kişisel olarak kullanmaktan tereddüt etmeyeceğim silahlardan birisidir.

Bersa modelelri ile hiç kişisel tecrübem olmadığı için herhangi bir fikir beyan edemem.

Özetle, kendi hayatımı teslim edemeyecek kadar güvensiz olduğum bir silahın, kabul edilebilir mekanik güvenilirlik ve kullanım emniyeti sunabildiği tezine ısrarla karşı çıkma nedenim, kişisel tecrübelerimin tam tersi yönde olması ve bu tezin paylaşıldığı ortamda aynı zamanda yönetici sorumluluğu da taşımamdır. Herhangi bir kişinin, bu silahla acı bir tecrübe yaşamasının sorumluluğu alamayacak kadar bu silaha güvenimi kaybetmiş bir silahseverim.
Saygılar.

Ali Kozanoğlu demiş ki:

Sn. arkadaşlar,
(re Kırıkkale tabancalar)

Yurdumuzda piyasa rekabeti olmadığı devirlerde, sıradan vatandaşın silâh (yalnız ithal değil yerli de) alma şansı azken, üstelik bu silâhlar da 1950 küsür 1980 küsür arası neredeyse tamamen bir "devlet iktisadi teşekkülü" tarafından yapılırken ne kadar kalite ve/veya performans istikrarı bekleyebilirsiniz ki bir lütfen üretilen tabancadan. Neredeyse tüm subaylar, polis memurları, bekçiler ve silâh taşıması veya bulundurması kanunen mümkün olan eşhas bu belirli silâhı almaya mecburken.
Aslında Kırıkkale av tüfekleri de pek farklı değildi istikrar yönünden. Aynı dönemde ticari olarak av tüfeği ithalâtı da yasaktı. Ancak permiyle yurt dışında kişi yanında gelirse girebilirdi ülkeye. Tabii fiyatlar da ithal silâhlar için ayyuka idi. Aynı fiyat alışkanlığını şimdi de MKE sürdürüyor "istikrarla".

Saygılar,

Gunman demiş ki:

Kırıkkale iyi bir silahçının elinden geçtikten sonra güvenilir bir silahtır. Silahın genel olarak tutukluk nedeni tırnak, şarjör ve kötü mühimmattan kaynaklanır. 5 sene kısa 9, 5 senede 7,65 mm olan modelini kullanma fırsatım oldu. Atış yapması kolay vuruşları mesafesinde istikrarlıdır. 7,65 i daha çok tutulur. Çünkü eskiden Geco marka kaçak mermilerin cirit attığı memlekette bu mermilerle kırıkkale tabancası sorun çıkarmadan çalışmıştır.

Aynı performansı MKE'nin o yıllarda ürettiği evlere şenlik kısa 9 mermileriyle polis ve askerin elindeki kırıkkaleler gösterememiştir.

Kırıkkalede yapılması gereken en önemli revizyon kapak takımındaki iğne yuvasının alt taraftan kapatmak olmalıydı. 40 sene akıl edemediler. Buranın açık olan alt kenarı özellikle zayıf patlayan mühimmatta sürgü yeteri kadar hızlı geri gidemediği için şarjörün en üstündeki merminin taban çıkıntısı kapak takımının ön alt tarafındaki bölüme takılarak geri hareketi durduruyor. Bu sırada kapak takımının ön alt köşesi şarjördeki mermiyi tırnak boşluğundan ileri sürmeye kalkışınca altta kalan mermi besleme rampasının kılavuzluğunda fişek yatağı tepesine doğru dikiliyordu. İki atar bir dikerin hikayesi bu. Özellikle şarjör yayı baskısının yüksek olduğu full dolu taşımalarda ilk merminizde biraz sorun varsa ikinci mermide bile dikme yapmasının nedeni de budur.

İğne yuvası alttan kapatılmış olsa mermi zayıf bile olsa sürgünün şarjördeki merminin tablasına takılacak bir bölümü olmadığı için geri tepme işlemi sonuna kadar sürecek ve kapak takımı da şarjörde yükselen mermiyi sorunsuz namluya sürecekti.

Orjinal waltherlerde de bu bölüm açık ama el oğlunda mühimmat yıllara, aylara göre performans değişikliği göstermediğinden bu ihtiyaç görülmemiş hatta akla bile gelmemiştir.

Kırıkkale tabancada dikkat edilmesi gereken en önemli ayrıntılardan birisi şarjör diğeri ise çıkartıcı tırnaktır. Tırnağın gevşek veya çok sıkı olması boş kovanı yeterli kavramaması başlıca tutukluk nedenlerinden birisidir. Tırnağın başa bela olup olmayacağını namluya mermi sürerek kolayca anlayabilirsiniz. Namluya bir mermi sürün. Sonra şarjörü çıkartın. Ve sürgüyü normal bir hızda tabancayı namlusu karşıya bakacak şekilde tutarak manüple edin. Merminin kovan atma boşluğundan fırlaması gerekir. Yetersiz kavrama sorunu olan veya yayı gevşek tırnaklarda bu hareketi yaptığınızda mermi şarjör boşluğuna düşer. Böyle bir silahta boş kovan atma problemini her an yaşayabilirsiniz.

Kırıkkalenin rahatsız edici bence tek yapısal özelliği ise eli biraz kaba atıcıların baş ve işaret parmağı arasındaki bölgeye sürgünün arka tarafının temas etmesi yüzünden yaralanmalara neden olmasıdır. Orjinal modellerinde bu bölüm (hammer bite) daha uzun. Bizim mke üretimin ilk yıllarında orjinaliyle aynı formda bu bölümü yaparken sonradan nedense kısaltarak ellerimize yazık etmiştir. Şu durumda dikkatli tutmaktan başka bir çaresi de yoktur.

Bu silahla ilgili çok kötü şeyler anlatılır çizilir. Ancak unutulmaması gereken konu sitemizde bir çok silahla igili anlatılan, yazılan. çizilen modifikasyon çalışmasının bu silahla ilgili neredeyse hiç yapılmamış olmasıdır.

Bu silahı beylik tabancası olarak kullanan polis, asker, bekçi veya satın almış vatandaşın silahla ilgili fikri gerçekleşen tutukluk olaylarıyla sınırlıydı ve kötü izlenimleri yerli malına karşı güvensizlikle birleşerek maalesef günümüze kadar devam etti. Kimse ne tırnağı, ne açık iğne yuvasını ne şarjörü, ne de seri atışa neden olan takılma dişi yayını ve tetiği kilitleyebilen yay tapasını suçlamadı. Kötü mühimmatı da. Zamanın şartları altında herkes kendince haklıydı üretici hariç. MKE bir diğer tutukluk nedeni namlu dolu müşirini bile uzun süre önce iptal etmeliydi.

Bu arada kendi kullandığım 7,65 tabancanın da hiç tutukluk yapmadığını burada belirtmeliyim. Babamın polisken kullandığı beylik silahı olan kısa 9 ise mermi kutusundan seçtiğim ve çekirdeği birbirinin aynı olan mermilerde hiç takılmazdı. Ancak 80'li yıllarda 25 lik paket içinde öyle mermiler çıkardı ki namludan çekirdeğin nasıl çıktığına bile şaşardık.

Çok basit bir test yöntemimiz vardı. Mermiyi namlu fem ağzına yerleştirirdik. Eğer çekirdek kovana kadar gömülüyorsa o standart dışı mermiydi ve kesinlikle tutukluğa neden olurdu. Genelde bu mermi şarjörün dibini boylar son atılacak mermi olurdu. Dağda taşta da böyle mermileri atar şişeye tenekeye. Eğer Fem ağzındaki setlerin çekirdeğe temas ettiği yer ile kovan arasında 1,5 mm civarı bir boşluk varsa onlar standart mermiydi. Babam göreve giderken şarjöre bunları koyardım.

Standart dediğim mermilerde 78 model Kırıkkale’nin hiç tutukluk yaptığına şahit olmadım. Oysa diğer mermileri şarjörde araya koyduğumda mutlaka kendisinden sonraki mermi dikme yapıyordu.

C45 demiş ki:

Kırıkkale bizim tarihimizi anlatabilecek en güzel örnek olabilir belki, bende bir Kırıkkale sahibi olmama rağmen, üstelik benimkinin de hiç tutukluk yapmamış olmasına rağmen, yine de ben Kırıkkale hiç tutukluk yapmaz yavuzdan iyidir gibi iddialı konuşamam maalesef.
Çünkü çok samimi bir arkadaşımda da 7.65 Kırıkkale var ve ne hikmetse gıcır gıcır benimkinden bile iyi durumda ama ona rağmen 1 şarjörde ki buda 7 atış demek 3 defa tutukluk yaptı üstelik farklı farklı şarjörler ve yeni mermiler.
Bana kalırsa silah birazda şans işi. En pahalısını da alsan kul yapısı ve silah hata kabul etmiyor nihayetinde, mutlaka bir açık veriyor.
Kırıkkale hakkında çok yazıldı çok çizildi, benim 9mm'liğim tutukluk yapmadı ama kimde gördüysem ve duyduysam çok tutukluk yapan, zamanında polisin bile tutukluk yapması sebebiyle görevinde kullanamaması gibi pek çok şey duydum bu silah hakkında.
Ben açıkçası tarih kokan bir silah olduğu için seviyorum ve tahmin ediyorum ki tüm Kırıkkale kullanıcıları da bu silahın bu yönünü seviyorlardır.
Bunları bir yana koyalım da benim silahımın çatlayan alt gövde kızakları nolacak o konuda biri bana akıl versin.

High66 demiş ki:

Hakkında çokça tartışmalar yaşanmış olan Kırıkkalelerden bir adet bende de mevcut. Kendisi 7,65 mm çaplı, 1970 üretimi olup benim için manevi değeri büyüktür, çünkü bu silah 1970 yılından beri babama ait olup benimle yaşıttır. Ruhsat yenileme işleri babam için zor gelip uğraşamayacağını söyleyince, 2008 yılında bana geçmiştir. Babamın bu silahla atış yaptığını pek görmedim, genelde kendi orijinal kutusunda bakımı yapılmış ve beze sarılı olarak dururdu. Tabi ki benim hatırlayamadığım dönemlerde baya bir kullanılmış olacak ki halen orijinal olan boyasında, özellikle kabza kısmında aşırı aşınma mevcut.

Son altı aylık dönem içerisinde bu silahla yaklaşık 600 atış yapıldı, bu atışlarda zaman zaman boş kovan tahliyesinde sorunlar yaşansa da, iki hafta kadar önce yapılan son 200 adetlik atışta herhangi bir tutukluk yaşanmamakla beraber, iki defa arka arkaya ikişer fişek patlatmak suretiyle seriye geçmiştir. Bu son 200 adetlik atıştan önce, forumdan öğrendiğim kadarıyla, bu tabancaların tutukluk yapmasında en önemli sebep olarak gösterilen, fişek yatağının dolu olduğunu gösteren pim silahtan sökülmüştür. Bu işlemden sonraki atışlarda silah tutukluk yapmamıştır. (Diğer bir kronik rahatsızlığı olan seriye geçme hastalığı nüksetmiştir.)

Ronin demiş ki:

Sn. Lupus
Kırıkkale'nin, 1947-1952 yılları arasında üretilen serilerini, orijinal Walther tezgahlarında, Alman ustaların yaptığı, bu nedenle de daha sonra üretilen modellerden kaliteli olduğu gerçek midir? Yoksa şehir efsanesi mi?
Başka bir kaynakta da, Kırıkkale silah fabrikasında çalışan Hasan ŞENOL adlı işçinin, Beretta ve Walther tabancalarını örnek alarak birer tabanca imal ettiği, fakat tabi tutuldukları çeşitli testler ve 10.000 atış testi sonrası Walther’in daha başarılı bulunması üzerine, bu silahın seri üretimine karar verildiği yazıyor.
Yani bir milletin seri üretimi olacak silahları, sadece 1' er adet üretip deniyorlar. Acaba o testleri Beretta geçseydi neler değişirdi.(Butterfly effect )
Ve bunca yazılan çizilene, ruhsat harcından kurtulmak için Emniyet'e hibe edilmesine, Emniyet'ce de polislere 80 tl karşılığı satılmasına ve kötü ününe rağmen mkek' nin inatla hala neden ürettiğini, ürettiği bu silahları da, neden hala 1.175 ila 1.610 T.L. arası gibi bir fiyata satmak istediğini ve bu silahları, neden hala almaya gelecek olan bir silahsever beklediklerini anlamış değilim.
Saygılar.

Lupus demiş ki:

Sn.Ronin, tezgahlar ve 10.000 atımlık testler konusunda kesin kaynak ve verilere dayanan bir bilgim yok maalesef. Bu konuda siz ne duydu iseniz, benim duyduklarım da ondan ibaret, yani sadece duyum, bu nedenle ne desek boş...

Mbilgin demiş ki:

Sayın Lupus,
Kırıkkale, üretim yılı dahi önemsenmeden, kullanım şartları, bakımlılığı önemsenmeden, kayıtsız şartsız kötü bir silah mıdır? Benim elimdekinin (94 üretimi) hiç tutukluk yaptığının hatırlamıyorum. Attığım fişeğin sayısını da hatırlamıyorum.
Söz meclisten dışarı; Kırıkkale'den şikâyetçi olanlar tutukluk yaptığı yönünde... sözde şikayetler... Hep birilerinde bir Kırıkkale vardır ve sorunludur vs. vs... Ancak sizin yazdıklarınızı okuyunca bir çok sayıda Kırıkkale kullandığınızı ve problemlerini bildiğinizi görüyorum ve problemi duyandan ziyade sizin gibi yaşayan, nedenleri ile irdeleyebilecek şahıslardan dinlemek isterim. Ben süper bir silahtır diye diretmiyorum. Zaten çok eski bir tasarım. Tasarlandığı yıllara bakınca bütün silahların bir eksiği, aksaklığı mevcut. Ancak bu silahın sempatizanı çıktığındaki patlama eğiliminin sebepleri nedir?
Ayrıca zamanında Kırıkkale'yi üreterek emniyet mensuplarına sunmak yerine Walter PP'yi ithal edip dağıtsaydık bence aynı laflar o silah için sarf edilmiş olacaktı. O silahında şarjörünü eğecektik, icra yayı vs.' si bozulup yenisi ile değiştirilmeden, doğru düzgün mühimmat üretmeden can kurtarması beklenecektik. Hatta WWII Colt 1911 dağıtsaydık yine aynı problemler o silah için söyleniyor olabilirdi(ki şu hali ile bile problemleri yeterli düzeyde). Belki ithal olmasından dolayı biraz daha az olurdu, katlanırdık. ama... Yine de başarırdık...
[+] 1 kullanıcı diyor ki Bu gönderi için ceycey'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#2
Bu tabancayla  çocukluk anılarım var. Annemin bir akrabası vardı. Köyün muhtarıydı.Ankara'ya
gelince bizde kalırdı. Kırıkkale tabancası vardı.Tabancayla tanışmam Kırıkkale ile olmuştu.
Şarjörünü çıkartır, oynamamız için ben ve kardeşime verirdi. Biz de oynardık,çok mutlu olurduk.
Bir de kahverengi üniformalı mahalle bekçilerinde görürdük.Zaten o zaman bizim için tabanca
denilince ya Kırıkkale vardı ya da filmlerdeki revolverler.
Yıllar sonra bir kaç silahçıda görüp,incelemiştim.Sadece bir kez atış yaptım.Rahmetli Ahmet 
Hayaloğlu'nun(xclod3r) 7.65 Kırıkkalesi vardı.Bir atış etkinliğinde galiba bir şarjör ateş etmiştim.
Tetiğinin çok hafif olduğunu ve tepmesinin de çok az olduğunu hatırlıyorum.

1940'lı yıllarda yerli tabanca için niye özgün bir tabanca düşünülmediğini, niye Walther PP'nin
klonunun yapılmasına karar verildiğini bilemiyorum.O günkü siyasi ve ekonomik şartları bilmeden
buna cevap vermek mümkün değil.
Tabanca 1945 yılında tasarlanıp, üretime geçilmiş ve 1947 yılında teslimata başlanmış.
Duyduğum, okuduğum ve gördüğüm kadarıyla arızalar 4 gurupta toplanıyor:

1) Kabza plakalarının kalitesizliği nedeniyle kırılması ve bükülmesi.Bunun sonucunda tetik çekişinin
 etkisiz hale gelmesi.
2) Atım yatağının dolu olduğunu gösteren pimin(tel) kalitesiz olması,çevre işçiliğinin iyi yapılamaması
sonucunda besleme sorunları doğurması.
3) Kabza altındaki şarjör düğmesinin elverişsiz olması,şarjörün zor çıkması ve şarjör dudaklarının kötü
yapılmasından kaynaklanan arızalar.
4)Genel işçilik ve malzeme kalitesizliğinden dolayı horozun indirilirken mermi patlatması ve tabancanın
sık sık otomatik atışa geçmesi.

Saydığım bu arızalar ve şikayetler 1947 yılından üretime son verildiği 2000 yılına kadar aynen devam 
etmiştir.Yani,MKE yöneticilerinin büyük çoğunluğu arızalarla ve şikayetlerle hiç ilgilenmemişler, hiç bir
önlem almamışlardır. Kısacası 53 yılda bir arpa boyu yol alınamamıştır. 
Sadece,belirli dönemlerde kurumu yönetenler görevlerini yapmışlar, şikayetler için önlem almışlardır.Bu
istisnai dönemlerde itinalı olarak üretilen tabancalar (şarjör mandalı yeri dışında) kolay arıza vermemiş 
ve alıcılarını memnun etmiştir.Fakat,o iyi yöneticinin yerine gelen yöneticiler yine ilgilenmeyi bırakınca, 
tekrar eski duruma dönülmüştür.
İşte,bazı Kırıkkale sahiplerinin tabancalarından memnun olup,laf söyletmemelerinin nedeni budur.Onlar
şanslı azınlıktan.

Ancak,Kırıkkale tabancaları için toplumda "hep arızalı,tutukluk yapar" kanısı oluşmuştur ki maalesef
büyük oranda doğrudur.Bu yüzden tabancaların değerleri hep  düşük olmuş; binlerce kişi ruhsat harcı
ödememek için EGM'ye hibe etmişlerdir.

Tabancayla ilgili olarak Osman Ortaç üstadın bir tanıtım ve atış videosu var:



Devlete hibe edilmemişlerinden işlem görmemiş olanlar 100-150 Dolar(3.000-5.000 TL) aralığında
satılıyorlar.Gravür yapılmış,altın rengine boyanmış ve bakımlı olanlar ise 300-500 Dolar(10.000-
15.000 TL) civarında devir edilebiliyorlar.

[Resim: f6ilvna.jpg]
[+] 2 kullanıcılar diyor Bu gönderi için ceycey'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#3
Yazılardan ve bildiklerimden anladığım kadarıyla tabancanın nasıl üretildiği belirsiz farklı iddialar var.
Benim okuduğum bir kaynakta/kitapta Almanyadan savas tazminati olarak meşhur Kadıköy'deki boğa heykeli gibi ülkemize Walter P38 ve Ppk tezgahları verilmis. Savas tazminatı olarak aldığımız için lisans gibi bir sıkıntımız olmamış.
Silahta kullanılan namlularin, eldeki envanter dısı mauser 1889 7.65 mmlerin namlulari kesilerek üretildiği yönünde bir iddia da okumuştum. İddia sahibi internette askerlik anılarını anlatan ünlü bir Eski subayımız.
Bu silahın nasıl üretildiği o günlerde ve sonrasında kaynaklara geçirilmedigi bu anlatılanlar tevatur olarak kalacaktır. Büyük ihtimalde vakıf olanlar vefat etmiştir.

Zaman bulursam eğer 2. Dunya savasi Tazminatlarını araştıracağım belki bir şeyler bulurum.
Tehlikeli silahlar yoktur. Sadece tehlikeli insanlar vardır.
Şehit Amfibi Uzman Çavuş Muhammet Fatih Durhan
Şehit Polis Memuru Şeyda Yılmaz
Kurban İkbal Uzuner Kurban Ayşenur Halil
[+] 1 kullanıcı diyor ki Bu gönderi için Shepherd'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#4
(17-06-2024, 23:56)Shepherd yazdı: Yazılardan ve bildiklerimden anladığım kadarıyla tabancanın nasıl üretildiği belirsiz farklı iddialar var.

Silahta kullanılan namlularin, eldeki envanter dısı mauser 1889 7.65 mmlerin namlulari kesilerek üretildiği yönünde bir iddia da okumuştum. İddia sahibi internette askerlik anılarını anlatan ünlü bir Eski subayımız.


Zaman bulursam eğer 2. Dunya savasi Tazminatlarını araştıracağım belki bir şeyler bulurum.

Sn.Sheppard bahsettiğiniz iddia,ekşişeyler.com yazarı "anglachelm "nickli bir şahıs tarafından dile getirilmiş:

Türkiye'nin Savunma Sanayisinde Kötü Şöhretiyle Mihenk Taşı Olmuş Tabanca: MKE Kırıkkale

mke kırıkkale bu ülkenin endüstriyel tarihinde ilginç bir mihenk taşıdır. yabancı lisans, depolanmış hurda malzeme, kötü işçilik. üstüne artık ne yapılsa düzelmeyen kötü şöhret. savunma endüstrimizin yükselişe geçmeye başladığı şu zamanlarda nerelerden gelmişiz diye geriye bakıp ders alınması gereken ilk örneklerden biri olması gerekir.
öncelikle osmanlı'nın batı'nın teknolojik olarak gözle görünür olarak geride kalması endüstri devrimine, 1800'lerin ilk yıllarına kadar gider. üç entrylik o koca hikayeyi bir cümlede özetleyeceksek buhar makineleri, değiştirilebilir parçalar kullanıp fabrikalara ve seri üretime yönelmiş batı'nın osmanlıya 1799-1899 arasındaki 100 yılda attığı fark ondan önceki 5 asırda atılanın birkaç katıdır. o zamana kadar kendi silahını el atölyesinde yapan, topunu elde döken, barutunu baruthanede yapan ve bunları gidip inebahtıda viyana'da falan kullanan osmanlı; zaman ilerledikçe çok daha işlevsel batılı devletlerin seri üretim topuyla tüfeğiyle ne kalite ne üretim sayısı olarak baş edemez. edemeyince de geri kalmamak için yurt dışından ilk kez parayla silah satın almaya başlar. zaten almasa ne yapacak ülkede silah dizayn edecek mühendis, o mühendisi mezun edecek fakülte, makine yapacak bilimsel altyapı, o makineyi çevirecek enerji üretimi mi vardır? sanayi devrimi zamanından sonra osmanlı ikmal altyapısı o yüzden var olan ekipmanın birbirine uydurulup çalıştırılmaya uğraşıldığı bir teknikerlik denemesinden öteye pek gitmez.
osmanlı ordusunun materyal kademesinde modernizasyon arayışları başka bir yazının konusu olsun, günahlarını almayalım 19. yy ikinci yarısında modernleşmeye çok çalışacaklar ve martini-peabody, winchester, mauser gibi şirketlerle anlaşmalar yaparak teknoloji neredeyse onu satınalma yoluna gideceklerdir. yani geri kalmak istiyor değildirler ama endüstri çağında bilim ve teknoloji yarıştırılıyorsa dışarıya elleri mahkumdur.
19. yy sonundan cumhuriyet türkiye'sine bir 50 yıl ileri sararsak cumhuriyet osmanlı'nın aksine eğitim altyapısına da endüstri altyapısı işine de girmiştir. savunma sanayisi ve ateşli silahlar söz konusu olduğunda osmanlı'dan miras kalan binlerce mauser tüfeğinin ve kurtuluş savaşında da düşmandan ele geçmiş binlerce yabancı silahın kalibrelerinin falan değiştirildiği, 7.92 mm yapılabildiği bir teknolojiye nihayet sahip olmuşuzdur. o zamanların asfa silah fabrikası yeni silah dizaynı işine pek girmez. sürgülü mavzer sistemi dünyada hala geçer akçe olduğundan bu eski tüfeklerin bakımını yapıp, yenileyip eksiğini gediğini takıp servise geri sokarlar.
1945 yılında ise ellerinde artık kullanılmaktan harap bitap düşmüş osmanlıdan miras mauser 1889 7.65 mm tüfekleri kalmıştır:
silahlı kuvvetlerde bunlardan daha yeni mauser modelleri kullanıldığından fabrika müdürleri bunlara bakıp bu eski 1889lara 1891’lere ne yapacaklarını düşünürler. toplam tüfek mevcudu 5000 civarı bir yerlerdedir. o tüfekler balkan savaşında, cihan harbinde ve kurtuluş savaşında her gün her an savaş görmüştür. mütareke yıllarında ise işgalciler terhis edilen osmanlı ordusundan o silahların çoğunu alıp aynı tüfeği kullanan belçika'ya hibe etmiştir. işte elde kalan kazım karabekir ordusundaki, ankara hükümetinin istanbuldan ankaraya kaçırdıklarıyla 1945 yılına erişebilen atsan atılmaz satsan satılmaz bir beş bin tüfek vardır. o devirde bile ortamdaki en iyi en yeni tüfek değildir. ne yapılacaktır bunlar?
asfa, bugünkü adıyla mke kırıkkale yokluk yıllarından çıkıp gelmiş bir anlayışın tezahürü olarak tek bir vidayı bile çöpe atabilecek cesarette değildir. ama 5000 tüfeğe modernizasyon yapmaya değmez zira nedir bir iki alay askerin antika silahı için makine mi değişecektir. ya da modernize edilmez öyle kullanmaya kalkarlarsa bir de bunlara ayrı mermi mi imal olacaktır. asfa bu silahları geri dönüştürmeye karar verir. 7.65 tüfek kullanılamıyorsa bunların balkanlarda, çanakkale'de, filistin'de, afyon'da, dumlupınar'da ateş edip aşınmış namlularını kesip yeni bir 7.65mm tabanca olarak değerlendirmeye karar verirler.
o yılların çok başarılı polis tabancası walther pp lisansını da almanlardan satın alarak türkiye tamamen yerli üretim bir silahı iki yüz yıldır ilk kez kendi imkanlarıyla ite kaka onun namlusu bunun lisansı ile bir tabanca üretir ve adını da asfa fabrikasının kurulduğu yer olan kırıkkale koyarlar.
dünyanın herhangi bir yerinde fabrikadan çıkmış ilk parti silahlar üreticinin alamet-i farika olacak diye en sağlam en güzel ürettiği silahlarıdır. ancak asfa'nın eski malzemenin suyunu çıkarana kadar kullanma anlayışı yüzünden ilk üretim kırıkkale görüldüğü yerde aksi istikamete kaçılan bir tabanca olacaktır:
subaylara astsubaylara beylik tabancası olarak ahşap veya yeşil bakalit kabzalı versiyonları geldiğinde askerler bunları gazyağı tenekelerini dikip bir denerler. ateş edile edile muma dönmüş namlular yüzünden tenekenin bir tarafını delip diğerini delemeyen kırıkkale tabancası çoktur. yaylar iğneler vesaire de mke'nin eski malzemeyi değerlendirme merakı yüzünden tabancanın habire kırılıp duran özellikleri arasındadır. hangi tabanca iyi bilmenin imkanı yoktur, dahası bir sıcak çatışma durumunda teneke delemeyen bu tabancaya insan delecek diye hayatı teslim etmek de dosta korku düşmana güven vermektedir.
ve devlet bu silahı kolordu ordu seviyesinde geniş olarak dağıtmakla kalmaz, polislere bekçilere kadar dağıtımı genişletir. dağıtanlar da kötü özelliklerinin farkındadır ama bu haliyle bile bir türk tabancası yokluktan ve ithal tabancadan bir yerde daha iyi değil midir? yani neticede yerli malı yurdun malıdır. böyle düşünürler.
tabii o eski mauser namluları bitince mke fabrikası .380 acp kısa 9mm modeller de üretecek ve daha sonra sıfır namlu oymayı da öğrenip deneyecektir. ancak o ilk on onbeş yılda kırıkkale tabancanın sahiplerine çektirdikleri yüzünden kırıkkale tabancası türk halkının zihninde hep kötü kalite ile eşdeğer bir isme sahip olacaktır. o imajı hala kırabilmiş değillerdir.
bugün de mke fabrikasından bir mermiden sonra satın alınabilecek en ucuz ürünlerden biridir. ama kim gidip aa 1175 liraya çalışan tabanca varmış diye özellikle gidip kırıkkale alır bilemem.
2000'li yıllarda ceyhan cezaevinin önündeki jandarma tüfek atış poligonunda polis trafik şubesi, yunuslar, özel harekatlar gelip tabanca tüfek atacaksa (tüfek poligonları yoktu) kırıkkalesi olan bir komiser bazen çıkıp şey derdi:
"bakın bu yolda uzun yıllar geçirmiş bir kardeşiniz olarak söylüyorum iyi bakılmış kırıkkale tabanca smith-wesson'dan da iyidir."
sonra göstermek için silahı şak şuk kurar hedefe doğrultur ve tetiğe basar, ama üç mermiyi bir türlü arka arkaya atamazdı “iyi bakılmış” gariban kırıkkale. makine insanla resmen diyaloga girmiş, "yeter bittim lan allah canımı alsa da kurtulsam" diye cevap vermiş gibi olurdu.
[+] 3 kullanıcılar diyor Bu gönderi için ceycey'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#5
Bu tabancanın atış ve mekaniğine dair bir yorum yapamayacağım.
Emniyette ve kullanan kişilerden duyduğum ve okuduğum kadarıyla mekanigi sıkıntılı bir tabanca yaşıtları olan silahlar sevilirken (Vzor 7.65) bu tabanca pek sevilmiyor.
2000 yılındaki Çevik kuvvet polislerinin eyleminde bu silah protesto amaçlı kullanılmış. Bu tabancalarla göreve çıkmak istememişler.
[Resim: 1486gund.jpg]
Tehlikeli silahlar yoktur. Sadece tehlikeli insanlar vardır.
Şehit Amfibi Uzman Çavuş Muhammet Fatih Durhan
Şehit Polis Memuru Şeyda Yılmaz
Kurban İkbal Uzuner Kurban Ayşenur Halil
[+] 1 kullanıcı diyor ki Bu gönderi için Shepherd'e teşekkür ederiz.
Bul
Cevapla
#6
1993 yılında emekli Ormancı Dedem Ankara MKE den 7.65 Kırıkkale almıştı. İlk atışını bana yaptırmıştı rahmetli daha 13 yaşındaydım. Babamda Orman İşletmesinde veznedar ondada 81 modeli vardı. Tabancaların temizlik işleri hep bendeydi. Tabancalarla baş başa kalınca mermileri kapak takımını çek bırakla boşaltırdım. Anısı çoktur bende hatta babamınki elimde kazara ile patlamıştı. (Babamın tabancaların iğnelerini değiştirmesinden dolayı)
Bul
Cevapla


Hızlı Menü:


Konuyu Okuyanlar: 3 Ziyaretçi