| Hoşgeldin, Ziyaretçi |
Sitemizden yararlanabilmek için kayıt olmalısınız.
|
| Kimler Çevrimiçi |
Şu anda 96 aktif kullanıcı var. » (3 Üye - 87 Ziyaretçi) Bing, DuckDuckGo, Facebook, Google, Twitter, Yandex, hakan, Kut4, Rachioged
|
| Son Yazılanlar |
Satılık Esee CM6 Bıçak
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: hakan
13 dakika önce
» Yorum 3
» Okunma 134
|
Silah İşlemleri Genelgesi
Forum: Hukuk Bölümü/Ruhsat İşlemleri
Son Yorum: ceycey
Dün, 10:30
» Yorum 1
» Okunma 1,679
|
Bulundurma ruhsatı. Yol (...
Forum: Hukuk Bölümü/Ruhsat İşlemleri
Son Yorum: ceycey
Dün, 10:25
» Yorum 3
» Okunma 139
|
Yol (Nakil) Belgesi
Forum: Hukuk Bölümü/Ruhsat İşlemleri
Son Yorum: ceycey
Dün, 10:23
» Yorum 27
» Okunma 8,424
|
Tabancalarımız
Forum: Galeri
Son Yorum: yavuzg
Dün, 01:24
» Yorum 75
» Okunma 30,361
|
BLACK HAWK UK SFK BIÇAK
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: hakan
02-04-2026, 15:37
» Yorum 2
» Okunma 260
|
Yivsiz Tüfek Ruhsatnamesi...
Forum: Hukuk Bölümü/Ruhsat İşlemleri
Son Yorum: blacksea
01-04-2026, 22:38
» Yorum 3
» Okunma 198
|
SATILIK (G19) ŞARJÖR VE K...
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: nutkey
30-03-2026, 16:41
» Yorum 0
» Okunma 138
|
Springfield Garrison SS k...
Forum: Diğer Modeller
Son Yorum: yavuzg
28-03-2026, 22:56
» Yorum 9
» Okunma 478
|
Satılık 1911 aksesuarları
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: alpSaral
28-03-2026, 13:57
» Yorum 3
» Okunma 956
|
1911 yükseltme için parça...
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: alpSaral
28-03-2026, 13:55
» Yorum 1
» Okunma 215
|
Zig 14 sürgü düşürme mand...
Forum: Genel Silah Sohbetleri
Son Yorum: alpSaral
26-03-2026, 17:27
» Yorum 5
» Okunma 258
|
En Son Ne Aldınız?
Forum: Genel Silah Sohbetleri
Son Yorum: musti267
26-03-2026, 00:32
» Yorum 74
» Okunma 16,784
|
Acil satılık DERYA Dy9 9x...
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: mustafaondeer
25-03-2026, 21:50
» Yorum 0
» Okunma 176
|
Esee Junglas
Forum: Alım-Satım İlanları
Son Yorum: hakan
25-03-2026, 20:45
» Yorum 2
» Okunma 246
|
|
|
| Bıçaklar hakkında birkaç bilgi |
|
Yazar: 1905sss - 20-02-2024, 20:55 - Forum: Bıçak,Çakı vs
- Yorum (7)
|
 |
Bıçaklar kaç sınıfa ayrılır?
Her gün ( Everyday ): Her gün cebinizde taşıyacağınız, ip kesmek, kutu açmak, kağıt kesmek, meyve soymak gibi her an basit şeylerde kullanabileceğiniz bir bıçak. Taşınması kolay ve çok yönlüdür.
Açık hava (Outdoor) : Yürüyüş, Tırmanma, Kamp gibi aktivitelerde pek çok işe yarayacak bir bıçak. Mümkün mertebe hafif olmalı ve eğer sabit bir bıçak değilse tek el ile açılabilir olması yararlı olacaktır. Testereli olan modelleri bazı aktivitelerde tercih edilebilir.
Avcılık / Balıkçılık (Hunting/Fishing): Avlanmaya veya balık tutmaya gittiğinizde devamlı yanınızda olup, deri yüzmede vs. kullanacağınız bir bıçak. Çoğu zaman sabit ve güçlü bir bıçak tercih edilebilir.
Taktik / Survival (Tactical/Survival): Mesleğiniz veya şartlar gereği hayatınızı sürdürmenize yardımcı olacağını düşündüğünüz bir bıçak. Eğitimli profesyoneller, askerler veya ciddi macera tutkunları için uygundur.
Özel seri/ koleksiyon( Limited Edition) : Koleksiyonunuza katmak için aldığınız özel bir bıçak.
Bıçak seçerken dikkat etmem gerekenler nedir?
Sabit bıçak: Kaliteli bir markanın tek parçalı bir bıçağı çoğunlukla katlanabilir çakılardan daha güvenilir ve sağlamdır. Ama ebat ve ağırlık olarak taşınması her ortamda uygun olmayabilir.
Katlanır bıçak: Kompakt, daha güvenli taşımak için tercih edilir. Şehir yaşamında öncelik katlanır bıçaklarındır. Birden fazla özellik eklenmiş olanları da vardır.
Kilitli katlanır bıçaklar: Gelişmiş kilitleme mekanizmaları sayesinde sabit bıçak gibi kullanılabilir. Bu özellik istem dışı kapanıp kazalar olmasını engeller.
Tek elle açılan çakılar: Üzerinde ki delik veya özel çıkıntıları sayesinde tek elle açılabilen bıçaklar. Bir kaza sonrasında veya yaralı iken bu özelliği önem kazanabilir.
Kalın çelik: Ağır, zorlu şartlar ve görevler için düşünülebilir.
Hafif malzeme: Üzerinizde her gün taşıyacağınız bir bıçağın ağırlığı önemlidir. Özellikle şehir yaşamında günlük kıyafet ile bıçak taşımak daha zor olabilir.
Testere kenar: Ağaç, tahta vs. kesmek için üzerinde testere diş bulunan bıçaklar tercih edilebilir.
Bıçağın çelik veya kabza materyali önemli midir?
ÇELİK
Almayı düşündüğünüz bıçağın çelik özelliklerini öğrenerek kullanım alanınıza uygun olup olmadığına bakabilirsiniz. Birkaç örnek ile açıklamak gerekirse;
440 A çeliklerinden yapılan bıçaklar düşük karbon oranlarına sahip olduğu tuzlu su dalgıç bıçakları için en ideal çeliktir. Yüzme bıçakları için 5160 idealdir.
1095 ve ( 1050.1060.1070.1084 ) bu seri çelikler tamamen kasap bıçakları için uygundur.
A – 2 Çeliği mükemmel hava soğutmalı takım çeliğidir, sağlamlığı ve iyi keskinlik koruması ile bilinir. Dövüş ve savaş bıçaklarında en çok tercih edilen çeliktir.
420 çelik düşük karbon ihtiva eder karbon oranı 0.50% den azdır, oldukça yumuşaktır ve iyi keskinlik sağlamaz çoğunlukla dalgıç bıçaklarının yapımında kullanılır paslanmaya karşı çok dirençlidir. Geniş maksat kullanım bıçakları için iyi bir seçimdir.
440-C, yüksek teknolojinin mucizevi bir çeliğidir. Özellikle av bıçaklarının üretiminde mükemmel sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.
AUS – 6 AUS - 8 AUS – 10 (aka 6A 8A 10A) : Japon paslanmaz çelikleridir.
CPM T440V - CPM T420V:ilk ağız açımı ve bileme işi çok zor olmasına rağmen bu iki çelikte mükemmel keskinlik sağlar.
D2 , yarı paslanmaz çelik olarak adlandırılır. Krom oranı 12% olmasına rağmen paslanmaz çelik seviyesinde değildir lekelenmeye karşı diğer karbon çeliklerine nazaran daha dirençlidir. Sertliği biraz az olmasına rağmen mükemmel keskinlik sağlar.
N690, Bohler tarafından üretilen Avusturya meşeiili bir çeliktir. VG10 çeliğinin modifiye edilmiş şeklidir. Paslanmaz çelikler içerisinde kendi sınıfının en iyilerindendir
VG10, kenar dayanıklılığı özellikleri ve iyi korozyon toleransı sayesinde mutfak, avcılık, hobi vs. pek çok yerde kullanılır. Spyderco nun kullandığı çeliktir.
KABZA
Kabza materyalleri arasında G10, alüminyum, plastik, çelik, titanyum, ahşap vs. kullanılabilir.
Kabza seçimini pek çok faktöre göre yapabilirsiniz.
Örneğin;
Ergonomik tasarımlı bir kabza taşımada rahatlık sağlar.
Lastik veya benzer dokulu bir kabza ıslak şartlarda emin tutuş sağlar.
Bir ahşap sap bıçağa estetik güzellik katar.
Plastik / kompozit bir kabza ekstrem koşullar altında daha dayanıklı olabilir.
Titanyum kabza çelik gibi sağlam ama çok daha hafiftir.
Bir bıçağı değerlendirirken unutmamamız gereken bazı noktalar;
Bıçağın tasarımı amacına uygun mu?
Kullanılan malzeme amacına uygun mu?
Yüksek kalitede malzeme kullanılmış mı?
Performans veya dayanıklılığı hakkında herhangi bir bilgiye sahip miyiz?
Açılır kapanır bir bıçak ise mekanizma düzgün işliyor mu?
Kilit yeri (emniyet) istediğimiz/alıştığımız gibi mi?
Bıçakların anatomileri
![[Resim: bicak-modeli.gif]](https://i.ibb.co/dW78bcd/bicak-modeli.gif)
![[Resim: folder-anatomy.jpg]](https://i.ibb.co/wsFLg26/folder-anatomy.jpg)
|
|
|
| EDC Bıçak nedir? Nasıldır? Neye göre seçilir? |
|
Yazar: 1905sss - 20-02-2024, 14:00 - Forum: Bıçak,Çakı vs
- Yorum (7)
|
 |
EDC konusunda senelerdir hep bir karmaşa olduğunu düşünürüm. Herkes sorar EDC şu çakıyı alsam mı, bu bıçak EDC için uygun mudur diye?
Aslında EDC kavramının özel ve yazılı bir kuralı yoktur. Kişiler genelde zevklerine/kullanım amaçlarına göre bıçak seçerler. Çoğunluk bilse de bıçaklara yeni ilgi duymaya başlayan genç arkadaşlardan EDC nin tam anlamını bilmeyenlerin olduğunu düşünüyorum. O yüzden biraz konuyu açmak istedim.
EDC İngilizce üç kelimenin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. EVERYDAY CARRY
Yani her gün taşımak veya gündelik vs. anlamında kullanılan bir kısaltmadır. Sonuna da knife yazarsak gündelik bıçak, her gün taşınan bıçak denilebilir.
Peki neye göre seçilir bu meşhur EDC? Aslında tanım o kadar popülerdir ki bıçak firmaları bile bıçaklarını sınıflandırırken EDC diye başlık yapıp o bölüme uygun bıçaklarını o başlıkta müşteriye sunarlar. Biz bıçak severler de sohbetlerimizin bir yerinde mutlaka EDC seçtim, EDC bıçağım, EDC ye uygun mu vs. kullanırız.
Ama bazen EDC seçimlerinin çok farklı olduğunu görürüz. Onun sebebi de bellidir aslında. Ofiste çalışan, fabrikada çalışan, şantiyede çalışan, arazide/ sahada çalışan, outdoor faliyetler de vakit harcayan, avcılık kampçılık ile meşgul olan kişilerin kafasındaki EDC bıçak tanımının, yani her gün taşıyacakları bıçaklarının aynı olması beklenemez doğal olarak. Ama insanların ve bıçak firmalarının/ üreticilerinin kafasındaki EDC mantığı "şehir içindeki" gündelik hayat için uyarlanmıştır. Çoğu bıçaksever burada hata yapıyor. Bir avcının, balıkçının, askerin vs. taşıyacağı bıçak sınıfı zaten "military, hunting, outdoor vs. gibi farklı başlıklarda belirtiliyor.
Ayrıca EDC bıçaklar; çakı dediğimiz açılır kapanır bıçaklardan ( Folder knives ) oluşur. Sabit, tek parça kılıflı bıçakların ( Fixed knives ) bahsettiğimiz şehir, ofis yaşantısında anlamlı olmayacağı zaten açıktır.
Çoklu aletleri de ( multi tools ) EDC çakı ile karıştırırız bazen. Evet çakı denilebilir bazılarına ama aslında adı üzerinde alet edavat sınıfındadır. Evet taşıyabilirsiniz, çok iş görebilir ama genel olarak akıllardaki EDC çakı değillerdir.
Nelere göre sınıflandırabiliriz bıçakları? EDC bıçağımızı seçerken nelere dikkat etmeliyiz? Bu tabii ki bir yerden sonra zevk ve beğeniye kalacaktır ama yine de toparlamaya çalışacağım.
1-Ağırlık
Her gün üzerimizde taşıyacağımız bıçağın ağırlığı çok önemlidir. Çanta veya arabada taşımayı ayrı tutuyorum. Cepte, klipsle kemerde vs. direk üzerimizde taşımaktan bahsediyorum. Günümüzde akıllı telefonların ortalama 150 gram olduğunu ve neredeyse 24 saat taşıdığımızı düşünürsek bu ağırlığın bir çakı içinde normal olduğunu kabul edebiliriz. Tabii ki ne kadar hafif olursa o kadar iyi olacaktır. Kışın kabanlar ve montlar varken belki sorun olmaz ama yaz kıyafetlerinde, ofis kıyafetlerinde ağırlık önem kazanacaktır.
Bıçaklarda ağırlık "oz" olarak yazılır. 1 gram 28,35 oz dur. Bence EDC seçiminde 4 oz yani yaklaşık 113 grama kadar olan çakılar idealdir. Çünkü ne kadar hafifse taşıması o kadar kolay olacaktır. 113 gram barajını kafanızda kestirmeye çalışırken bir Spyderco Delica'nın 71 gr, bir Spyderco Endura'nın 103 gr. olduğunu hatırlatmak isterim. Özellikle bu çakıları örnek verdim çünkü bunları bilmeyen görmeyen yoktur. EDC için nekadar çok tavsiye edildiğini ve seçildiğinihepimizi biliyoruz. Muhtemelen 200 gr olsa idi bu çakılar bu kadar popüler olmayacaktı günlük kullanım için.
5 - 6 oz ağırlığa kadar problem olamadan taşınabileceğini kabul edebiliriz . Bu da 170 grama denk geliyor. Samsung Note 2 telefonun 180 gr. olduğunu söylemek isterim. Tabii ki rahatsız olmayan birisi isterse yarım kiloluk bir çakıyı da taşıyabilir. Biz genel olarak en mantıklı EDC şartlarını oluşturmaya çalışıyoruz kafamızda.
Türkiye'de bulabileceğiniz bazı klasik çakıların ağırlıklarını yazıyorum arkadaşlar.
Spyderco : Delica 71 gr. - Endura 103 gr. - Centofante 71 gr. - Native 75,2 gr. - Military 120 gr.- Manix 143 gr. - Pasific salt 86 gr.
Cold Steel : Counter Point I 133 gr - Tuff Lite 70 gr - Ti Lite 4" 100 gr - Voyager Large 130 gr - Mini AK47 82 gr - Mini Recon 102 gr - Ultimate Hunter 121 gr.
Kabar : Dozier ( 4062 model ) 46 gr , Dozier Thumb noch ( 4065 model ) 46 gr.
Victorinox : Sentinel 75 gr - Victorinox Hunter Pro 162 gr.
Gerber : Applegate Covert 119 gr - Bear Grylls Folding 122 gr - Bear GryllL Scout 72 gr - Evo jr. 56 gr. - Bear Gryll Compact Scout 27 gr. - E Z Out Skeleton 74 gr -
Buck : Bantam 43 gr - Folding Adrealine 128 gr - Omni Hunter 131 gr. - Ecolite 97 gr. - Bucklite 46 gr. - Impulse 74 gr. - Vantage 114 gr.
Sog : Auto clip 81 gr. - Twitch XL 120 gr. - Vulcan 141 gr. - Elite 121 gr. - Trident 102 gr. - Aegis 88 gr. - Flash II 88 gr. -Sogzilla 136 gr.
2 -Uzunluk
Bıçağın uzunluğu tartışılan bir konudur. Çok küçük bir çakının pek işe yaramayacağı söylenir genelde. Ama çok büyük bir bıçağı da taşımak sorun olabilir. Buradaki sorun cebe sığmaması, belde rahatsız etmesi ve yeri geldiğinde bulunduğunuz ülkenin kanunlarına göre kolluk kuvvetlerini karşısında sorun yaratabileceğidir.
Mesela Cold Steel Ti Lite 6" çok beğendiğim bir bıçaktır. Stiletto tarzı, ince uzun namlusunu çok beğenirim. Çok güçlü ve etkili bir bıçaktır. Ama bu bıçağı EDC taşımak kolay mıdır? Açık uzunluğu 13" yani 33 cm. Hangi cebe sığar?Ne kadar rahat taşınabilir?
Diğer taraftan forumda yakın zamanda konuştuğumuz Spyderco Dragonfly örnek vermek istiyorum. Çok kolay taşınabilir.İsterseniz gömlek cebine atın. Açık uzunluğu 13 cm. Ama ne kadar işe yarayabilir veya zor şartlarda görevini ne kadar yerine getirebilir? Demek ki uygun ölçüyü bulmak gerekiyor.
Bıçakların uzunluğu inç ( " ) olarak yazılır. Bir inç = 2,54 santimdir. Firmaların sunduğu EDC bıçak seçeneklerini incelediğimde çok büyük bir kısmın ortalama açık uzunluğunun 7" - 8" olduğunu gözlemledim. ( yani 17 - 20 cm. arası ) Bence açık uzunluk için 9" yani 23 santime kadar bir baraj belirlenebilir. Bu ölçülerde bir çakının kapalı hali de 12 - 13 santim olacaktır.
En kötü senaryoyu düşündüm. Çakınızı yanınıza almanız lazım. Pantalon ve gömlek var kıyafet olarak. Üzerimizde çanta, mont, çakımızda da klips yok. Ölçtüğüm zaman klasik bir kot/kanvas pantalonun arka cebi 14 cm genişliğe, 15 cm derinliğe sahip. Klasik bir gömlek cebinin de çapraz ölçüsü 13- 14 cm geliyor.
Yani yukarıda ki yazdığımız kapalı hali 12 - 13 cm olan bir çakı rahatlıkla taşınabilir. Eğer çanta, veya araçta taşıyorsanız çok önemli olmayacaktır tabii.
3 - Kabza şekli
Çakının ağırlığı ve kapalı halindeki uzunluğu önemlidir. Ama kabza yapısı da her gün üzerimizde taşıyacağımız bir çakı için çok önemlidir. Bazı çakıların kabzası, kullanılan materyali ve şekli yüzünden çok kalındır/şişkindir.
Bu çakıların gerek cepte gerek belde, gerek kemerde taşınması zor olacağı gibi taşıyan kişiyi de rahatsız edecektir. Ayrıca yazın giydiğimiz kıyafetlerde belli olacaktır.
Bıçakların özelliklerini okurken bir kalınlık ölçüsü görürüz "thickness" yazar. Onunla karıştırmamak gerekir. O bıçakta kullanılan çeliğin kalınlılığıdır. Kabza kalınlığı diye bir ölçü tüketiciye sunulmamaktadır. Bu göz ile yapılması gereken bir seçimdir.
Resimle açıklamak gerekirse taşımaya çok uygun kabza kalınlıkları genelde 1 cm yi geçmemektedir.
Benchmade Ally - Spyderco Delica ince kabza yapısına örnek verilebilir.
![[Resim: 1.jpg]](https://i.ibb.co/LrBXzb4/1.jpg)
![[Resim: 2.jpg]](https://i.ibb.co/qkcLpn2/2.jpg)
![[Resim: 3.jpg]](https://i.ibb.co/Jtf8R57/3.jpg)
4- Çelik
EDC bıçaklarda her çeliğin kullanıldığını biliyoruz. Çok belirleyici bir seçim değil sanırım. Ama gün boyu çok sıkça kullanıyorsanız ve bunun sonucunda sık bileyleme yapıyorsanız kolay bileyleyebildiğiniz bir çelik seçebilirsiniz. Veya devamlı çakınınızı ıslatıyorsanız paslanmaya karşı daha dayanıklı bir çelik seçebilirsiniz. Çakınızı kesmek için kullanıyorsanız kesici ağızın uzun ve dayanıklı olduğu bir modeli tercih edebilirsiniz. Eğer delmek ön planda ise daha güçlü ve sivri bir namlu düşünebilirsiniz. Veya kesimi zor olan kalın ip tel vs. kesmek gerekecekse testere dişleri olan bir bıçak seçilebilir.
Örnek olarak paslanmaya dayanıklı Spyderco Salt serisi, namlusu delmeye odaklı Spyderco Native, SOG Pentagon Elit, veya zor kesimler için bıçağının yarısı testere diş olan pek çok modeli düşünebiliriz.
5- Açılma şekli
Çakınınızı günde bir kere cebinizden çıkarıp kullanıyorsanız nasıl açıldığı çok sorun olmaz. Tırnak ile açmaya yarayan tırnak boşluğu denilen bir çakıda kullansak farketmez. Nail nicks yazmaktadır bu özellikteki çakılarda.
Ama hergün defalarca çıkarılan ve kullanılan bir çakının mutlaka açılması kolay olmalı. Üzerinde tek parmak açılımına uygun bir delik veya çıkıntı mutlaka olmalı. Bu tür bir özelliğin ilgilendiğiniz bıçakta olup olmadığını resimden seçemiyorsanız yazan özelliklerine bakınız. Thumb stud, opening hale, flipper, spring assisted yazıyorsa tamamdır. Bu özelliklerde başka konularda geçtiğinde resimler hatırlatmak yeterli olur diye düşünüyorum.
![[Resim: 4.jpg]](https://i.ibb.co/Ltd2ZSX/4.jpg)
6 - Emniyet
Ben hergün yanımda taşıyacağım bir bıçağın mutlaka emniyeti olmasını isterim. Küçük veya büyük çakı diye ayırmam emniyetsiz bir çakıyı kullanmanın tehlikeli olacağını düşünürüm. Bıçağın resimlerinde emniyeti göreceksinizdir.
Bıçağın özelliklerinde "Lock" kelimesi geçiyorsa emniyeti vardır. Forumda ayrıntılı konusu olduğundan sadece hatırlatma amaçlı resimlerle geçiyorum.
![[Resim: 5.jpg]](https://i.ibb.co/nny6Yg4/5.jpg)
7 - Klips
Bu çok işe yarayan bir özelliktir. Hangi kıyafeti giyerseniz giyin çakınızı kolayca yanınızda taşımanızı sağlar. Yazın bir şortun, eşofmanın belinde bile rahatça çakınızı taşıyabilirsiniz.
Bazı klipsler sabittir yeri değiştirilemez. Bazı klipslerin yeri ise iki veya dört yönlü olarak değiştirilebilir. Kabzanın üzerinde iki veya dört tarafta klips vidaların takılacağı yerler mevcutsa bu yer değiştirilebilir klips anlamına gelir.
Klips ve kabzanın her iki tarafında aşağı yukarı takılabilir opsiyonlar;
![[Resim: 6.jpg]](https://i.ibb.co/v3S27LY/6.jpg)
7 - a ;
Resimde gördüğünüz vidalar klasik tornavida ile açılmaz "Torx uç" gerekmedir. Bilmeyenler için torx uç örnek resim aşağıdadır.
|
|
|
| Çelik nedir? Bıçaklarda hangi çelikler kullanılır? |
|
Yazar: 1905sss - 20-02-2024, 13:48 - Forum: Bıçak,Çakı vs
- Yorum (3)
|
 |
Çelik en kısa tarifi ile demirin karbonla bileşimine verilen addır. Bütün çelikler karbon ihtiva eder ve çeliğe sertliğini sağlayan en önemli elementtir. Çelik ihtiva ettiği karbon oranına göre değişik setlik ve dayanıklılık kazanır.
Çeliğin sertliğinin verilmesi yanında çeliğe birçok elemetler ekleyerek dayanıklığı, esnekliği, aşınmaya ve yıpranmaya direnci, paslanmayı önleyici katkılar yapılarak çeliğin kullanım yerlerine göre en verimli özelliklere kavuşması sağlanmıştır.
Bunlar:
Krom. Çeliğe direnç kazandırır, sertleştirilme özelliği verir en önemlisi ise çeliğin aşınmasını önler. Şayet çelikte 13% krom varsa bu çeliğe paslanmaz çelik denilir.
Manganez: Çeliğin en önemli bileşenlerindendir, çeliğin mikro yapısını düzenler, sertlik verme işlemini düzenler, ısıtılarak yapılan çalışmalarda oksitlenmeyi önler, çeliğe güç ve direnç kazandırır.
Molibden: Yüksek ısılarda çeliğin dayanıklığını koruması ve gevrekleşmeye meydan vermemesi sağlayan bir elementtir. 1% oranında bulunduğu zaman çeliğe hava soğutma ile sertleşme özelliği kazandırır.
Nikel: Paslanma ve aşınmayı önler çeliğe güç ve katılık sağlar.
Silikon: Üretim esnasında çeliğe ilave edilir, bu tıpkı manganezde olduğu gibi çeliğin mikro yapısının düzgün olmasını ve güçlenmesini sağlar.
Tungsten: Çeliğe direnç kazandırmanın derecesini artırır, şayet krom ve molibden ile birlikte çok ayarlı bir şekilde kullanılırsa elde edilen çelik yüksek hızlı çelik olur.
Vanadyum: Direnç ve sertleştirilebilme özelliğine katkıda bulunur mikro yapısı sağlam A sınıfı çeliklerde mutlaka bulunur.
ÇELİKLERİN SINIFLANDIRILMASI
Teknoloji ve sanayinin gelişimi her türlü ihtiyaca cevap verecek şekilde çelik üretimine geçince, üretilen çeliklerin kalitelerini, vasıflarını, ihtiva ettikleri mineralleri ve oranlarını ifade eden, anlaşılır rakam ve numaralar vermek sureti ile çelikler sınıflandırılmıştır. Ve bu tanımlar temel olarak
Amerika : SAE, AISI, UNS, AMS
A.I.S.I : American Iron and Steel Industries - Amerikan Demir ve Çelik Endüstrileri
ASME : American Society of Mechanical Engineers -
UNS : The Unified Numbering System (UNS)
AMS : Aerospace Materials Specifications
Avrupa
1-Almanya : DIN standardı
2- İngiltere : British standardı (BS): bu tanımlama Japon JIS ile uygunluk gösterir.
3-Fransa : AFNOR standardı (Normalisation France) NR harfleri ile adlandırılır.
4-İtalyan : UNI standardı (Nazionale Italiano di Unificazione)
5-İsveç : Swedish standards (SS)
Japon : JIS standardı (Japanese Industrial Standards)
Tanımlama terimleridir.
ÇELİK SERTLİĞİ SINIFLANDIRMASI
Sertlik: bir malzemenin kendisine batmak isteyen kendisinden daha sert bir zeminde basınç etkisine karşı gösterdiği direnç dirençtir ve sertlik olarak bilinir.
Sertlik ölçme metotları ikiye ayrılırlar.
1.Dinamik sertlik ölçme metotları
2.Statik sertlik ölçme metotları
1.Dinamik sertlik ölçme metotları: Belli bir yükseklikten malzeme yüzeyine düşürülen standart sertleştirilmiş bilyenin sıçrama boyuna göre hesaplanır.
2.Statik sertlik ölçme metotları ve değerleri.
Mohs Hardness: - MH
Rockwell Hardness - RH-HR
Brinell Hardness - BH
Vickers Hardness
Knoop hardness
Shore Hardness
Barcol Hardness
MOHS HARDNESS SCALE ( Mohs sertlik değerleri )
1812 yılında Alman mineralci Friedrich Mohs mevcut minerallerin sertliklerini ölçerek bunları sıralamış ve bir liste oluşturmuştur bu sertlikler temel alınarak değişik yapıdaki maden ve maddelerin sertlikleri bu esas tabloya göre tespit edilmektedir.
En yumuşak madde olan talk(pudra) sertliği 1 kabul edilmiş mevcut en sert mineral olan elmasın sertliği ise 10 kabul edilmiştir.
Rockwell Hardness- HR (Hardness Rockwell),
.Rockwell Sertlik Ölçme Metodu
120º Açılı elmas konik uç 1/16″, 1/8″, 1/4″, 1/2″ çaplarında standart sertleştirilmiş bilye uçlar kullanılır. Uygulanacak yük 150,100,60kğ dır.
Uygulanan yükün etkisiyle malzemede meydana gelen iz derinliğini uygulanan yüke oranlaması ile Rockwell sertlik değeri bulunur. İki tür Rockwell sertlik ölçme cihazı vardır.
1. Standart cihaz: Yukarıda belirtilen uçlar ile 150.100.60 kg yükler uygulanır. Sert karbürlerin sertlik ölçmesinde ise 120º elmas uç kullanılır.
2. Yüzeysel cihaz: Çok ince parçalar ile yüzey sertleştirilmesi yapılmış parçaların kabuk sertleştirilmesinde kullanılır. Uygulanan yük 15, 30, 45 kg arasında değişir.
Rockwell önce her türlü element, maden, alaşım plastik ve diğer maddeleri sertliklerine göre ve alfabetik harfleri kullanarak sınıflandırmış ve bunların sertliklerini ölçerek en sert madde olan elmasın sertliğini 100 kabul ederek bunların değerlerini tespit etmiştir. Adlandırmada önce hard kelimesinin baş harfini (H) sonra kendi adının baş harfini® sonra alfabetik sıralamadaki harfi ( A – Z ) yazmış en sonuna da 100 üzerinden ölçtüğü değeri koymuştur. HRB 60 veya HRC 65 gibi. Bıçak çelikleri Rockwell’in C sıralamasında ve 55 ile 65 arasında değişen sertliklerde olur.
Rockwell’in alfabetik sıralaması.
• A Sertleştirilmiş karpit, ince çelik ve sertleştirilmiş çelikten sığ kâse
• B Bakır alaşımları, yumuşak çelikler, alüminyum alaşımları dövülgen demir. V.s.
• C Çelik, sert demir döküm, döküm çelik titanyum, sertleştirilmiş çelikten derin kâse ve B100 den daha sert olan diğer materyaller.
• D İnce çelik, sertleştirilmiş çelikten orta boy kâse, sertleşmiş dövülgen demir.
• E döküm demir alüminyum ve magnezyum alaşımları yatak metalleri.
• F sertleştirilmiş bakır alaşımları ince yumuşak metal levhalar.
• G fosforlu bronz, berilyumlu bakır, dövülgen demir.
• H Alüminyum, çinko, kurşun.
• K, L, M, P, R, S, V yatak metaller ve diğer yumuşak ve ince plastik gibi maddeler.
KARBON ( PASLANABİLİR ) ÇELİKLER:
Geleneksel olarak bıçaklar karbon çeliğinden yapılır. Genellikle bıçak yapımında kullanılan çelikler 0,5% karbon ihtiva etmelidir bu orana sahip çeliklere yüksek karbonlu çelik denir. Karbon çeliği dövülerek ve taşlanarak kolayca şekillendirilir ve ısı çalışması ile yüzey sertliği verilerek çeliğe harika bir keskinlik kazandırılır. Çeliğin sertliğinin kontrol altında olması çeliğin ısı görmesi ile olur. Ustaların çeliği tavlama ve soğutma ayarları sayesinde çeliğin sertliği ile sağlamlığı arasında denge oluşur. Çeliğin üzerine kazandırılacak sertlik, çeliği kırılganlaştıracak ya da zor bilenecek hale getirmemelidir.
Bazen bıçak ağzının keskinliği için ayrı bıçak sapı bölümünün sağlamlığı için ayrı ısıtma işlemi ile yapılabilir. Çok katlı, sert çelik çekirdeğine sahip olan çeliklerde sert bölümün keskin kenara uzanması üstteki dayanıklı katmanların düzgün sıralanmasını sağlamak için bu farklı ısıtma işleminin yanında mekanik işlemlerde uygulanır.
Bunun bilinen en iyi örneği samuray kılıçlarıdır. Japonlar değişik sertlik vermek için bazı çelik katmanlarını killi çamurla kapatarak ısıtma ve su verme işlemi yaparlar.
Çeliğin yapısı üzerinde etkili olan diğer bir uygulama ise düşük ısı uygulamasıdır.
Buna Cyrogenik çalışma denir. Bu işlem çeliğin sıvı nitrojenle dondurulması ile olur, bu sayede çeliğin yapısı sağlamlaştırılır.
Akılda kalması gereken en önemli konulardan biri ise çeliğin kullanıma uygun şekilde tasarlanmış olmasıdır. İnce, batıcı kama şeklinde bir bıçağı deri yüzme işinde kolayca kullanamazsınız.440 A çeliklerinden yapılan bıçaklar düşük karbon oranlarına sahip olduğu için küçümsenir fakat tuzlu su dalgıç bıçakları için en ideal çeliktir. Yüzme bıçakları için 5160 idealdir. Sağlam bir keskinlik için düşünülen çelik 52100 olur. Bunun kadar önemli olan bir diğer konu ise ısıtma işlemidir. İyi bir çelik kötü ısıtma işlemi ile kırılgan hale gelebilir.
0–1 ÇELİĞİ: Döverek bıçak yapan ustalar tarafından çok sevilen ve meşhur olan bir çeliktir, çabuk paslanmasına rağmen mükemmel keskinlik sağlayan sağlam bir çeliktir. Randall bıçakları bu çeliktendir.
10 serisi çelikler – 1095 ve ( 1050.1060.1070.1084 ) bu seri çelikler tamamen kasap bıçakları için uygundur. Bu rakamların son iki sırası çeliğin ihtiva ettiği karbon oranını gösterir, 1095 en meşhur bıçak çeliğidir. Bu seri arasında karbon oranı en çok olanı ve en dayanıklısıdır. Kısa bıçakların yapımında tercih edilir.
Kılıç yapımında çoğunlukla tercih edilen çelik 1050 ile1060 dır.
1095 çeliği 0.95% karbon ve 0.30% manganez içerir, çok iyi ve sağlam keskinlik tutan, basit, ucuz, kolay paslanan bir çeliktir. Kabar’s bıçakları bu çelikten ve siyah kaplamalı olarak imal edilmektedir.
W–1 ve W–2 Çeliği: içeriğinde uygun oranda 0.10 % ve 0.20% Vanadyum bulundurdukları için sert ve iyi keskinlik sağlayan çeliklerdir. W–1 de daha az vanadyum bulunur.
Carbon V: Cold Steel firmasının isimlendirdiği bir çeliktir. Bir tek cins çeliğin adı değildir, 1095 ile 0 1 çeliğin özelliklerine sahiptir. Yapılan kıvılcım testlerinde bazı üretimlerinde 0170–6 – 50100-B çeliklere ait özellikler görüldü.
0170–6 – 50100-B: Çelik üreticilerinin 0170–6 isimlendirdiği AISI Amerikan Demir ve Çelik Endüstrileri ise 50100-B adlandırdığı çeliktir. İyi bir krom –vanadyum çeliğidir 0 -1 ile benzer özellikler gösterir, biraz pahalıdır.
A – 2 Çeliği: mükemmel hava soğutmalı takım çeliğidir, sağlamlığı ve iyi keskinlik koruması ile bilinir. Dövüş ve savaş bıçaklarında en çok tercih edilen çeliktir.
L- 6 Çeliği: çok sert iyi keskinlik tutan kolay paslanan bir bant testere çeliğidir.
0 -1 gibidir demir dövücülere uygundur, bakımını iyi yaparsanız, özellikle dayanıklığı açısından kasap bıçakları için en ideal çeliktir.
M–2 Çeliği: çok yüksek ısılarda bile paslanmaz çeliklerden daha iyi sertliğini ve keskinliğini koruyan fakat kolay paslanan bir yüksek hız çeliğidir. Mükemmel keskinlik sağlar.
5160 Çeliği: Demir dövenler için meşhur bir çeliktir Sertleştirilebilmesi için krom ilave edildiğinden makas çeliği, yay çeliği olarak ta bilinir ve iyi keskinlik sağlar en çokta
L–6 gibi sağlamlığı ile tanınır. Karbon oranı 0.50 olanı çoğunlukla kılıç yapımında kullanılır. Karbon oranı 0.60% ve daha üstü ise bıçak yapımında kullanılır.
52100 Çeliği: Bilye çeliği denir fakat sadece demir dövenler tarafından kullanılır,5160 ile benzerlik gösterir fakat karbon oranı daha fazladır 1.00% 5160 nazaran daha iyi keskinlik sağlar fakat sertliği biraz zayıftır. Av bıçaklarının yapımında kullanılır.
D–2 Çeliği: yarı paslanmaz çelik olarak adlandırılır. Krom oranı 12% olmasına rağmen paslanmaz çelik seviyesinde değildir lekelenmeye karşı diğer karbon çeliklerine nazaran daha dirençlidir. Yukarıdaki çeliklere nazaran sertliği biraz az olmasına rağmen mükemmel keskinlik sağlar. Bob dozier bıçakları bu çeliktendir.
Vascowear Çeliği: bulunan en sert çeliktir, yüksek oranda vanadyum içerir. Bu çelikle çalışmak aşırı zordur. Kullanımı yoktur.
PASLANMAZ ÇELİKLER
Çatal bıçak endüstrisinde Krom oranı 13.00% üzerinde olan çelikler paslanmaz çelikler olarak kabul edilirler. Bu gün çoğu bıçaklar şekillendirilmeleri ve bilenmelerinin zorluğuna rağmen paslanmaya karşı dirençli olmaları yapısı ve keskinliğini uzun süre muhafaza etmeleri nedeniyle çeşitli paslanmaz çeliklerden yapılmaktadır.
420: Düşük karbon ihtiva eder karbon oranı 0.50% den azdır, oldukça yumuşaktır ve iyi keskinlik sağlamaz çoğunlukla dalgıç bıçaklarının yapımında kullanılır paslanmaya karşı çok dirençlidir. Geniş maksat kullanım bıçakları için iyi bir seçimdir.
440 A 440 B 440 C Karbon oranları A 0.75% B 0.90% C 1.20% Karbon atomları ve diğer önemli elementlerden oluşan 440-C, yüksek teknolojinin mucizevi bir çeliğidir. Özellikle av bıçaklarının üretiminde mükemmel sonuçlar ortaya çıkarmaktadır. Çeliğin kalitesi, mekanik özelliklerinin kıyaslanmasıyla anlaşılabilir. Bu özellikler, çekme direnci (19685 kg/cm2), esneme direnci (18965 kg/cm2), kayma direnci (5 cm.de %3), sıkışma, darbe direnci (2,8 cm2gm) ve sertlik 58 RHC (Rockwell birimiyle). Molibdenium ve Vanadyumun varlığı ve miktarı, malzemenin birinci sınıf olmasını sağlar. Molibdenium, yüzden çeliğin ortasına kadar homojen bir sertlik sağlar. Bunun yanı sıra, çeliğin korozyona, daha yüksek çekme ve sıkıştırma gerilimlerine, daha yüksek sıcaklıklara dayanıklı olmasını sağlar ve çeliği sertleştirir. Öte yandan, Vanadyum karbid oluşumunu hızlandırdığı için çekme direncini arttırır.
Av-Kamp’ın da kullandığı 440-C alaşımı, A.I.S.I (American Iron and Steel Industries - Amerikan Demir ve Çelik Endüstrileri) tarafından bir standart olarak kabul edilir. Buna ek olarak, Türkiye’de standartları belirleyen TSEK (Türk Standartları Enstitüsü Kurumu), bu alaşımı, çalışmalar sonucunda 22.01.1992 tarihinde av bıçakları için 25.03.1992′de de doğa koşullarında kullanılan bıçaklar için bir standart olarak kabul etti. Rockwell sertlik testi, çeliğin sertliğini belirlemek için en sık kullanılan testtir. Çeliğin izotopik olup olmadığı, yani homojen bir sertliği olup olmadığı, en önemli sorulardan birisidir. 58 RHC, istenilir bir sertlik düzeyidir. Rockwell sertlik testleri, amaçları dayanıklılık ve mükemmellik olan firmalar tarafından kullanılır. Bu testin bıçağın yüzeyinde kırmızı bir çıkartmayla sembolize edilmesi üzerinde uluslararası uzlaşma sağlanmıştır. İstenen tüm vasıflara sahip ve ücretinin hakkını yüz güldürecek şekilde karşılayan 440-C çeliği, birçok el yapımı ve seri üreticiler tarafından kullanılmaktadır. Bir çeliğin cerrahi çeliği olarak adlandırılması anlamsızdır, sadece cerrahi aletlerinin üretildiği özel bir çelik yoktur.
425 M -12C37: Her iki çelikte 440 A ile benzerlik gösterir 425 M (0.50% karbon) Buck knifes bu çeliği kullanır.12C37(0.60% karbon) İskandinav ülkeleri olan Fin ve Norveç bıçaklarında kullanılır.
AUS – 6 AUS - 8 AUS – 10 (aka 6A 8A 10A) : Japon paslanmaz çelikleridir.
Kabaca 440A - (AUS–6 0.65%karbon) - 440B (AUS -8 0.75%karbon)
440C-(AUS-10 1.10%karbon) ile kıyaslanabilirler.
Al Mar. Bıçakları AUS–6 çeliğini, Cold Steel bıçakları AUS–8 çeliğini kullanırlar.
AUS–10 440-C ile aynı karbon oranına sahiptir fakat krom oranı biraz azdır. Bu paslanma direncini biraz azaltır ama sertliği 440 C den biraz fazladır.
GIN–1 aka G–2 A: ATS-34 Çeliğinin çok az eksik karbonlusu, biraz fazla kromlusu ve molibdeni oldukça az olan çok iyi bir paslanmaz çeliktir.
Spyderco bıçaklarının çoğunlukla kullandığı malzemedir.
ATS–34 - 154-CM: Şu andaki en son ve yeni üründür.
154-CM Orijinal Amerikan sürümüdür. Yüksek kalite standardında bıçak yapan bıçakçıların uzun bir zamandır bulamadıkları bu çeliği son zamanlarda bulmak mümkün olacaktır. Hitachi ürünü olan ATS-34 Çeliği her yönü ile 154-CM. aynısıdır, ve birinci yüksek kalite paslanmaz çeliktir. Normal sertlikte olanları 60HR dir, çok üstün keskinlik sağlar ve bu sertliğe rağmen sağlamlığı ve dayanıklığı çok iyidir.
Paslanma direnci 400 serisi kadar değildir. El yapımı bıçak üreticileri ve birkaç tanınmış seri üretim yapan yerler (Buck Cep Bıçakları) ATS–34 Çeliği kullanırlar Spyderco kaliteli ürünlerinde kullanır, Benchmade bıçakları da üretimlerine bu çeliği katmıştır.
ATS - 55: ATS-34 İle benzerlik gösterir, fakat alaşımından molibden kaldırılmış ve bazı diğer elementler katılmıştır, bu çelik hakkında henüz tam bilgi yoktur. Molibden yüksek hız çelikleri için uygun olmasına rağmen bıçak çeliklerinin yüksek hız özelliğine ihtiyacı yoktur. Bu yüzden pahalı bir madde olan molibdenin olmaması çeliğin fiyatına olumlu katkı sağlamış ve çeliğin performansını azaltmamıştır.
Çeliğin keskinlik tutuşu ve dayanıklığı ATS-34 ile aynıdır. Spyderco bu çeliği kullanmaktadır.
BG–42: Bob Lovelles’in ATS-34 çeliği üzerinde yaptığı değişimle elde ettiği bu çeliğin ATS-34 ne kadar benzese de iki büyük farkı vardır. Bu çelikte ATS-34 dün iki katı Manganez oranına sahiptir, ayrıca BG-42 de 1.10% Vanadyum vardır. ATS-34 de vanadyum yoktur. böylece BG–42 ATS-34 den daha iyi keskinlik sağlar.
Bıçak ustası Chris Reeves ATS-34 üretimlerini BG-42 ile değiştirmiştir.
CPM T440V - CPM T420V:ilk ağız açımı ve bileme işi çok zor olmasına rağmen bu iki çelikte mükemmel keskinlik sağlar hatta ATS-34 den daha iyidir çünkü bu çelikler yüksek vanadyum içerirler. Spyderco en azından bir modelinde CPM T440V kullandı
( Sayın Üstad Kemal Elitemiz'in araştırma ve bilgilerinden alınmıştır. )
![[Resim: bc2.jpg]](https://i.ibb.co/0hkd8bf/bc2.jpg)
|
|
|
| Alev Alatlı'nın Yazısı |
|
Yazar: ceycey - 20-02-2024, 11:04 - Forum: Bireysel Silah Edinme Hakkı
- Yorum (11)
|
 |
Bu ay başında kaybettiğimiz değerli yazar Alev Alatlı'nın bireysel silahlanmayla ilgili yazısı:
“İyi düzenlenmiş bir Milis, özgür bir Devlet’in güvenliği için şart olduğundan, halkın silah bulundurmak ve taşımak hakkı ihlâl edilemez.”
Amerikan Anayasası
“Türkiye gibi yılda 3 bin kişinin ateşli silahlarla öldürüldüğü bir ülkede...” diye başlayarak, toplumuzun şiddet düşkünlüğüne gönderme yapan ahkâma girişmeden önce, Sevgili Kardeşim, dur bir pırtık. Dur, çünkü, ateşli silâhlardan kaynaklanan “3 bin ölüm,”(1) örneğin, karayolu trafik kazalarından kaynaklanan 137 bin ölümle(2) kıyaslandığında, 70 milyon nüfuslu Türkiye’ye “maganda kurbanları kabristanı” yakıştırmasını mesnetsiz bırakır.
“Milyonu bulan ruhsatlı silah taşıyıcıları” ile Türkiye’nin "bireysel silahlanma cenneti" olduğu hükmünü dillendirmeden önce de, dur bir pırtık. Dur, Sevgili Kardeşim, çünkü, ahkâmına mesnet aldığın “1 milyon” sayısı, her 100 kişiye 1,4 silâh düştüğünü söyler ki, bu rakam Avrupa Birliğini oluşturan onbeş ülkede 17,4; Avrupa Birliği birincisi barışçıl Finlandiya’da 36’dır. Bölgemizde, Yemen’de, ki kendileri bireysel silahlanmada dünya ikincisidirler, 39; ABD’de 96, (3) yani adam başına bir silâhdır. Diyeceğim, rakamlar ülkemizin “silahlanma çılgınlığına” kapıldığı ahkâmını mesnetsiz bırakır.
“Meclis çatısı altında bir milletvekilinin diğerine kurşun sıkıp öldürdüğü bir ülke...” diye başlamadan önce de dur, bir pırtık. Dur, çünkü, “ideolojik veya siyasi nedenlerle katledilen önemli insanlar” natamam-listelerinde(4) Fransa’nın 19, Almanya ve İngiltere’nin 13, İtalya ve ABD’nin 20’şer maktulle yeralmaları,(5) İsveç’in başbakan ve dışişleri bakanı(6) düzeyinde temsil edilmiş olması, ülkemiz Bakanlar Kurulu salonuna yakıştırılan “vahşi batıda bir şerif odası görüntüsü” benzetmesini de mesnetsiz bırakır.
Sayın Gönül’ün ve silah hediye ettiği “koruma ordusuyla gezen bakanların silah tutkusunu... Freud'a atıf yaparak, ‘silahın erkeklik organının bir simgesi olarak görüldüğü’” üstenciliği ile açıklamaya kalkışmadan önce de dur, bir pırtık. Aynı Freud, “Silâh korkusu cinsel ve duygusal olgunluk noksanına işaret eder”(7) diyen adamdır. Freud haklıysa, bakanların silâh taşımalarının “topluma ve kendine güvensizlikten” kaynaklandığı şeklindeki ahkâm da mesnetsizdir.
“Silahını da organı gibi hem ödüllendirme hem cezalandırma için kullanan erkeklerin ülkesi burası. Nasıl gerdeğe de, tecavüze de aynı ‘silah’la giriyorsa, takımını kutlamak için de, lanetlemek için de kurşun sıkabiliyor...” diyerekten, Türk erkeklerini dünyadaki hemcinslerinden soyutlayıp, istenmeyen özel nitelikler atfetmeden önce de dur, bir pırtık. Dur çünkü, futbolda saldırganlık oyunun kendisi kadar eskidir. O kadar eskidir ki, daha 1314’de, İngiltere Kralı İkinci Edward, maçlarda çıkan müteessif olayları önlemek için futbolu yasaklamak zorunda kaldıydı! Çağdaş medeni dünyaya gelince: 1982 UEFA kupasında ölen seyirci sayısı 340; 1985 Brüksel Dünya Kupasında İngiliz erkeklerinin verdikleri zayiat 39; Arjantin’de 2002 futbol sezonunda 5. Arada ölen düzinelerce taraftar vakayı adiyeden sayıldığından, bahsetmiyorum. Bize gelince, gelmiş geçmiş en kanlı olayımız, 2000 UEFA yarı-final maçında iki İngilizin ölümüyle sonuçlanan trajedidir ve nedeni maktullerin rakip takım taraftarları olmaları değil, terbiyesizlikleriydi.
Öte yandan, “Meclis'te ya da Kabine'de daha fazla kadın olması oraları maçoluktan kurtarmaz; bunun için Bakanlar Kurulu salonunu vahşi batıda bir şerif odası görüntüsünden çıkarmak daha inandırıcı olur” telkini de dur bir pırtık uyarısını hak etmektedir. Çünkü, “Vahşi Batı” bir Holywood kurgusu olmasının dışında, Amerikan toplumunun “Silâhlı adam vatandaş; silâhsız adam ise tebadır”(8) anlayışını simgeler. Bu anlayışa göre, “Halkın silâh taşıma hakkını elinden alırsanız, köleleştirirsiniz”(9) ve “Sadece vatandaşlarından korkan yönetimler onları kontrol etmeye/silâhsızlandırmaya/ kalkışırlar.”(10)
Anglo-Amerikan hukukunda “bireysel silahlanma,” yaşama hakkı, düşünce ve vicdan özgürlüğü gibi temel “insan hakları” ndan (11) sayılır; 12.yüzyılda İngiltere Kralı İkinci Henry’nin esir ve kölelerin dışındaki tüm vatandaşların savunma amacıyla silâh taşımalarını emretmesine uzanır. 1689 İskoç ve İngiliz İnsan Hakları Beyannameleri, (12) halen yürürlükte olan Kanada ve ABD Anayasalarının teminatı altındadır;(13) yönetim ve/veya özel kuruluşlar bireysel silahlanmayı hiçbir gerekçeyle yasaklayamazlar. ABD’nin “Kurucu Babalar”ının bu tutumlarının nedeni, İngiliz sömürge ordusuna başarıyla karşı koyan ademi merkeziyetçi (anti-Federasyoncu) milislerin sivillerin denetlemedikleri bir ordunun zaman içinde demokrasiyi ve sivil özgürlükleri tehdit etmesinden korkmaları ile açıklanır. “Merkezi hükümetin bir diğer gücü de silahlı kuvvetlerdir... /ancak/ Avrupa’daki krallıkların hemen hepsinde olduğu gibi, silahlı kuvvetlerin etkili olabilmesi, halkın silahsızlandırılması ile kaimdir. /Oysa/ Amerika’daki en üstün güç bile kılıç zoruyla haksız yasalar dayatamaz; çünkü halkın bütünü silahlıdır ve Birleşik Devletlerde şu ya da bu bahaneyle oluşturulacak herhangi bir /merkezi/ nizami kuvvetten daha güçlüdür.”(14)
Günümüzde bu anlayışın uçtaki bir özetini “vatandaş” Edward Abbey’in şu cümlelerinde görebiliriz: “...Demokrasinin silâhı tüfektir. Tüfekler yasaklandığında, sadece yönetim silahlı olacak demektir. Sadece polis, gizli polis ve askerler; yani yöneticilerimizin paralı hizmetlileri. Sadece yönetimimiz ve birkaç kanun kaçağı. Kendi adıma ben o kanun kaçakları arasında olmak niyetindeyim.” Abbey’den daha esprili olan Amerikalılar da var: “Eldeki tüfek, telefondaki polisten iyidir.” Ya da “Kriminaller silahsızlandırmaya bayılırlar, işleri kolaylaşır.” Ya da, “Saldırı, bir davranış biçimidir, cihaz değil.” Bunlar da daha bir “filozof”ça konuşanlar: “Tehlikeli silâh yoktur, tehlikeli adam vardır”(15) “Vatandaşların silâh taşıma hakkı, keyfi yönetimlere karşı bir güvencedir. Şimdilerde Amerika’da söz konusu değilmiş gibi duran ancak her an mümkün olduğu tarihin tasdikinde olan despotizme karşı bir diğer önlemdir.”(16) “/silahsızlanmada/ fayda olduğu düşüncesi yanlıştır.../çünkü/ insanoğlunu yaktığı için ateşten, boğduğu için sudan mahrum bırakmaya benzer; kötülüğe çare olmaz, özgürlüğü yok etmekle kalır...Suç işlemeğe niyeti ya da eğilimi olmayanları silahsızlandıran yasalar...cinayetleri önlemeye değil teşvik etmeye yararlar, çünkü silâhsız bir adama saldırı, silahlı bir adama saldırıdan çok daha kolaydır.”(17) “Sürgit acımasız saldırılara uğrayan bir adama kendisini savunmamasını öğretmek suçtur. Tabanca ya da tüfek sahibi olmak yasaldır. Bizler yasalara saygılı olmaya inanırız.”(18) En çarpıcılarından birisi de, geçtiğimiz aylarda bireysel silahsızlanmayı savunan Economist dergisi editörüne gelen bir okuyucu mektubu: “Bağdat halkı, Amerikan kıtalarını Irak’ın yasal düzenini darmadağın etmekle suçluyor. Çözüm basit... protestocuları Irak’ın dört bir yanında tepelenmiş silâh yığınlarına yönlendirin, herbirine bir adet Kalaşnikov, 30 salvoluk mermi verin ve kollarına üzerinde fosforlu harflerle Arapça ve İngilizce ‘Mahalle Nöbetcisi’(19) yazan bir kolluk takın, ‘Yallah...burası sizin şehriniz, sorunu kendiniz çözün, bizi de işler çığırından çıkmadıkça aramayın!’ deyin. Böyle yaparsanız bir anda Iraklılara yağmacıları durdurma imkânı tanımış olur; adamları yeni Baasçılara karşı donatır, geleceklerini kendi ellerine almalarını sağlar, koalisyonun Irak’ı kurtarmakta ciddi olduğunu gösterirsiniz. Silâhlar bir takım rezillerin eline geçmez mi? Elbette, geçer ama onlar zaten silâhlıdırlar. Ne var ki, bu defa her bir kötüye karşı normal bir yaşam isteyen, bu kabusu bir daha görmek istemeyen bir düzine silâalı Iraklı olacak ve bu insanlar dileklerini mahallelerinde dolanan serserilere ellerinde bir Kalaşnikov olduğu halde anlatabileceklerdir. Mademki Iraklılar artık özgürlüğün tadını aldılar, bırakın bu rezilleri onlar halletsin. Siyasi güç dediğiniz, bir tüfeğin namlusundadır...öyleyse bırakalım, herkesin bir tüfeği olsun.”
Bizim geleneğimize gelince, Amerikalılarınkinden uzlaşmaz boyutlarda farklı mıdır? Durup, bir pırtık düşünmek lâzım. Malum olduğu üzere, 15.yüzyıldın ikinci yarısından 16.yüzyılın sonuna kadar Osmanlıların seferber edebildikleri 300 000 kişilik kuvvettin sadece 25 000’i muazzaf (profesyonel) askerler teşkil eder, Osmanlı ordusunun asıl bölümünü Eyalet Askerleri olarak bilinen taşra milisleri oluştururdu. Eyalet Askerleri, genelde kılıç, ok, hançer vb.ile donanmış atlılardı ve kendilerine tahsis edilen toprakları (Tımar) korurlardı. (Yeri gelmişken, at-avrat-silâh üçlemesindeki “avrat,” burada eş ve aile anlamındadır; Batı dillerinde “triad” ya da “hendiatris” olarak bilinen, örneğin, Almanca "Wein, Weib und Gesang" yada İsveçce “"Vin, kvinnor och sång" yani şarap-kadın-şarkı üçlemesinin ima ettiği maço sefahati yansıtmaz.) Ateşli silâhların keşfi ile birlikte tüfek ve tabanca kullanmaya başlayan Eyalet Askerleri, Amerika’daki milis kuvvetlerini anımsatan birimlerdir. Federal orduya benzeyen yapılanma ise Kapıkulu Askerleri olarak bilinen, doğrudan padişaha bağlı seçkin birliklerdir ki, Yeniçeriler ve Sipahiler bu sınıflandırmaya dahildirler. Sayılarının 10-12 000 civarında olduğu kaydedilen Sipahilerden her birisi 2 ilâ 6 atlı bulmak, eğitmek ve silahlandırmakla yükümlüydü. Bunlardan başka yaya Başıbozuklar ve atlı Akibiler vardı. Gayri-nizami bir güç oluşturan bu askerlere maaş verilmez, geçimlerini ganimetten sağlamaları beklenirdi ki, bunlar da “Vahşi” daha doğrusu “Yaban Batı”nın verimli topraklarına, Kaliforniya’nın altınlarına hücum edenleri anımsatırlar.
İşaret etmeye çalıştığım şu: bireysel silahsızlanma “hümanist” bir tercihten öte, ülkenin güvenliğini ilgilendiren bir konudur. Bu çerçevede “Sayın Bakanlar! Lütfen silahlarınızı bırakın! Elinizi başınıza koyup düşünün! Sonra görevinizi teslim edin!”(20) noktasına gelmeden önce üzerinde uzun uzun ve uzman bilgileriyle donanmışlar tarafından tartışılması gerekir. Umut Vakfı’nın acılı mütevellileri fonlarını bu konuda tarafsız ve şeffaf araştırmalara yönlendirirlerse, ülkemize büyük iyilik yapmış olurlar. Ola ki, Economist okurunun sözlerinde bir gerçek vardır: “Hitler, Stalin, Mao, Pol Pot, /Saddam/ tarafından katledilmiş milyonlar, böylesine sessizce boyun eğmezlerdi eğer cinayetleri önleyebilecek imkanları olaydı. Bu adamların meczup olmaları bizi asrımızın temel doğrusunu teslim etmekten alıkoymamalı...”
(1) 3 bin/70 milyon = 0,0000429
(2) Tam rakam, 2006’da 137,409; 2000’de 119,374, ki, bu, sadece kaza anındaki ölümleri kapsar. Gerçek rakamın 270 bin civarında olması beklenir. Bkz. Karayolları ve Yol Güvenliği Araştırma Enstitüsü istatistikleri
(3) Birleşmiş Milletler, “Small Arms Survey 2003”
(4) “Incomplete List of Assasinated People” Wikidepia
(5) 1960’dan bu yana
(6) Sırasıyla Olof Palme, 1986; Anna Lindh (2003)
(7) “A fear of weapons is a sign of retarded sexual and emotional maturity.”
(8) “An armed man is a citizen. An unarmed man is a subject.”
(9) “When you remove the people's right to bear arms, you create slaves.”
(10) “Only a government that is afraid of its citizens tries to control
them.”
(11)“God given right to bear arms”
(12)Scottish Claim of Right, English Bill of Rights
(13) “Second Amendment” (İkinci Bölüm)
(14) Noah Webster
(15) Robert A. Heinlein
(16) Hubert H. Humphrey
(17) Thomas Jefferson
(18) Malcomb X
(19) “Neighbourhood Watch”
(20) Can Dündar, Milliyet 9 Ağustos 07
|
|
|
| ATEŞLİ SİLAHLARIN ve BALİSTİĞİN TARİHÇESİ |
|
Yazar: Sabri - 20-02-2024, 10:45 - Forum: Bakım-Onarım
- Yorum Yok
|
 |
Ateşli Silahların Tarihçesi:
Barut: Ateşli silahların tarihi barutun keşfi ile başlar. Ancak barutu kimin ve ne zaman keşfettiği bilinmemektedir. Prof.J.K.Partington milattan sonra bin yıllarından önce Çinlilerin güherçile esaslı barut kullandıklarını bildirmekte ise de 12. yy’da İspanya’da Müslüman Endülüslerin kolayca tutuşabilen tozlarla uğraştığı göz önüne alındığında bu tozların Çin’e Kuzey Afrika üzerinden müslüman tüccarlar tarafından götürüldükleri görüşü daha ağır basmaktadır. Çin’de barut hakkındaki ilk yazılı belgeye bu tarihten sonra rastlanmıştır. 1776 yılında Doğu Hindistan Şirketi tarafından eski Sankritçe yazılarının çevrilmesi ile barutun Hindistan’da beşyüzyıldır bilindiği ortaya çıkmıştır. Tüm tartışmalara rağmen barutun önce kimler tarafından bulunduğu ve hangi amaçla kullanıldığı tam olarak açıklanamamıştır.
Karabarut: İnsanlığın bildiği en eski patlayıcı, karabaruttur. 13. yy’dan beri Avrupa’da bilinmekte ve kullanılmaktadır. O zamanlarda %15 mangal kömürü, %10 kükürt ve %75 güherçile (potasyum nitrat) karışımından oluşmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde ilk kullanılan barut %15,6 kömür, %10,4 kükürt ve %74 güherçile içeren karışımdı. Bu tür barutta güherçile yanıcı, kömür ve kükürt ise yakıcıdır. Kapalı yerde çabuk yanıyor ve patlıyordu. Bu karışım 16. yy ortalarına kadar ‘’Serpentine’’, bu tarihten sonra ‘’Corned’’ olarak biliniyordu. Bu toz birden patlayarak sıklıkla kazalara sebebiyet veriyordu. Karabarutun birçok modifiye edilmiş şekilleri geliştirildi.
Dumansız Barut: Karabarut fazla duman çıkarması ve artık oluşturması sebebiyle yerini dumansız baruta bırakmıştır. Tek veya çift bazlı olabilir. Dumansız barutun temel maddesi nitroselülözdür. Tek bazlı türünde baz nitroselülöz, çift bazlı türünde baz nitroselülöz ve nitrogliserindir. Nitroselülöz uygun çözücülerle homojen katı bir maddeye dönüştüğü zaman sadece yüzeyel olarak yanar ve ani patlama göstermez. İtici etkisinden dolayı tercih sebebi olmasına yol açmıştır. Nitroselülözün üretiminde ilk adım nitrik asit ile selülöz elyafın birleştirilmesidir. Bu şekilde meydana gelen selülöz nitrat, karbon monoksit, karbondioksit, nitrojen, hidrojen ve buhar meydana getiren patlayıcı bir maddedir. Dumansız barutlu silah ateşlendiğinde yara etrafındaki is’in rengi daha az dikkat çekicidir. Yandığı zaman hacminin 900-1000 misli patlama gazı meydana getirir. Tarihi açıdan dumansız barut ilk önce av tüfekleri için geliştirilmiştir. Harrison’a göre dumansız barutun av tüfeklerinde ilk defa başarılı bir şekilde kullanımı 1864’de Prusya Ordusunda Yüzbaşı E.Schultze tarafından gerçekleştirilmiştir. Berg ise, ilk kullanımın Fransa‘da 1884’de M.Vieille’ye ait olduğunu söylemektedir. Bundan 3 yıl sonra Alfred Nobel, %40 nitrogliserin ve %60 nitroselülöz birleşimi ile birlikte ‘’Ballistite’’ diye adlandırılan dumansız barutu icat etmiştir. Bundan sonra seri halde kısa namlulu silahlar yapılmaya başlanmıştır. Tüm bunların yanında yarı dumansız baruttanda söz edilebilir. Genellikle %85 karabarut ile %15 dumansız barutun karışımıdır ..
1900’lü yıllara gelince çoğu askeri tüfeklerde dumansız barut kullanılmaktaydı. Amerika Birleşik Devletleri’nde E.I.duPont deNemours Şirketi başlıca dumansız barut imalatçısıydı. Onların imal ettiği barutlarda esası teşkil eden madde sadece nitroselülözdü. 20. yy’ın başlarında Hercules Barut Şirketi, nitrogliserin ve nitroselülözden oluşan çift bazlı dumansız barutu imal etti. Dumansız barut giderek yaygın bir şekilde kullanılmaya başladı. Bunun nedeni dışardan ilave bir oksijen gereksinimi olmaksızın, silahın bir bölümünde yanmasına olanak sağlayacak yeterli oksijeni, bunun bileşenlerinin ihtiva etmesiydi. Silah içinde barut tutuşturulduğunda, oluşan ısı ve gaz, basıncı arttırarak daha fazla ısı, yanma ve patlamaya yol açıyordu. Tarihsel olarak gelişimini ve etkisini arttıran baruta benzer şekilde, ateşli silahlarda da bir aşama görülmüştür. Bu aşamalar daha çok ateşleme sistemlerinde, namlular ve mermilerde gerçekleştirilmiştir.
A-Ateşleme Sistemleri:
*El topu (14.yy): Büyük toplarda kullanılan sistem daha küçültülmüş ve elde taşınabilir kaba silah şeklinde kullanılmaya başlanmıştır. Bunlar basitçe bir ucu açık demir veya pirinçten yapılı borulardan oluşuyordu. Kapalı ucunda bir deliği vardı. Bu
boruların uzunluğu 23cm. Civarındaydı. El topunun ateşlenmesi için yanan bir çubuk, akkor haline getirilmiş demir parçası veya bir kor parçası kullanılmıştır.
*Kibrit ile ateşleme sistemi (1450): El toplarındaki sistem biraz daha geliştirilerek ateşleme kibrit ile sağlanmaya başlanmıştır. Bu sistem el topuna benzer özellikler taşıyan silaha özel olarak yanıcı bir cisime batırılmış kordonu, barut ile temasa getiren bir aygıt eklenmiştir. Yine bu dönemde yiv açılma işlemi uygulanmaya başlanmıştır. Yiv’in icadının Almanya veya Avusturya’da olup olmadığı bilinmemektedir. Fakat 1493 ile 1508 yılları arasında ilk kullanılan yivli silahların, Alman imparatoru Maximillan I’in silahları olduğu bilinmektedir.
*Tekerlekli ateşleme sistemi (1517): Johann Kiefuss adında bir Alman tarafından bulunmuş olan bu sistemde, piritten, elle kurulan bir yay vasıtası ile döndürülen, kenarı tırtıklı bir tekerlek vasıtasıyla ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatılıyordu. Bu sistem ateşlemenin daha hızlı ve daha garantili hale getirilmiş bir şekli olmuştur.
*Çakmaklı silahlar (1550-1615): Bu tür ateşli silahlar da evre evre gelişmiştir. 1550 yıllarında ilk türlerine İskandinavya’da rastlanmıştır. Bu silahların ateşleme sisteminde tetik ile düşürülen çakmaktaşı bağlanmış bir horoz, çarpma bölümüne vurmak suretiyle ateşleme kabına kıvılcımlar fırlatırdı. Buna benzer sistemlerden İskandinav tipinde, biraz daha geliştirilmiş çarpma tablası vardı ve ateşleme kabı ile bir ünite olarak birleştirilmişti. En sonunda Fransa’da gerçekleştirilen çakmak sistemi ortaya çıkmıştır. Bu türde en önemli değişiklik ilk modellerde açıkta ve dışta olan ateşleme sisteminin, tüfeğin iç bölümüne yerleştirilmiş olmasıdır. 15. yy’ın sonları ile 16. yy’ın başlarında kavisli yivin kullanıldığına dair kanıtlar bulunmaktadır. 1577 ile 1648 yılları arasındaki dönemde yivli silahlar ilk defa askeri amaçlı olarak Danimarka’da kullanıldılar.
*Hazne dolumlu ateşli silahlar (1776): Ağızdan doldurulan ilkel tüfek yerine bu yılda ilk defa haznesi mermi ile doldurulan tüfekler ortaya çıkmıştır. 1776 yılında İngiliz ordusunda Ferguson markalı ve bu türde ateşli silahlar kullanılmaya başlanmıştır.
*Revolver (1835): 1835’de Samuel Colt ilk revolverinin patentini almıştır. Bu ilk model revolverde top kısmında açılmış birkaç mermi yatağı, ateşlenecek mermiyi namlu hizasına getiriyordu.
*Makineli silah (1884): 2 Mart 1963 tarihli İngiliz Kraliyet Cemiyeti’nin kayıtlarına göre, yarı otomatik silahların prensipleri İngilizler tarafından bulundu. Bununla birlikte yarı otomatik silahların geliştirilmesi 1881 ile 1883 yılları arasında bir Amerikalı olan Hiram Maxim tarafından yapıldı. Amerika Birleşik Devletlerinde, Hiram Maxim tetik basılı kaldığı ve şarjörde mermi bulunduğu sürece silahın geri tepmesi ile dolumu sağlayan ve ateşe devam eden ilk makineli silahı meydana getirmiştir. Bu buluş, savaşlarda oldukça büyük etkiler yapmıştır.
*Otomatik tabanca (1892): Bu tür tabancalara yarı otomatik veya kendiliğinden dolan tabancalar ismi de verilebilir. Her atış için tetiğe ayrı olarak basmak gerekmektedir. Bu tür ilk ateşli silahlar Avusturya’da Schonberger tarafından imal edilmiştir. Ticari olarak ilk başarılı yarı otomatik tabanca Amerikalı Borchard tarafından 1892’de üretilmiştir.
B-Mermilerdeki Gelişme:
İlk mermi (1575): Merminin ilk şekli bugünkü mermilerle pek az benzerlik göstermiştir. Temel olarak, mermi çekirdeği ve yeterli ölçüde barutu içeren bir kâğıt paket şeklinde kullanılmıştır. Bu sistemin avantajı, ateşli silahı doldurmada çabukluk sağlanmış olması ve taşıma işlemi esnasında barut kaybının önlenmesiydi. Daha iyi vuruş gücü ve etkinlik elde etmek için küresel mermi modern mermilere benzeyecek şekilde uzatılarak ağırlık ve vuruş gücü arttırılmıştır.
*Vurma sistemi (1807): Bu sistemi bir İskoç papazı olan Alexander J.Forsyth geliştirmiştir. Bu sistemde patlama özelliği taşıyan bileşikler ince parçalar haline getirilir ve bunlara çarpan bir horoz, bu bileşikleri patlatarak barutu ateşlerdi.
*Çarpma kapsülü (1814): Philadelphia’lı Joshua Shaw, Forsyth prensiplerini kullanarak çarpma kapsülünü geliştirmiştir. Bu kapsülde patlayıcı bir bileşik bulunuyordu. Bu sistem dolma tüfekler için en çok kullanılan ateşleme sistemi olmuştur.
*İğne vuruşu ile ateşlenen mermi (1836): Bu tip mermi Fransa’da Lefaucheux tarafından geliştirilmiştir. Çıkıntılı bir iğne, buna çarpan horoz etkisiyle ateşleme karışımının olduğu kısma girerek, kovanda ateşlemeyi sağlardı. Bu tip mermi, mermi çekirdeği, barut ve ateşleyicinin hepsini bir tek mermide taşıyan ilk mermi modeli olmuştur.
*Çevresel vuruşlu mermi (1845): Fransa’da Flobert tarafından geliştirilmiştir. Bu kovanda ilk ateşleyici bileşiği, merminin arka bölümünde ve çevresinde boş olarak düzenlenmiş kenar kısmına konur. Ateşleme iğnesi veya horozun bu bölüme çarpması sonucunda barutun ateşlenmesi sağlanırdı.
*Merkezi vuruşlu mermi (1858): Bu mermi türünü Morse geliştirmiştir. Ateşleyici taşıyan kapsül merminin arka bölümünde yer alır. Bu kapsüle iğnenin çarpması sonucu kapsül içindeki ateşleyici, barutun ateşlenmesini sağlar. Gerek çevresel vuruşlu mermiler, gerekse merkezi vuruşlu mermiler bugün modern silahların standardı olarak kullanılmaktadırlar.
C-Namlulardaki Gelişme:
Bir ateşli silahın imalat işlemleri sırasında sert bir çelik çubuk, çelik bir namlu haline getirilmek için bir uçtan diğer uca kadar delinir. Ardından namlunun iç tarafı ateşleme işlemi denilen çevrilme ile tam olarak düz hale getirilir. Yivsiz namlu, bu şekilde yapılır ve yuvarlak, küresel kurşun bir mermi bu namludan ateşlenebilir. Bu silahın en büyük dezavantajı kullanılan küresel mermi namlu çapında olsa bile namluya tam olarak uymaz. Yanan barutla oluşan basınçlı gazların önemli bir kısmı küresel merminin kenarlarından ön tarafa geçerek silahın etkinliğini azaltır. 16. yy.da savaşan askerler açısından namlu ağzından silahın doldurulması işleminin kısa bir süre sonra pratik olmadığı görüldü. Bu nedenle namlunun dip kısmından doldurulabilen ve birkaç defa ateşlenebilen silahların yapımına girişildi. Bu sistemde ayrı bölümler önce dolduruluyordu. Daha sonra bu kısım namlu dibine yerleştiriliyordu. Namlu dibinden doldurma konusunda yapılan çalışmalar, bir eksen etrafına yerleştirilen birkaç namludan oluşan bir silahın yapımına yol açtı. 18. yy’ın erken ve orta dönemlerinde savunma için kullanılan bu silahlar heybetli görünümde olan el silahları idi. Bu silahlar 14gr. veya daha fazla ağırlıkta olan bir mermiyi atabilen 15-20cm. Uzunluğunda bir namluya sahiptiler. Bu el silahlarının ilkinde ilk atıştan sonra namlu kısmı el ile döndürülerek daha sonraki atışlar için aşağıdaki dolu bir namlunun pozisyonuna getiriliyordu. Üst üste bir çift namlunun bulunması, ayrı ayrı ve yeniden doldurmaksızın dört atışın yapılmasına olanak sağlıyordu. Orta çağda, 15 veya daha fazla namlusu olan birkaç silah yapıldı. Bununla birlikte bu silahların çoğunda namlu sayısı altıdan azdı. Bunların çoğunda modern tek veya çift namlulu silahların çapının yaklaşık olarak, yarısı kadar olan bir namlu çapı bulunuyordu. Çok sayıda namlusu bulunan bu eski silahlara günümüzde ‘’Pepperbox” denilmektedir. Yanan barutun basınç etkisinden daha fazla yararlanmak için namlunun boyu uzatılmıştır. Ancak burada da bazı komplikasyonlarla karşılaşılmıştır. Mermi taklalar atarak çabucak hızını kaybetmiş ve uzun namlulu silah kullanışsız duruma düşmüştür. Namlulardaki en büyük gelişme namlu içine yiv ve setlerin açılması ile oluşmuştur. İlk kayıtlara 1450 ile 1500 yılları arasında rastlanmıştır. Almanya ile Avusturya’dan çıkarak yayıldığı görülmüştür. Yaygın olarak kullanımı seneler sonra gerçekleşmiş ve şekilleri değişerek günümüze kadar gelmiştir. Böylece mermi, katettiği yolun büyük çoğunluğu boyunca takla atmadan ve sallanmadan yol almaya başlamıştır. Merminin kendi çevresinde dönüşü, namlu uzunluğundan bağımsız olarak uzun mesafelerde bile mermiye etkinlik kazandırmıştır. Namlu içindeki yivler, şu anda genellikle namlunun içerisine bir kere de spiral oluklar açan bir matkap aracılığı ile yapılmaktadır. İşlem sırasında çelik namlunun içerisindeki çok küçük sert parçalar matkabın kesici ucuna zarar vermekte ve bu zararın oluşturduğu iz, bu namlu içersindeki tüm yiv boyunca devam etmektedir. Böylece her yiv oluğu, içerisinde matkabın kesici ucuna uyan bir dizi iz oluşturur. Bu izler matkabın her kullanılışında değişmekte, ayrıca aynı namlu içerisindeki her yivde de değişmektedir. Bu nedenle aynı imalatçı tarafından üretilen iki silah namlusundaki izlerin şeklinin aynı olması mümkün değildir. Böyle bir namludan geçen merminin yüzeyinde karakteristik çizgiler oluşacaktır. Çeşitli gelişmeler sonucunda silahlar, 18. yy’ın son yarısında fonksiyonel açıdan en yüksek duruma ulaştılar. Daha eski modellerde namluların birleştiği kısmın her atışta el ile döndürme zorunluluğu bulunmakta ise de, 1830 yılında Londra’lı Joseph Land’ın çalışması sonucunda namluların birleşme yerinin döndürülmesi işlemi mekanik hale getirildi. Bu Pepperbox silahlarının dezavantajı, tetik çekildiğinde namlunun otomatik olarak dönmesinin yanı sıra horozunun kalkarak, hedefin görülmesini zorlaştırmasıydı. Samuel Colt 1835 yılında nişan alma sorununu çözdü. Colt, bölümler ihtiva eden, silindiri bulunan ancak silahın namlusunun sabit kaldığı bir tabanca (revolver) geliştirdi. Samuel Colt bunu, silindiri döndüren ve her atıştan sonra aynı hizada kilitlenen bir iç mekanizma geliştirerek sağladı. En büyük dezavantajı silindirin önünden, her bölümün barut ve mermi ile doldurulmasıydı. Arka tarafta her bir bölümün baş kısmında küçük bir kapsül yer alıyordu. Bu yapı da işlemi yavaşlatıyordu. Pepperbox tipindeki ilk Fransız revolveri 1851 yılında yapılan Lefaucheux idi. Yapımından hemen sonra arkadan doldurulan mermilerle birlikte birçok revolver ortaya çıktı. 1900’lü yıllarda en fazla gelişimi bu toplu tabancalar (revolver) gösterdi. Bundan sonraki gelişimleri ise pek fazla değildi. Manufrance gibi 0.25 kalibrelik otomatik silahlar ortaya çıktı. I. Dünya Savaşı’ndan önce Colt 0.45 modeli ve Luger gibi daha geliştirilmiş silahlardan bazıları yapıldı. İkinci dünya savaşından sonra keşfedilen ve silahların namlu ucuna takılan susturucu (silencer) denilen alet patlamanın sesini hafifletmiş; ancak, atış mesafesi tayinini güçleştirmiştir.
Balistiğin Tarihçesi
Bugünkü balistik biliminin kökeni 1800’lü yılların ortalarına dayanmaktadır. Bu tarihlerde bazı esas ve basit prensipler silah ayrımına uygulanmıştır. Bu prensipler daha sonraki yıllarda giderek genişlemiş ve 20. yy’ın başlarında balistik bir bilim olarak ortaya çıkmıştır.
A-İlk Balistik Uygulamaları:
*Londra (1835): Henry Goddard adında bir polis, olayda elde edilen ve çentik taşıyan bir mermi çekirdeğini kendisinin döktüğü ve bütün kalıplardan aynı çentiği taşıyan mermi çekirdeklerine benzerliğini göstererek katil’in mahkûm olmasını sağlamıştır.
*Amerikan iç savaşı (1863): Amerikan iç savaşı sırasında 2 Mayıs 1863’de Virginia, Chancellorville’de Güneylilerin komutanlarından General Stonewell Jackson’un beklenmeyen bir şekilde yaralanarak ölmesi olayında elde edilen mermi çekirdeğinin şekil ve çapından tanımını yaparak, bunun eski tip piyade tüfeklerinde ve genellikle Hill’in tümeninde kullanılan bir tip olduğu ortaya çıkarmıştır. Generalin kendi askerlerinden birisi tarafından kazaen vurulduğu anlaşılmıştır. Kuzey Ordusunda kullanılan mermi çekirdeklerinin generalin ölümüne yol açan mermi çekirdeğinden çok farklı olduğu tespit edilmiştir.
*Minnesota (1897): Minnesota’daki olayda Edward Lawlor, mermi çekirdeğindeki set izlerinin basit tanımını yapmıştır. Winona kentinde, bir genelev işleten French Lou adında bir kadın yüzünden üç genç kavga eder. Bunlardan birisi tabanca ile öldürülür. Sağ kalan iki kişiden hangisinin katil olduğu araştırıldığında, silahların balistik incelemesi yapılır. Olayda kullanılan tabancalardan birisi 32 cal. Smith and Wesson, diğeri ise 32 cal. Hood revolveridir. Duruşma sırasında bilirkişi olarak dinlenen bir silah tamircisi, Smith and Wesson’un namlusunun yivli ve setli olduğunu, Hood marka revolverin namlusunun ise düz boru şeklinde olup sadece uç kısmında gerçek olmayan bazı setler olduğunu belirtmesi üzerine, cesetten elde edilen mermi çekirdeklerinin görünüşünden, katilin 32 cal. Hood marka revolveri taşıyan kişi olduğu ortaya çıkmıştır.
*Buffalo, Newyork (1900): Yiv izlerinden mermi tanımlanması hakkındaki ilk önemli kaynak olan “mermi ve silah” adındaki makale Dr. Albert L.Hall tarafından 1900 Haziranında Buffalo Medical Journal’de yayınlanmıştır. Makalede ayrıntılı olarak yiv ve setlerin ölçümlerinin nasıl yapıldığı, mermi çekirdeği çapının nasıl tespit edileceği açıklanmıştır. Aynı zamanda mermi çekirdeğinin şekil ve tiplerinin üreticilere göre gösterdikleri değişikliklere de değinilmiştir.
B-Balistiğin Bilim Olarak Gelişmesi:
1900’lerin ilk yıllarında balistik bilimi, mermi çekirdekleri ve mermi kovanlarının bir silaha bağlanabileceği veya belirli bir silahtan atılmış olabileceğini ortaya koyabilecek bir noktaya ulaşmıştır.
*Brownsville, Texas ayaklanması (1907): 1907’de Texas Brownsville’de Amerikan ordusunun bir piyade alayının çıkardığı ayaklanmadan sonra, elde edilen bazı mermi çekirdekleri ile birlikte 30 kalibre tüfeklerden atılmış 39 kovan ve olayda kullanıldığından şüphelenilen tüfekler, Frankford Tophanesine tetkik edilmek üzere gönderilmiştir. Tophanedeki personel tarafından yapılan incelemede, hazne arka yüzünün mermi kovanlarında meydana getirdiği izlerin benzerliğine dayanılarak, 33 kovanın şüphe edilen tüfeklerden dördü tarafından atıldığına karar verilmiştir. Olayda elde edilen diğer altı mermi kovanı ile teslim edilen diğer tüfekler arasında bir bağ kurulamamıştır. Mermi çekirdekleri hakkında da bir karara varılamamıştır.
*Paris, Fransa (1909–1923): Paris Üniversitesi’nde Adli Tıp profesörü olan V.Balthazard tarafından açıklanan bir yöntemde delil olarak gönderilen ve deney atışından elde edilen mermi çekirdekleri üzerindeki set izlerinin seri fotoğrafları alınıyor, sonra büyütülerek karşılaştırılıyordu. Balthazard aynı zamanda silahın iğnesi, fırlatıcısı, iticisi ve haznesinin arka yüzünün bıraktığı izlere ve onların karşılaştırılmasına dayanan fotoğraflar vasıtası ile mermi kovanın hangi silahtan atıldığını saptamıştır. Aynı yıllarda bu tür çalışmalar İngiltere’de Sir Sydney Smith, Hugh Pollard ve A.Lucas tarafından yapılmıştır.
*Newyork (1925): C.E.Waite, Philip O.Gravelle, John H.Fisher ve Calvin H.Goddard bir araya gelerek Bureau of Forensic Ballistics adında bir büro kurmuşlardır. Mermi çekirdeği ve mermi kovanı ayırımında mukayese mikroskobu kullanılmıştır. İlk defa uygulanan bu yöntem bugün bile kullanılan standart bir yöntem olarak kalmıştır. Bu büro, daha sonra namlunun içini inceleyen ve setlerin kıvrımını ölçmeye yarayan Helixometer’i geliştirmiştir. "Adli balistik" deyimi de o sıralarda Goddard tarafından kullanılmıştır. Goddard daha sonra laboratuarını Chicago’ya nakletmiş ve 1930 yılında Nortwestern Üniversitesinde Scientific Crime Detection Laboratory’ını kurmuştur.
Balistik bilimi hızla gelişerek günümüzde şu disiplinlere ayrılmıştır:
a) İç Balistik: Ateşli silahın tetiği çekildikten sonra mermi çekirdeğinin namlu ağzını terkedinceye kadar geçen sürede mermi kovanı ve mermi çekirdeğinin durumunu inceler. Balistiğin bu bölümü, kapsül, kapsül ateşlenmesi, barutlar, yanma hızı, yivler, yivlerin sayısı, hazne, namlu boyutları ve hızla ilgilenir.
b) Dış Balistik: Mermi çekirdeğinin namlu ağzından çıktıktan sonra hedefe çarpıncaya kadar geçen zaman içerisinde havanın direnci, mermi çekirdeğinin yer çekimi etkisinde kalması, yere düşüşü, sürüklenişi ve dengesi ile ilgilenir.
c) Terminal Balistik: Mermi çekirdeğinin hedefe çarptıktan sonra, duruncaya kadar yaptığı delme gücü, enerjisini çarptığı cisme iletmesi gibi etkilerle ile ilgilidir. d) Yara Balistiği: Terminal balistiğin bir parçası olup insan ve hayvanlarda meydana gelen yaralarla ilgilidir.
e) Adli Balistik: Ateşli silahlarda kullanılmış mermi çekirdekleri ve kovanların incelenmesi sonucunda belli bir silahtan atıldığını tespit ederek, olaya karışmış diğer silahların ayırımı ile uğraşır. Saçmaların ve barut artıklarının dağılışşeklinden, atış mesafesi tayinini yapar. Ateşli Silah Yaralarının Tespiti ve Laboratuar Yöntemlerindeki Bazı Gelişmeler:
*1878 yılında Prag'da Adli Tıp profösörü olan Hoffmann ateşli silahlarla yapılan bitişik atışlarda giriş yarasında yuvarlak bir boşluk oluştuğunu görmüş ve bitişik atışın tayini için çok önemli olan bu boşluğa "maden deliği" demiştir. Halen "Hoffmann boşluğu" olarak anılmaktadır. *1939 yılında Fransa'da V.Balthazard ateşli silah yaralarının özelliklerini tanımlamıştır.
*Ateşli silahı kimin kullandığını bulmak için, ateşli silah artıklarının araştırılması düşünülmüş ve bu amaçla 1933 yılında Gonzales Testi olarak
bilinen “Parafin Testi” geliştirilmiştir. *Mathews ise, 0.25gr. Diphenylbenzidin’in 100cc. %70’lik sülfirik asit içerisinde eritilmesi ile elde edilen bir solüsyon kullanmıştır. *Steinberg’in uyguladığı yöntemde aseton ile ıslatılmış pamuk svabların şüpheli ele sürülmesi ile barut artıklarının svaba geçmesi sağlanmıştır. *Barut artıklarının aranmasında daha etkili ve özellikli olan bir yöntem de, Griess yöntemidir. Griess reaktifi kullanılarak spektroskopik yöntemle niceleyici nitrit tayini yapılmıştır.
*Harrison ve Gilroy Testi; Artıkların toplanması ve testte kullanılan bileşikler bakımından parafin testinden değişiklik gösterir.
*E.P.Martin ve F.Sturzinger 1974 yılında elde bulunma ihtimali olan atış artıklarının alkol veya sulandırılmış nitrik asitle ıslatılmış hidrofil tipte bir pamuk parçası ile alıp kurşun, bakır, baryum, antimon gibi elementleri sürüm spektrografisi ile tespit etmeye çalışarak, şüpheli kişilerin ellerinde adam öldürme delillerini bulmak için bir yöntem ileri sürmüşlerdir.
*K.K.S.Pillay1974 yılında film tabakası haline getirilmiş saf selülözü barut veya ateşli silah artıkları bulunması muhtemel yüzeylere tatbik ederek bu numunelerde nötron aktivasyon analizi ile baryum, antimon ve bakır’ın eser miktarlarını aramışlardır.
*Ateşli silah patlama ürünlerini aramak için kullanılan bir diğer yöntem de alevsiz atomik absorbsiyon spektrofotometri yöntemidir.
*Steinberg ve arkadaşları, ateş edenin ellerinde bulunabilecek nitrit iyonlarını spektrofotometrik yöntemlerle incelemişlerdir.
*Giysilerde metallerin tayini için kurşun elementinin tesbitine yarayan sodyum rodizonat testi uygulanmýştır.
*Fotolüminesans tekniği özellikle antimon araştırmalarında yararlıdır.
*J.L.Booker, dumansız barut ve artıklarının tespiti için ince tabaka kromotografisiyle barut artıklarının ayırma ve görüntüleme yöntemlerini tanımlamıştır.
*Yapılan araştırmalar sonunda ateşli silah artıklarının tespiti için gaz kromotografisi ile kütle spektrofotometrisinin birleştirilebileceği görüşü de ileri sürülmüştür.
*S.S.Krishnan, eldeki ateşli silah artıklarından kurşunu, atomik absorbsiyon, spektrometri ile, baryum ve antimonu ise nötron aktivasyon analizi ile kantitatif olarak tayin edecek şekilde iki yöntemi bir arada kullanmıştır. Bu yöntemle ateş eden bir el, ateş etmeyen bir elden ayrılmıştır.
*V.R.Matricardi ve J.W.Kilty ateşli silah artıkları patlama ürünlerini tayin etmede, kapsül bileşiminde bulunan baryum, antimon, kurşun gibi elementlerin miktarlarını tespit etmenin bir sorun olduğuna değinerek, bu elementlerin her birinin ayrı ayrı elde edilebileceği bir test tanımlamışlardır. Bu test scanning elektron mikroskop ve onunla birlikte X ışını analizinden ibarettir.
Balistik ve ateşli silah yaraları ile ilgili olarak yüz yılımızda gerçekleşen sayısız araştırma ve yeniliklerin kapsamı bu yazının sınırlarını aşmaktadır. Günümüzde multidisipliner bir çalışma alanı olan adli balistiğin temellerinin bilinmesi, ateşli silahlarla ilgili yaraların doğru bir şekilde yorumlanmasını sağlamaktadır.
|
|
|
| YİVSİZ TÜFEKLERDE İÇ BALİSTİK |
|
Yazar: Sabri - 20-02-2024, 09:58 - Forum: Genel Konular
- Yorum Yok
|
 |
Tanım olarak Balistik; fırlatılan bir cismin uçuş davranışını ve çarpma özelliklerini inceleyen bir mekanik dalı olup, hızlanan cisimlerin bilim ve tasarım sanatını içermektedir. Çoğu zaman da mermi, güdümsüz bomba ve roketler için kullanılmaktadır.
Balistik kelimesinin kökeni Roma İmparatorluğuna dayanmaktadır. Roma ordusu tarafından kuşatmalarda, büyük ok ve gülleri kale surlarına ve istihkâmlara atmak için kullanılan mancınığa Latincede “Balista” denilmekteydi. Bu silahı kullanan personelin hedefe isabeti sağlamak amacıyla hesaplamalar yapması ve silahı ayarlaması, modern balistiğin ilk uygulamalarını oluşturdu. Ateşli silahlarda balistik 1800 lü yıllarda başlayıp, 1900 lü yıllarda bir bilim haline geldi.
Balistik fırlatılan her cisim içi söz konusudur, fırlatılan bir taşın bile balistiği vardır. Golf topunun, dünya kupası için tasarlanan futbol toplarının bile balistiği çok iyi araştırılmıştır. Yivli mermilerin olduğu kadar çok maksatlı kullanımı olan yivsiz tüfeklerin saçma ve tek kurşunların da balistik özellikleri mevcuttur. Yakın ve sınırlı mesafelerde kullanılan yivsiz tüfek için pek de önemsenmiş, üzerinde çok da durulmamıştır. Ancak isabetli atışın sırları da balistik biliminde yatmaktadır. Yivsiz mühimmatının bu özelliklerini bilirsek daha uygun fişek doldurabiliriz, daha etkili atış yapabiliriz.
Ateşli silahlar ilk kez, MS 1250 yıllarında, Çin’de kullanılmaktadır. İlk atılan cisimler gülle mermi türleri değil de, oklardı. 14. yüzyıldan sonra, Avrupa'da çeşitli topların kullanıldığını gösteren belgeler bulunmuştur. 1340'ta bazı belgelerde elde tutulup ya da omuza dayanıp ateşlenen silahlardan söz edilmektedir. 'El silahları' terimi, bundan ancak kırk yıl kadar sonra ortaya çıkmıştır. Tüfeğe benzer ilk ateşli silah 1400'lerde yapılan ve arkebüz olarak adlandırılan küçük bir toptu. 1500'lerde daha gelişmiş tüfekler yapıldı. Bunlar ağızdan dolduruluyor ve fitilli ya da çakmaklı bir ateşleme sistemiyle ateşleniyordu. Bu tüfeklere çakmaklı tüfekler de denir. 1807'de çarpmalı ateşleme sistemi geliştirildi. Bu sistemde, çarpmayla alev alan bir kapsül haznedeki barutu ateşliyordu. 1840'larda çakmaklı ve fitilli tüfeklerin yerini çarpmalı ateşleme sistemiyle donatılmış silahlar aldı.
Balistik olaylar 4 bölümde incelenir:
- İç balistik (Namlu içinde olanlar)
- Geçiş balistiği (Namlu çıkışında olanlar)
- Dış Balistik (Havada seyir halinde olanlar)
- Son Balistik (Hedefe çarptığında olanlar)
İÇ BALİSTİK
İç balistik; tetik çekildikten, yük namluyu terk edinceye kadar geçen süredeki namlu içinde gerçekleşen olayları içermektedir. Aşağıdaki tabloda namlu içinde oluşan durumu kabaca bir izleyelim:
![[Resim: ates-leme-evreleri.webp]](https://i.ibb.co/JK11qDR/ates-leme-evreleri.webp)
Bu evrelere bakarsak
- İğnenin kapsülü ateşlemesi ile barutun yanması
- Barutun yanması sonucu çıkan gazların hacim artışı dolayısıyla basınç ve ısı
- Sıkının ilerlemesi ve bu sırada sürtünme
- Geri tepme
- Namlu salınımı (Namlu harmonikleri)
ortaya çıkmaktadır.
Tetik çekilip, horozun iğneye vurması, iğnenin kapsüle çarpması, kapsüldeki basınca duyarlı kimyasalın (fulminat, bkz kapsül) ateşlenmesi ile sonuçlanır. Kapsülden çıkan alev barutu ateşler. Barutun hızla yanması ile yüksek basınçlı gazlar oluşur. Barutun yanması genellikle saniyenin binde 1-2 si kadar bir sürede olur.
![[Resim: Namlu-ic-i-bas-nc.webp]](https://i.ibb.co/JmvxDYR/Namlu-ic-i-bas-nc.webp)
Barutun yanarak yüksek ısı ve gaza dönüşmesi atım yatağında yer alan kovan içindeki dar alanda kimyadaki gaz yasaları, Boyle yasası (P1.V1=P2.V2) uyarınca ısınan gazların hacmının daha da artması ile süratle basıncın yükselmesine sebep olur. Yüksek basınçlı gazlar önündeki tapanın ağzının açılması ve yükün hareket etmesine kadarki sürede basıncını arttırmaya devam eder. Yük namluda ilerlemeye başlayınca Boyle yasasına uyarak basınç düşmeye bu arada öndeki yük (tapa ve sıkı) ivme kazanarak ilerlemeye başlar. Bu olay namlu çıkışına kadar devam eder.
Yivsiz tüfeklerdeki fişeklerde kullanılan barutları yanma özelliklerine göre; hızlı yanışlı ve yavaş yanışlı olarak sınıflandırılır. Hızlı yanışlı barutlarda basınç daha ani yükselip, daha hızlı düşerken, yavaş yanışlı barutlarda basınç daha yavaş yükselip, daha yavaş düşer.
![[Resim: Ekran-Resmi-2024-02-20-08-38-58.png]](https://i.ibb.co/LRK0r8K/Ekran-Resmi-2024-02-20-08-38-58.png)
İdeal gaz yasasına göre çıkan gazın hacmı V = nRT / p formülü ile hesaplanabilir. (V gazın işgal ettiği ortamın hacmı, n = mol değerinde gaz miktarı R= Sabit, T=ısı, p= basınç). Bu formüle göre yanma başladığında atım yatağı hacmı sabit olduğudan basınç yüksektir. Yeni gaz üretmediğimize göre, sıkının ilerlemesi ile hacım artacağından basınç dramatik bir şekilde düşecektir.
Karabarut kömür (yakıt) Güherçile (Potasyum nitrat = KN03) (oksitleyici) ve Kükürt (dengeleyici) karışımından oluşur. Eğer oksitleyici olmasa Kömürün yanması normalde ocaktaki gibi yavaştır. Ocakta havanın oksijeni yerine, güherçile karabarutta bu görevi yapar. Kapsül tarafından ateşleme yapılınca önce kükürt yanmaya başlar ve kömürü tutuşturur artan ısı güherçile (potassyum nitrat) moleküllerini harekete geçirir, yanma reaksiyonu aniden hızlanır. Bunun sonucunda nitrojen ve karbondioksit gazları, ısı enerjsi ve potasyum nitrit ortaya çıkar. (Bkz Barut)
Oda sıcaklığında karabarut normal hacmının 380 katı kadar gaz meydana getirir. Sıcak hava balonu gibi, ısınan gazlar süratle genişler, normal barut hacmının 3000 katı kadar genişler. Tüm bunlar 25 milisaniye (bir saniyenin ¼ ü) içerisinde gerçekleşir ve biz bir patlama duyarız. Dumansız barutlar ise hacımlarına göre karabarutun 3 katı daha fazla gaz üretirler.
Dumansız barutların çoğu Nitroselüloz tabanlıdır. Çift bazlı barutlarda Nitrogliserin de bulunur. Her ikisi de aslında iyi yanarlar. Dumansız barutların hepsi ayni kimyasal yapıya sahip olsa da yanış hızları barut taneciklerinin şekli, boyutu, kalınlığı ve üzerindeki kaplama malzemeleri ile farklılaşır.
Barutun yanması sonucu çıkan gazlar atım yatağının her tarafına eşit basınç yaratır. Bu arada ortaya çıkan ısı da gazların genişleme ve dolayısı ile basıncını arttırır. Isının her 10o (K) artışı basıncı katlar. Ayım yatağındaki basınç, duvarlarda bir hareket yaratamayacağı için önündeki yükü ittirir. Buradaki basınç fizikteki Paskal kanununa göre P= F/A olarak ( Basınç= Kuvvet/Kesit alanı) olarak hesaplanır. Basınç Paskal cinsinden, kuvvet Kg ve alan m2 olarak hesaplanır. (Basıncın diğer birimleri Bar, Atmosfer, Torr ya da PSI olarak ifade edilir)
![[Resim: bas-nc-c-ap.webp]](https://i.ibb.co/vDrvfqJ/bas-nc-c-ap.webp)
Yukarıdaki şekilde görüleceği gibi kuvvet uygulanan alan ile basınç arasında bir ters ilişki mevcut. Ayni miktar kuvvet alan daraldıkça daha çok basınç üretiyor. Buradan şunu çıkartabiliriz. Namlu çapı daraldıkça ayni miktar barut ile daha yüksek basınç ortaya çıkmaktadır.
Atım yatağı basıncının güvenli miktarları yivsiz tüfekler için de SAAMI (Sportif Silahlar ve mühimmat üreticileri Enstitüsü) tarafından belirlenmiştir. SAAMI standartlarına göre bu miktarlar aşağıdaki gibidir:
![[Resim: Ekran-Resmi-2024-02-20-08-35-28.png]](https://i.ibb.co/5TYb6zG/Ekran-Resmi-2024-02-20-08-35-28.png)
Tablodan görüleceği gibi atım yatağı basıncının güvenlik sınırı yivsiz tüfekler için ortalama 800-900 Bar arasındadır. Aslında yivsiz tüfek imalatçıları, güvenlik sınırını bu değerlerin üstünde tutmakla birlikte özellikle kendi dolumlarını yapanlar için bu basınçlar önemlidir. Basınç değerlerinin aşılması aşırı geri tepme ile konforsuz bir atış getirmenin ötesinde, ahşap dipçik kırılması, tetik grubunun bazı parçalarının bozulması, daha ötesi metal yorgunluğu ile (hayati tehdit yaratabilecek) atım yatağının parçalanması ile sonuçlanabilir. Namluyu tıkayan tapa, kurşun, çamur vs. gibi nedenlerle de, daha düşük basınçlarla da namlunun parçalanmasına sebep olacağını akılda tutmak gerekir.
Atım yatağı basıncı ancak özel laboratuvarlarda bazı düzeneklerle ölçülebilir. Bizim ölçmemiz mümkün değil. Ancak kovan metal dipliğine bakarak, aşırı basınç olup olmadığını bazı dolaylı bulgu ve belirtilerle anlayabiliriz (Bkz Kovan).
Atım yatağında aniden artan basınç, önündeki yükü ittirir dedik. Namlu içindeki olayları dışarıdan gözlememiz mümkün değil. Bunu ancak Röntgen ışınları ile izleyebiliriz.
Yapılan simülasyon çalışmalarında da gösterilmiştir. Basıncın artması ile önce tapa ezlir, bunu takiben fişek kıvrılması açılır, basınç en tepe noktasına geldiğinde fişek henüz 8-10 cm yol almış ve nihai hızının yaklaşık üçte birine ulaşmıştır. Bundan sonra hız giderek artar, ancak fişeğin gerisindeki basınç ta hızla düşerken, namlunun 35-40 cm sinde namlu çıkış hızına yaklaşmıştır. Bundan sonrasında ancak namlu boyunun her 5 cm si için yaklaşık 6-7 m/s hız kazanır. Yivsiz fişekler için namlu çıkış hızı 71 cm namlu boyu için verilir.
Patlayan barut gazlarının yaklaşık %32 si mermiyi itmeye harcanırken, %30 u ısıya dönüşür, ancak %1-2 si sürtünmeye harcanır, kalan gazlar namludan boşalır.
Fişeğin gaz kaçağı olup ittirme basıncının düşmemesi için namluya sıkı sıkıya oturması arzu edilir. Namluya sıkı sıkıya oturma sonucu sürtünme kaçınılmaz bir şekilde ortaya çıkar. İki çeşit sürtünmeden söz edebiliriz. Birincisi statik sürtünmedir. Sıkının ilerleyebilmesi harekete geçirilmesi için yenilmesi gereken bir sürtünme kuvvetidir. Yivsizlerde statik sürtünmeye ilaveten, kovanın açılması, birleştirme konisinin aşılması için bir güç gerekecektir. Tüm bunlar sıkının sürtünmesi ile başlangıçtaki ilk hareketi başlatacak güce bağlıdır. Özellikle hızlı yanışlı barut ve hafif sıkılarda namlu çıkış hızını etkileyecektir.
Diğer bir sürtünme ise sıkının namlu içinde ilerlerken namlu duvarı ile meydana gelen kinetik sürtünmedir. Namlu duvarlarına olan bu sürtünme namlu çıkış hızına ihmal edilebilecek kadar çok az bir etkisi vardır. Önemli olan namlu duvarlarına sürtünme sonucu ortaya çıkan ısıdır. 300 m/s (980 fps) hızlarda sürtünmeden oluşan ısı kurşunu eritmeye başlar. Kurşun namlu duvarlarına sıvaşarak birikmeye başlar. Namlu çapını daraltmaya başlar.460 m/s (1500 fps) eğer çekirdek bakır ile kaplıysa iz bırakmaya, 760 m/s (2500 fps) hızlarda bakır da eriyerek namlu duvarına sıvaşmaya başlar. Namlu kirlenmesinin başlıca sebebi (barut gazı ve artıkları dışında) bu olaydır.
Namlu içindeki tüm bu olanları birçok faktör etkiler:- Fişekteki barut miktarı, yoğunluğu, türü, yanma özelliği
- Atılan merminin, türü, çapı, ağırlığı
- Namlunun çapı ve uzunluğu
- Barut ateşlenmeden önceki ortam sıcaklığı
İç balistiğin sonucunda ortaya çıkan GERİ TEPME ve NAMLU SALINIMI gibi olayları, başka bir başlık altında inceleyeceğiz
|
|
|
| NEDEN SİLAHLANIYORUZ? |
|
Yazar: Sabri - 19-02-2024, 17:55 - Forum: Bireysel Silah Edinme Hakkı
- Yorum (3)
|
 |
Değerli TT forum üyeleri,
Türkiye’de bireysel silahlanma konusu kamuoyu gündeminde ABD gibi ülkelerde görüldüğü gibi büyük bir tartışmaya konu olmamaktadır. Bununla birlikte Umut Vakfının çalışmalarına göre Türkiye 178 ülke arasında silahlanma konusunda 14. sırada yer almaktadır. Emniyet Genel Müdürlüğünün (EGM) bireysel silahlanmaya dair 2017 yılı raporunda sunduğu verilere göre son 10 yılda ruhsatlı silahların sayılarında azalma meydana geldiği görülse de bireysel silahlanma tam anlamıyla tespit edilebilen bir durum olmadığından ruhsatsız veya av tüfeği gibi silahların sayısına dair net bir rakam bulunmamaktadır.
Silah karşıtlarının anlamadığı bir konu şudur. Silah bir alettir, tek başına öldürmez. Öldüren tetiği çekendir. Önce Ülkemizdeki 2017 öncesi 10 yıllık verilere bakalım:
![[Resim: Bireysel.png]](https://i.ibb.co/KwYJsqH/Bireysel.png)
Bu tabloda kesici delici aletlerle tüm yaralanmaların %53 ü meydana gelmiş. Ama kimse kasapta, mutfakta, bıçak yasaklansın demiyor. Kimse insanlar eğitilsin demiyor. Ateşli silah yaralanmalarının da büyük çoğunluğu ruhsatsız silahlarla. Ruhsatlı, kayıtlı silahlarla işlenen suçlar sadece %6. MT Yücel’in T. Barolar Birliği dergisindeki makalesinde de suça karışan silahların %66 sının ruhsatsız silahlar olduğu belirlenmiş:
![[Resim: bireysel2.png]](https://i.ibb.co/zFzb1sT/bireysel2.png)
Aslında Bireysel silahlanma ile silahla gerçekleştirilen ölümlü olaylar arasında ters bir ilişki var:
![[Resim: Bireysel3.png]](https://i.ibb.co/b2yq0BP/Bireysel3.png)
Silahlanmanın çok olduğu ülkelerde adam öldürme, silahlanmanın az olduğu ülkelere göre düşük. Çünkü hem caydırıcılık hem de kendini savunma imkânı silahın çok olduğu yerlerde silahla ölümleri azaltmış görünüyor.
Pekiyi niye silahlanıyoruz?
Bunu Pew Research’ün ABD de ve benim bir forumda yapmış olduğum anket sonuçlarına bakarak değerlendirelim:
![[Resim: Bir3eysel4.png]](https://i.ibb.co/fpC02p1/Bir3eysel4.png)
Hem ABD hem de bizde silah sahibi olma nedenlerinde kişisel güvenlik endişeleri (Bireysel savunma) silah sahiplerinin 2/3 ünün gerekçesinde ilk sırada çıkıyor. Av ve atıcılık daha arka planlarda.
Silah sahipleri kendilerini daha güvende hissediyorlar. Silahı olanların 2/3 den fazlasının birden fazla silahı var:
![[Resim: Bireysel5.png]](https://i.ibb.co/0qCkjLt/Bireysel5.png)
Hem ABD hem bizde en çok tercih edilen savunma aracı tabanca.
![[Resim: Bireysel6.png]](https://i.ibb.co/xYHxJBV/Bireysel6.png)
Bizde ise silah edinmede hem prosedür hem de ekonomik zorluklar, daha kolay alınabilen av tüfeğini ilk sıraya oturtuyor.
İyi de güvenlik güçleri var, silaha gerek var diye bir soru var. ABD de yapılan bir araştırmada güvenlik güçlerinin olaylara müdahale süreleri değerlendirilmiş:
![[Resim: Bireysel7.png]](https://i.ibb.co/RTfKs5s/Bireysel7.png)
ABD Polisinin olaylara müdahalesi çoklukla olay gerçekleştikten sonra, eğer bu bir hırsızlık ise daha geniş zaman boyutunda. Onlarda 911 bizde 155 (şimdi 112) no.lu telefonlara anında ulaşmak bazen gerçekten zor. O nedenle Amerikalı ironi yaparak şöyle diyor “1911 (tabanca) 911 no.lu telefondan her zaman hızlıdır”
![[Resim: Bireysel8.png]](https://i.ibb.co/FYrHkfW/Bireysel8.png)
Özellikle büyük şehirlerin dışına ve kırsal alana kaydığınızda bireysel silahlanma güvenlik açısından ABD de daha önem taşımaktadır.
Silahınızın olması her zaman onu kullanmanızı gerektirmez. Ancak bir sorun olduğunda sizin ve ailenizin hayatını koruyabilir:
![[Resim: Bireysel9.png]](https://i.ibb.co/QYSM50P/Bireysel9.png)
Kendinizi savunsanız bile yasalarda meşru müdafaa sınırları çok kısıtlı. O nedenle yasal yollardan silah elde edenler, silah kullanma konusunda daha bilinçli ve dikkatli.
Bireysel silahlanma sadece kişisel korunmada değil vatan savunmasında da önemli. Kurtuluş savaşında Efeler, Anadolunun işgaline ordular oluşuncaya kadar bireysel silahları ile mücadele etmişti. Kıbrıs’ta mücahitler Türk soykırımına derme çatma bireysel silahlar ile direnmişti. Oysa ki bu çağda Avrupanın göbeğinde bireysel silahları önceden toplanan Boşnaklar, Serebsenitza’da bir katliama uğradılar.
Yasal bireysel silahlanma bir haktır. Eğer silahla yaratılan suçlar varsa bu büyük çoğunlukla eğitim noksanlığından ve yasadışı silahlarla olmaktadır.
Saygılar
|
|
|
| Ev savunması ve meşru müdafaa kavramı |
|
Yazar: Sabri - 19-02-2024, 17:30 - Forum: Genel Silah Sohbetleri
- Yorum (2)
|
 |
Ev savunması, bize Amerika’dan ithal bir kavram. Oralarda silah edinmek çok kolay, dolayısıyla silahlı saldırıya uğrama ihtimaliniz daha yüksek, silahlı suç oranları da bize göre yüksek. ABD anayasasının ikinci maddesi vatandaşlarına silah edinme ve silahla kendini savunma hakkı veriyor. Vahşi batı denilen dönemlerden kalma olmalı…
ABD de “Özel mülk” dokunulmazlığı sert bir kavram. İzinsiz olarak özel mülke tecavüz ettiğinizde öldürme hakkı tanıyor. Benim Chicago da yaşadığım dönemlerde banliyölerdeki bahçeli evlerin duvarına asılı uyarı levhalarına çok rastlardım. “Private property. No transpassing. Violaters will be shoot” yani mealen Özel mülk, girmek yasak, ihlal edenler vurulacaktır…
Bizde ise, siz evdeyken, eve birisinin sizden izinsiz girme ihtimali ve bunun silahlı biri olma ihtimali, size milli piyangodan büyük ikramiye çıkması kadar düşük bir olasılık. Gazete haberleri ve polis kayıtları bunu söylüyor. Diyelim büyük ikramiye size çıktı, izniniz dışında biri diyelim hırsızlık için eve girdi. Siz de eve girene, non-lethal denilen plastik mermiyle ateş ettiniz. Ev içi mesafeler kaç metre? Oda içi mesafeler 3-4, koridor 7 bilemedin 10 metre. Bu mesafede plastik mermi yüksek olasılıkla öldürücü olacaktır. Hele kuş saçması ile yaralamak amacıyla koluna veya omuzuna ateş ettiniz, 3-4 metre mesafede maazallah kolunu kopartırsınız, yivsiz tüfek bu kadar ciddi bir silah. Yivsiz tüfekle ev içinde tek kurşun atılmaz, duvarı delip bitişik odadaki masum birini vurabilirsiniz. Tabanca ile ateş ettiniz, tutturamadınız veya yaraladınız (kalbe gelse bile hemen ölmeyebilir), onda da silah var diyelim, ateş etti vuruldunuz… Zaten silahlı bir kişiyi yaralamak için değil, durdurmak için ateş etmeniz lazım.
Eve giren silahsız birini vurduysanız hatta silahlı birini vurup öldürseniz, bizim ceza kanunları taksirle yaralama ya da taksirle adam öldürme suçuyla tutuklanmanıza, yargılanmanıza, hatta ağır ceza almanıza neden olabilir. Hele kaçmakta olan bir hırsızı arkasından vurursanız, bu tasarlayarak adam öldürme suçuna kadar gidebilir. Adam öldürmenin vicdani boyutlarına değinmiyorum bile…
Eee ben “meşru müdafaa” hakkımı kullandım derseniz o zaman meşru müdafaa şartlarını bilmenizde yarar var.
TCK 25. Madde; “1- Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hal ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez” diyor.
1- Saldırı şu şartlarda olmalıdır:
a) Bir saldırı bulunmalıdır.
b) Bu saldırı haksız olmalıdır.
c) Saldırı meşru savunma ile korunabilecek bir hakka yönelik olmalıdır. Bu hakkın, kişinin kendisine veya bir başkasına ait olması arasında fark yoktur.
d) Saldırı ile savunma eşzamanlı bulunmalıdır.
2- Savunmaya ilişkin şartlar:
a) Savunma zorunlu olmalıdır. Zorunluluk ile kastedilen husus, failin kendisine veya başkasına ait bir hakkı koruyabilmesi için savunmadan başka imkanının bulunmamasıdır.
b) Savunma saldırana karşı olmalıdır.
c) Saldırı ile savunma arasında oran bulunmalıdır.
Meşru savunmada sınırın aşılması hukuka aykırı olarak kişinin kendisine veya bir başkasına yönelik olan bir saldırının ortadan kaldırılması için yeterli olan fiilden daha fazlasının işlenmesi durumudur.
Kanunda öngörülen cezasızlığın uygulanabilmesi için sınırın aşılmasının heyecan, korku ve telaştan ileri gelmesi gerekmektedir.
Kendisine silah doğrultulan kişi korunabilecek bir hakka yönelmiş olan ve gerçekleşmesi muhakkak bir tehlike altında olduğundan haksız saldırıya maruz kalan kişi veya bir üçüncü kişi durumun özelliklerine göre tehlikeyi defedecek uygun araç ve şekilde saldırıyı defetmesi mümkündür. Kişinin ölçülü olan ve haksız saldırıdan kurtulmaya yönelik olan fiilleri meşru savunma kapsamında değerlendirilecektir.
Yani bir saldırı olacak, saldırı devam ediyor olacak, savunma ölçülü olacak yumruk ve sopayla saldıran kişiye daha üst etkili bir silah kullanılmayacak, saldırı anında yanıt veriliyor olacak vs.. vs… İş zor vesselam.
Evde silah bulunması size güven duygusu verir. Haksız saldırıda bulunana karşı bir üstünlük de sağlar. Ancak silahı kullanmaya karar verdiğiniz zaman, tereddüt size pahalıya mal olabilir. Eviniz içinde hasmı vurursanız da, bunun meşru müdafaa sınırları içinde olduğunu ispatlamak bizdeki hukuk anlayışına göre de size düşer.
Silahlı çatışma evinizi, kendinizi, aile bireylerinizi koruma konusunda son aşamadır. Bu aşamaya gelmemek için aşağıdaki tabloda yer alan Caydırıcı, Güçlendirici, Erken uyarıcı önlemleri almanız, zor durumlara düşmenizi engeller.
|
|
|
|